Günlerdir kafam Deniz Seki ile meÅŸgul... Benim dikkatimi çeken iki büyük yetenekten biridir Deniz Hanım. DiÄŸeri de Niran Ünsal'dır (ÅŸu sıra TV programlarını keyifle izliyorum)... Bu ikisinin de 'Mercedes'le odun taşıdıklarını', kapasite ve potansiyellerinin çok altında yol aldıklarını, gelecek tasarımlarını yönetemediklerini düÅŸünürüm...
Bir başka ortak yanları da sevgili Jan Nahum'un deyişiyle 'Sosyal frenlerinin zaman zaman tutmamasıdır'... Son İbo Show'da tamamen patlamış olan sosyal frenler hani...
Sosyal frenler bazı siyasi liderlerde de gevÅŸektir... Bu durum en iyi nasıl anlatılır, hangi 'metafor' kullanılır (milletimiz her ÅŸeyi en iyi metaforla -mecazla- anlar çünkü), diye düÅŸünürken; benim kalbimdeki BJK BaÅŸkanı Fikret Orman dostum imdadıma yetiÅŸti...
Dedesi Ali Orman'ın bir öÄŸüdü ÅŸöyleymiÅŸ:
'Para ve mevki yemek gibidir. Hızlı yersen gaz yapar. Gaz öyle bir ÅŸeydir ki, dışarı çıkarırsan karşındakini, çıkarmaz içerde tutarsan da seni rahatsız eder...'
Bu öÄŸütten sonra 'Arif'e tarif gerekmez' diyelim ve susalım...
İnternet 'oyunları'...
İstanbul 2010 Avrupa Kültür BaÅŸkenti Ajansı Yürütme Kurulu BaÅŸkan Åžu habere bir bakın: 'Dün bazı medya ve haber sitelerinde 2010 Avrupa BaÅŸkenti Reklam Ajansı BaÅŸkanı Nuri ÇolakoÄŸlu'nun istifasıyla ilgili yayınlanan haberlere yönelik Nuri ÇolakoÄŸlu, Marketing Türkiye'ye açıklama yaptı. Nuri ÇolakoÄŸlu, istifa haberlerinin doÄŸru olmadığını, böyle bir sürecin de yaÅŸanmadığını söyledi.' Nasıl?.. Neresinden tutsanız elinizde kalır. Haber yalan. Nuri ÇolakoÄŸlu'nun unvanı yanlış (Reklam Ajansı BaÅŸkanı deÄŸil, Kültür BaÅŸkenti Ajansı Yürütme Kurulu BaÅŸkanı).
Her gün bunun gibi onlarca deli saçması haber dönüyor internetin 'çengel ormanlarında'... Bizim 'kopyala yapıştır iletiÅŸimcilerimiz' de herhangi bir araÅŸtırma, ölçümlemeye bakmadan, Obama kampanyasından etkilenip basıyorlar yorumu: 'Bloglar falan çok önemli mecradır...'
İnternet ortamının en güvenilmez mecra olduÄŸunu iddia ettiÄŸimizde -ki iletiÅŸim kanalları hakkında yapılan güven aralığı ölçümlemeleri bunu gösteriyor- bize kızıyorlar... En güvenilmez diyoruz; özellikle bazı tanımlı kitleler baÅŸta olmak üzere kısa süreli ataklarda 'etkisi olmaz' demiyoruz... Bir de bu iÅŸler ABD'de baÅŸka çalışır bizde baÅŸka çalışır, diyoruz. Kopyala yapıştır akıl iÅŸlemez bizde, diyoruz... Hepsi bu...
Umut'un Fikret Hakan'ı var...
Bİr filme bir oyuncu için gidilir mi? Bence gidilir... ÖrneÄŸin gençliÄŸimde afiÅŸte Romy Schneider'in adını gördüm mü, kendimi anında sinemaya atardım... Benim 'tüm zamanlarımın en iyi' iki filmimden birini, Camdaki Kadın'ı (Pierre Granier-Deferre) öyle yakalamıştım. DiÄŸeri, 'Dünyaya DüÅŸen Adam'dır (Nicholas Roeg)...
Geçen hafta Umut'un (aynı zamanda filmdeki çocuÄŸun adı) galasına gittik. Dünyanın en zor, en yaman çeliÅŸkilerinden birine el atmış film. 'Vazgeçmek özgürlüktür' falan türünden entel özdeyiÅŸlerin burnuna halka takıp yerlerde sürüklüyor... İnsanın böÄŸrüne taÅŸ gibi oturuyor. Ve filmde devleÅŸen bir Fikret Hakan var. Hani oralarda olsa, 'Actor in a Supporting Role' Oscar'ını kafadan almış herkese nal toplatmıştı...
Fikret Baba özlemiÅŸiz seni!..