AKŞAM GAZETESİ | CUMARTESI | 14 MART 2009, CUMARTESİ
Mahsun Kırmızıgül'ün bu hafta vizyona giren 'Güneşi Gördüm' filmi en az ilki kadar ilgi çekeceğe benziyor. Ölüm, ayrılık, kavuşma gibi 'şok' sahnelerinin yanı sıra finaliyle akıllarda uzun süre yer edecek.
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm... Güneşi gördüğünde öleceğini bile bile açan berfinlerin açıp can verdiği, son 30 yılı cehenneme hibelenmiş o güzelim coğrafya... Ateşin sadece düştüğü yeri değil, her yeri kavurduğu, silahların sözlerin nefesini kestiği, Allah'a emanet çocukların kaderinin meçhul kaldığı yüzlerce yıllık topraklar, topraklarımız... İlk filmler yönetmenlerin zorlu sınavlarıdır. Daha zor olan ise ikinci filmler! 'Güneşi Gördüm', Mahsun Kırmızıgül'ün filmografisinde her ne kadar ikinci film görünse de gerek konusu gerek anlatım açısından ilk film özellikleri taşıyor. Son derece etkili kullandığı şokları (kavuşma, ayrılma, ölüm sahneleri), en az Kırmızıgül'ün ilk filmi kadar başarılı hatta fazlası var. Sadece bu da değil, güneşin sürekli tekrarlanan bir simge olarak fonda kullanılması, sinemamızda adım başı görülmeyen bir olgu olarak dikkatten kaçmıyor.
ÇEVRESİ ONA İNANIYOR
Kendine özgü işler yapacak bir yönetmeni müjdelemek için belki biraz daha bekleyeceğiz ama ayak seslerine bakarak yere sağlam bastığını söyleyebiliriz.
'Güneşi Gördüm', Kürt sorununa hem cesur yaklaşımı hem de bizler/onlar çerçevesinden almaya çaba sarf etmemesi ile ayırt ediliyor. Böylelikle film şovenizm illetine kapılmadan akabiliyor. Kırmızıgül'ün yolunun Güneydoğu'daki mayınlar kadar riskli olduğunu söylemeye gerek yok. Ama o çevresindekileri (başta oyuncu kadrosu) inandırmışa benziyor. Sanırım 10 yıl önce kimse hatta kendisi bile metaforlarla dolu bir filmin yönetmeni olarak jeneriklere geçeceğini düşünmüyordu. Sarıkamışlı bir ailenin trajedisini verirken Doğu halkının şehirle uyumunu biraz ıskalamışa benzese de, akışın içinde tüm anlatılanın zaten yoğun olduğunu göz ardı edemeyiz. Eleştirmenlerin çabucak reaksiyon gösterip 'filmin içine çok şey doldurulmaya çalışılmış' yorumunu, salondan yeni çıkan birinin gazeteci sorusu karşısındaki şaşkınlığına veriyorum.
Kırmızıgül'ün gerçek problemi, filmin belli bölümlerinde akışı kesercesine didaktik metinlere, diyaloglara dayanmış olması. Kendisini ifade edebilen bir filmde bunlar çok daha az yer tutmalıydı. Bunları tamamen azalttığı gün, kendisinden daha farklı bahsedildiğini görecek.
ERKELERE SİTEM
Film eleştirmenleri, köşe yazarları, 'Mahsun Kırmızıgül' etiketine bağlı kalarak yorum yapacak olanlar ne derlerse desinler. Ülkesinden kazandığı parayı yine ülkesine yatıran, girilip çıkılsa da delik deşik de edilse o dağlar kadar yürekli bir adamın sinema yoluyla kendini ifade ediş biçimini alkış ve saygıyla karşılamalıyız. Barış ve kardeşlik mesaj olarak artık eskimiş olabilir. Ama 'Güneşi Gördüm'ün ulaştığı noktada Devlet Baba'ya, tüm babalara, erkeklere sitemi, sanırım bu filmi ileride yeniden değerlendirmek üzere aklımızın bir köşesine kazıyacak. Bitip tükenmek bilmez maçoluklarıyla aslında erkek nesline finali itibariyle rest çekişi unutulmayacak. Sorunu belki de analarımız çözecek. Yeter ki hepimizin anasının ana olduğunu unutmayalım ve hepimizin insan... 'Dağlara gel' türküsüyle 'dağlar seni delik deşik ederim' türküsü arasına sıkışmış, 'gitmesek de görmesek de bizim olan o köyün' insanlarının hikayesi... İnsan olmanın yettiği insanlar için...
GÜNEŞİ GÖRDÜM
****
Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül Senaryo: Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular: Mahsun Kırmızıgül, Demet Evgar,
Altan Erkekli,
Hande Subaşı,
Şerif Sezer...
'7 Yaşam'ı kurtarmak
Acılarımızı ne ya da kim dindirebilir? Kızgın bakmayan bir çift göz, sevdiklerin için atan bir kalp ya da yardıma muhtaç bir anneye uzattığın el... Peki bunlar, susmak bilmeyen iç sesimizi durdurabilir, bizi sakin bir kumsalın kıyısındaki bir evde huzura erdirebilir mi? Yaşamın kısalığına bir de günlük ihtirasların, alıngan kırılganlıkların güdüklüğünü ekleyerek yalpalaya tutuna yürümeye çalışmak... Kaç kişi 'iyi biri misin' sorusuna yanıt verebilir?
Vergi dairesinde çalıştığını düşündüren Ben Thomas (Will Smith), Tanrı'nın 7 günde yarattığı dünya yaşamını 7 saniyede yok ediyor. Kendisini her saniye takip eden suçluluk duygusundan kurtulmak için başvurduğu yol hayli sıra dışı. Gerçekten iyiliğe, yardıma muhtaçları kendi yöntemleriyle seçen, bu yolda hiçbir kısıtlayıcı engelin kendini durdurmasına izin vermeyen Ben, 7 günde yaratılan ve kendisinin 7 saniyede yok ettiği yaşamlara karşılık, 7 yaşamı düzlüğe çıkarmayı hedefleyecektir. O yaşamlardan biri, her anlamda 'kalbini' vereceği Emily Posa (Rosario Dawson) ya da sözleri değilse de gözleri görmeyen telefon santral memuru Ezra Turner (Woody Harrelson) olmuş hiç fark etmez. 2001 yılında yaptığı 'L'Ultimo Bacio' (Son Öpücük) adlı filmle bir anda dikkatleri üzerine toplayan, 2006'da yine Will Smith ile bu kez 'The Pursuit of Happyness' adlı filmde görünüp kaybolan İtalyan yönetmen Gabriele Muccino, yine kendi tarzında duygusal dramalarla devam ediyor.
WILL, SİNEMAYA BAŞ KOYMUŞ
Will Smith ise kendisini seven fanatik kitlesini sinemasal anlamda üzmeyecek gibi. Kat ettiği yol ve halinden belli çalışkanlığıyla en azından sinemaya baş koymuş. Seven Pounds (Yedi Yaşam)'da Smith'in gülümsemeden hüzne, oradan şaşkınlık ve korkuya yönelen, uçlarda dönüp duran gözleri de insanı zaman zaman beklenmedik şaşkınlıklara sürükleyebilir... Bütün bunların ışığında, artık sonlara doğru 'bu kadarı fazla' dedirten bir 'merhamet' filmi 'Yedi Yaşam'. İnançla ilgili aradaki sıcak çizgiyi elden bırakmadan işleyebilen bir film. Sanki bir kıyıdan bize seslenir gibi: 'İyilik yap denize at'... Tüm projektörlerin üstünde olmadığı zaman da iyilik yapabilenlere ve iyiliklerini boğmayanlara...
YEDİ YAŞAM
***
Yönetmen: Gabriele Muccino
Senaryo: Grant Nieport
Oyuncular: Will Smith, Rosario Dawson, Woody Harrelson
BARIŞ BARDAKÇI