AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-03-12

kategori2

Cumhuriyet, 28 Şubat için de beyaz sayfa yapsa

Pazar sabahı bakkalın kapısına dizilen gazete standının karşısında epeyce oyalandım... Birbirine fena halde benzeyen gazetelerin birinci sayfalarının arasında, ilk sayısını merakla beklediğim HaberTurk'ü aramaya koyuldum.
HT'yi bulamadan bembeyaz bir sayfa gözüme çarptı: Cumhuriyet gazetesi, hükümetin basına yönelik sansürünü protesto etmek için manşetsiz, fotoğrafsız bir sayfa hazırlamıştı. 'Biz Susarsak Kim Konuşacak' başlıklı başyazı haricinde, haber yoktu. Fikir güzel ve dikkat çekici; en önemlisi belden aşağıya vurmadan, bayağılaşmadan da tavır alınabileceğini gösterdi Cumhuriyet...
Başbakan Erdoğan'ın, kendine biat etmeyen medyaya karşı aldığı tavrı gayet anti-demokratik buluyorum. Bir yandan da Erdoğan'ın, kendisini eleştiren basını bu kadar çok önemsemesi tuhaf geliyor... Sanki karşılıklı bir oyun oynanıyor; Başbakan miting alanlarından 'bir kısım medya'ya çattıkça, hem konuşmaları daha renkli oluyor hem de daha çok tartışılıyor... Ona isyan eden gazeteler de daha çok satıyor.

ÇEVİK BİR BELGESİ
Gelelim Cumhuriyet'in basın sansürüne karşı aldığı tavıra... Gönül isterdi ki 28 Şubat sürecinde medyaya uygulanan askeri baskıya karşı da durabilsin, eleştirsin. Tamam, AKP hükümetine muhalefet ettiği sertliği beklemiyoruz. Ama bir gün önce, Taraf gazetesinde çıkan Çevik Bir imzalı 28 Şubat belgeleriyle ilgili, küçük de olsa bir haber koysaydı, Cumhuriyet'in basın özgürlüğü konusundaki samimiyetine inanabilirdik. (http://www.aksam.com.tr/2009/02/28/haber/guncel/1368/cevik-bir-imzali-darbe-emirleri.html)
Söz konusu belgeler yalanlanmadığına göre, aksi ispat edilene kadar doğru olduğunu varsayabiliriz. Hoş, ortada sürpriz de yok. Sabah'ın eski patronu Dinç Bilgin'in, üç yıl önce yaptığı 'şok' açıklamayı hatırlayın:  
'28 Şubat döneminde her şey zıvanadan çıktı. Söylenmemesi gereken şeyleri söyledik, yapılmaması gereken şeyleri yaptık. Gazeteler, patronları ve yönetimleriyle hadlerini aştılar. (...) O devirde bir psikolojik harp vardı. Devletin bazı kademelerinde uzman kişilerce bir plan hazırlanıyor ve uygulama devreye sokuluyordu. Birileri bildirileri size uçuruyor ve yayınlamanızı istiyor. Siz de yayınlamak zorunda kalıyorsunuz. O dönemde her gazetenin askerle teması vardı. İlk önce Ankara büroları devşiriliyordu. Onlar da merkez mutfağı etkiliyorlardı.'
Devşirilen bürolar, bildiri uçurmalar, 'merkez mutfağı' yani yazıişlerini etkilemeler, söylenmemesi gereken şeyleri söylemeler... Medyaya sansür değil, olağanüstü hal ilan edilmiş mübarek!
Peki 28 Şubat'la ilgili belgeler ilk kez yayınlanırken, medyadaki tepkisizliği anlamak mümkün mü? 'Keşke postmodern darbe 29 Şubat'a rastlasaydı da 4 yılda bir hatırlasaydık o günleri' demeye bile gerek kalmadı... Üzeri çoktaaan kapanmış bazıları için.

NEDEN SEÇİM HEYECANI YOK?
Başbakan'la Baykal kapışmasa, Belediye başkan adaylarıyla ilgili dosyalar havada uçuşmasa, yerel seçime 1 aydan az zaman kaldığını hatırlamayacağız bile. Sokaklara seçim afişleri asılmaya başladı, fakat coşku yok. Herhalde yumurta kapıya gelince ortalık yıkılacak ama seçmenin fikrini etkilemek için geç olacak...
Heyecan eksikliğinin nedeni, yerel seçimden sonra ekonominin çok fena sarpa saracağı hissinden kaynaklanıyor olabilir. İngiltere'de bazı bankaların kamulaştırılacağını aylar önce yazmıştım, ABD'de benzer 'el koyma'lar başladı. Amerikan ekonomisi giderek daralır, Avrupa'da İzlanda'dan sonra başka devletlerin iflası konuşulurken, Türkiye'nin bu gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil. Buruk, çok buruk bir bahar olacak.