GeçtiÄŸimiz günlerde Brezilya'da, üvey babasının tecavüzüne uÄŸrayan ve hamile kalan 9 yaşında bir kız çocuÄŸuna doktorlar hayati tehlikesi olduÄŸundan kürtaj yaptılar. Kilise, Vatikan'ın da desteÄŸiyle buna ÅŸiddetle karşı çıktı ve kürtaja izin verenleri 'aforoz' etti. Kiliseye göre o kız çocuÄŸu gerekirse ölmeliydi, ancak kürtaj yapılmamalı idi. Çünkü dinen kürtaj yasaktı. BaÅŸpiskopos, bu kararın gerekçesi olarak, 'Tanrı'nın kanunlarının insanların kanunlarından her zaman üstün olmasını' gösterdi. Yanlış okumadınız. Bu olay OrtaçaÄŸ'da deÄŸil 21. Yüzyıl'da geçiyor. İrtica'yı sadece İslam ile iliÅŸkilendirenler bu olayla biraz da olsa utanıyorlar mı bilmiyorum. Fransa'da öÄŸrenciyken, bizdekileri fersah fersah sollayan birçok 'dinci' Hıristiyan tanıdığımdan, benim için sürpriz olmadı bu olay.
Aynı günlerde, TÜBİTAK tarafından çıkarılan ülkemizdeki en tanınmış popüler bilim dergisinin Darwin ve Evrim teorisine ayrılmış sayısının sansüre uÄŸradığına dair haberler bilim camiasını sarstı. Olayın bilimsel düÅŸünceye yapılan bir 'saldırı' niteliÄŸinde olmayıp, salt teknik idari bir arka planı olmasını ümit ederken, TÜBİTAK yönetiminden bu konuda diÅŸe dokunur bir savunma gelmemesi hayal kırıklığı yarattı. Bilimsel yönden evrim teorisinin kesin olarak kanıtlanıp kanıtlanmadığını deÄŸerlendirmeye yetkin deÄŸilim. Olayın vahameti zaten bu noktada deÄŸil. Olayın vahameti, tüm dünyada her dinden 'dinci'lerin Darwin'in Evrim teorisini özgür bilimsel düÅŸünceye açtıkları savaşın ana 'sembolü' olarak seçmiÅŸ olmaları. Bu olay ile TÜBİTAK, bilmeyerek de olsa, 'İrtica'nın 'Bilim'e karşı açtığı 'savaÅŸ'ta en olmayacak tarafa 'mühimmat' saÄŸlamış oldu. Üstelik dünya bilim camiasında onarılması çok güç bir itibar kaybına uÄŸrama pahasına.
Fransızların 'demokratikleÅŸme' dedikleri bir kavram var. Bir ÅŸeyin sadece yöneticilerin, soyluların ve elitlerin tekelinde olmaktan çıkarak halka inmesi anlamına geliyor. ÖrneÄŸin 'hukuk eÄŸimi almanın demokratikleÅŸmesi', eskiden sadece soylu veya elitlerin çocukları hukuk eÄŸitimi alabilirken, bugün sıradan halk çocuklarının da bu eÄŸitimi alabilmesini ifade ediyor. Cumhuriyetin yönetici elitlerine yöneltilen en haklı eleÅŸtirilerden biri, 'laiklik' gibi, topluma yararlı olacak birçok iyi geliÅŸmenin 'tepede' kalması, 'tabana' yani halka yeterince indirilememesi. Son geliÅŸmeler ister istemez, 'laiklik demokratikleÅŸtirilemedi ama, acaba ters yönden, yani tabandan tepeye, irtica mı demokratikleÅŸtiriliyor?' sorusunu akla getiriyor
'İrtica' demek, aşırı dinsel baÄŸnazlık demek. Akıl, mantık ve bilim ile dinsel inancı 'haksız rekabet' oluÅŸturarak çatıştıran 'dinci'dir. Bilim ile dini barıştırmaya, dinsel inançlarını akıl ve mantığı göz ardı etmeden yaÅŸamaya çalışan ise 'dindar'dır. Türkiye'de yönetici elitler son 20 yılda baÅŸörtüsü gibi sembollerle, yani 'yeldeÄŸirmenleriyle' savaÅŸmaktan, bu ayırımı doÄŸru biçimde yapamadı. Gün olup devran dönünce aynı postlara oturan yeni yönetici elitler ise bilim dergilerinden evrim teorisi dışlayarak, yine sembollerle, yani yeldeÄŸirmenleriyle mi savaÅŸacak? Bu ülke rasyonalite yolunda bir arpa boyu dahi ileri gidemeyecek mi?
'OrtaçaÄŸa geri dönmek' metaforu, Batı'nın OrtaçaÄŸ'da yaÅŸadığı aşırı dinsel baÄŸnazlığı, yani 'irticayı' ve bu arada, din adına, bilimsel geliÅŸmeleri reddetmeyi hatta cezalandırmayı ifade ediyor. Türkiye'nin gerçekte hiçbir zaman Batı'nın yaÅŸadığı anlamda bir 'OrtaçaÄŸ' yaÅŸamadığını biliyoruz. Yoksa bu 'eksiklik' yavaÅŸ yavaÅŸ telafi mi edilmeye çalışılıyor?!