AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-03-12
- Alıştırıldığımız siyasetçi portresinin tam tersi. Sakin, serinkanlı, ama aynı zamanda karizmatik olabilecek ender bir karışım var onda. Vücut dili ya da retorik oyunlara gerek kalmadan, olduğu gibi yıldızı parlaması da bundan olmalı. Zihnimizdeki politikacı karikatürünün anti-tezi. Anti-Erdoğan ve evet fazlasıyla Ghandi bu Neo-Karaoğlan.
- Belediyecilikten konu açıldığında 'Suyumuz akacak mı, yolda kalacak mıyız?' gibi temel hizmetlerle ilgili soruları yanıtlamayı ayıp buluyor. Bunların zaten olması gerektiğini, 'hizmet' olarak sunulmasının yakışık almadığını düşünüyor. Tıpkı engellilere ya da ihtiyaç içinde olan vatandaşlara yapılan yardımların 'belediye hizmeti' olarak sunulmasının ayıp olması gibi. Anlıyorum ki meğerse çıtamızı o kadar aşağı çekmişiz ki bir belediye başkanına 'Suyumuz akacak mı' der hale gelmişiz! Bu bağlamda, siyasette çıtayı yukarı çekeceğinin de sinyallerini veriyor.
- Adam kayırma, arsızlık, hırsızlık, rüşvet, kolay zenginleşme, akraba kayırma, muhallebici açma gibi düşünceler ona yabancı. Kendi kardeşini bile kayırmayacak bir adam, partizancılık yapmayacağı çok belli. CHP içinde Mehmet Sevigen'e ilk açık tepkiyi verenin o olduğu unutulmasın. Kendi kardeşi için bile 'Suçluysa cezasını çeker' diyebilecek kadar bağımsız.
- Partizancılığa hapsolup sol partilerin geçmiş mağlubiyetlerini reddetme, geçmiş dönemi aklama derdinde değil. İstanbul'daki sol belediyecilik geçmişindeki fiyaskoları bir bir kabul ediyor. Yapılan hataların kabul edilmesi, bunların bir daha yapılmayacağı taahüdü de demek.
- Belediye seçimlerini bir genel seçim havasına dönüştüren Tayyip Erdoğan'a hodri meydan diyor. Halkın adaylara belediyecilikle ilgili sorular değil, ülke politikasıyla ilgili sorular sorduğundan dem vuruyor. Ve eğer şartlar bu noktaya geldiyse, Erdoğan'la da çatır çatır savaşıyor: Sadece bir belediye başkan adayı olarak değil, bir lider gibi.
- Çok net ve açık bir adam. Konuşurken 'Aman yazmayın' ya da 'Aramızda kalsın' gibi savunma reflekslerine itibar etmiyor. Sorulan hiçbir soruyu kıvırmıyor, dürüstçe söylüyor. 'Doğrudan maraz gelmez' ilkesini benimsemiş. Yanlış gördüklerini de, samimi inançlarını da söylüyor.
n Belaltı mücadeleye prim vermiyor. Belaltı mücadele edenlerin eninde sonunda kaybedeceğini, halkın onları fark edeceğini düşünüyor. Bu yüzden kendi afişlerinin yanına asılan 'Dosyacı Kemal'in Dosyası' billboard'ları için hiçbir şey yapmıyor. Partililerin 'Yargıya başvuralım' önerilerine bile yüz vermiyor. Halkın doğruyla yanlış ayırt edeceğine inanıyor.
- Çok şık bir adam. 'İmaj danışmanı'na ihtiyaç olmadan da şık olabileceğini, 'memur tipi' gibi durmadan da mütevazı görünüleceğini kanıtlıyor. Ulaşılması en zor formülü kendi kendi bulmuş adeta: Abartılı olmayan şıklık. Versace'ye karşı Bottega Veneta diyeyim. Kısacası belli bir gusto'nun, zarafetin sonucu bu. Damıtılmış, rafine bir zevk ama göze batmayan, halkı ezmeyen. Maalesef sonradan da edinilemeyen bir kültür. 'Demek ki' diyorsunuz 'Bu bir görgünün sonucu ve bu görgüye sahip olanın şehircilik görgüsü, estetik bilinci de vardır.'
- AKP seçmeninin her seçimde sandığa gitmeye kilitlenen bir kitle olduğunun farkında. Kendisinin potansiyel seçmeninin, kentli oyun ise evinden çıkmaya, oy vermeye, parmağını boyatmaya üşendiğinin farkında. O insanları sandığa çekmek istiyor. O yüzden 29 Mart günü evinizden çıkın ve bu adama oy verin.
- Ve en sona kalan ilk izlenim: Daha görür görmez 'Bu adam yalancı değil, bu adam karşısındaki kandırmıyor, bu adam bir egomanyak değil, bu adam ezmiyor, bu adam dinliyor, bu adam kıymet veriyor, bu adam anlıyor, bu adam gerçekten de dürüst, bu adam espriden anlıyor, bu adam insan, bu adam gülüyor, bu adam sizin bizim gibi' diyorsunuz. Ama daha da önemlisi 'Bu adam iyi bir insan' hissiyatı kalıyor. Ve bu adam hem iyi bir adam, hem de işini bilen, çalışkan biri. Daha ne olsun?
Hürriyet'teki 'çete' Özkök'ten nefret mi ediyor?
Artık bütün medya kolonya kokulu yazar Fehmi Koru'nun gözünü Hürriyet'e diktiğinin farkında. O her ne kadar kıvırmaya, 'gözüm yok' demeye çalışsa da yazdıkları ortada. Üstelik Doğan Grubu'na kesilen cezadan çok önce başladı bu yanaşma. Arşiv ortada,'Beni Hürriyet'e alın' mesajını içeren yazılar çok önceden başladı.
Bütün medya da bunun farkında, nitekim bu yönde pek çok yazı da çıkıyor. Plan o kadar ortada ki hiç kimse de Fehmi Koru'nun savunmalarını ciddiye almıyor. Koru bu kadar aleni çağrı yapıyor.
Ancak koca medyada Fehmi Koru dışında sadece tek bir mecra daha Koru'yu savunuyor: Hürriyet'in ekyazarıyla, Hürriyet'in magazin müdürünün sahibi olduğu medyatava.com. Sürekli olarak Fehmi Koru'nun savunma yazılarını sitelerinde kullanıyor. Koru'ya yönelik eleştiriler ya verilmiyor, ya gizleniyor. Ama Koru'nun kendi yazıları manşetten sunuluyor, hem de istisnasız bir biçimde.
Koru'yla medyatava.com'un sahiplerinin Cihangir'de komşu olmaları yüzünden mi?
Yoksa Koru sayesinde iş bağlandığı için mi?
Bu abartılı övgü gözden kaçmayacak bir hal aldı.
Ama bir başka boyutu daha var bu yayınların. Bu sitenin sahipleri Hürriyet'te çalışmalarına rağmen sanki gizliden gizliye Ertuğrul Özkök'ten nefret ediyorlar... Kendilerine Doğan Grubu'nda yeni bir pozisyon ayarlamaya çalışıyor gibiler...
Mesela aynı site, geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak'ta çıkan Zafer Mutlu'nun villasıyla ilgili haberi de manşete taşıdı.
Fakat daha sonra Fehmi Koru'nun Beykoz'da yaptırdığı süper lüks köşkün de kaçak olduğu ortaya çıktı.
Zafer Mutlu'nun villasını haber yapan medyatava.com, Fehmi Koru'nun kaçak köşkünü görmezden geldi. (Koru'nun kaçak köşkünün belgeleriyle ayrıntıları odatv.com'da var.)
Apaçık bir çifte standart var.
Bu sitedeki Ertuğrul Özkök ve Zafer Mutlu aleyhtarı kampanyanın nedenlerini merak ediyorum. Bu site apaçık Doğan Grubu'nun iki önemli ismine karşı cephe olanlarla yandaş oluyor.
Dönemin gereği mi? Bu yüzden mi Fehmi Koru'ya yanaşılıyor?
'Ye kürküm ye' yerine 'Ye sitem ye' mi?