AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-03-14

kategori2

Birand bu ressamı neden parlatıyor?

Geçen hafta sonu Kanal D Haber'de Deniz Arman'ı izlerken belli sebeplerle yapıldığını düşündüğüm bir kıyak haberine rastladım. İstanbul'da ilk defa sergi açan genç bir ressamın haberiydi bu.
Mehmet Ali Birand hafta sonu kostümüyle, yani spor bir mont ve atkısıyla galeriye giriyor. Genç ressamla sohbet ediyor ve sonra ressamın hikayesini izlemeye başlıyoruz.
'İkisi de Galatasaray Liseli' mantığı üzerine kurulmuş bir haber bu. 'İkisi de Galatasaray Liseli, biri uzak ara eski mezun, diğeri yenilerden, eskiyi zaten tanımayan yok, yeniyse bilinirlik yolunda emin adımlarla ilerliyor, o bir ressam, adı Barış Göktürk...' diyor dış ses ve Birand 'Yetenekli olanları çok iyi ayırır Galatasaray' diyor. Tüm haberde ettiği tek söz bu zaten...
Barış Göktürk, 27 yaşında iyi eğitimli biri. New York'ta yaşıyormuş. Farklı işler yapmaktan hoşlanıyormuş. Zaten haberde 'Farklıyım' da diyor. Ne hoş, genç bir ressam. Ancak Birand'ın orada oluşu ve haberin veriliş şeklinden belli ki bir 'tanıdık' işi söz konusu.
Aradan geçiyor iki gün... Şule ile Gün Arası'nı izliyorum ve yine aynı haber veriliyor. Bu sefer iyice emin oluyorum, hatta 'Acaba Birand'ın akrabası mı?' diye düşünmeye başlıyorum... Akraba olmasa bile 'Tanıdık çocuğu' olduğu kesin. Birkaç saat sonra CNN Türk'te rastladığım haberi ertesi gün yine Kanal D'nin bir ara haberinde daha izliyorum. Ve pes doğrusu demekten kendimi alamıyorum.
Genç sanatçıların desteklenmesine değil elbette çektiğim 'pes'... Neler, kimler, ne genç yetenekler var Türkiye'de...
Birand'ın genç yeteneklere destek olmak gibi bir misyonu varsa, aynı sıklıkta ve aynı 'özen'le onları da görmek isteriz bültenlerinde....

Zengin erkek  fakir kız aşkı
TOMRİS Giritlioğlu şüphesiz dizi-film sektörünün en güçlü kadınlarından biri. Gücünün yanı sıra tavırları, soğuk mesafesiyle sektördeki birçok ismin çekindiği, korktuğu biri.
Beyaz Türkler gibi sinema-dizi işlerinde de kişiler 'beyaz' olarak ayrılıyor şüphesiz. Kaliteli işler yapanlar ve avam olanlar. O 'beyaz'lar listesinden herhangi biri, bir projede anıldığında biliyoruz ki kaliteli bir iş geliyor... Giritlioğlu'nun adını duyduğumuzda da ilk fikrimiz bu oluyor.
Ancak... Son aldığım duyumlar beni hayal kırıklığına uğratmadı desem yalan olur. Star TV'ye 'Kül ve Ateş' isimli bir dizi yapma hazırlığındaymış Giritlioğlu. Ağustos ayında çekimlerine başlanacak dizinin konusu zengin ve fakir iki ailenin gençleri arasında yaşanan aşkmış. Oyuncu seçmeleri bile başlamış.
Bu kaçıncı zengin-fakir aşkı Allah aşkına? Türk sinemasının ilk yıllarından bugüne, bu kaçıncı? Yeni bir konu, yeni bir fikir üretilemiyor mu? Baydı artık izleyici aynı klişeyi izlemekten.
Amerikan dizi sektörünü sık sık örnek gösterip 'Haftada sadece 20 dakikalık bölüm yazıyorlar' diyeceğinize, adamlar senaryoda, fikir üretmede, riske girmede nerelere geldiler ona bakınız lütfen!
Diğer yandan günümüzde bu olayın pek de gerçekliği kalmadı. Artık erkekler evlerinde çalışan kadınlarla aşk yaşamıyor! Genç nesil aşk-meşk işlerine statü artışı ya da statü uygunluğuna göre karar veriyor.
İyisi mi senaristler biraz hayata karışsın. Hem daha gerçekçi hem de sonunu bilmediğimiz konular ortaya çıkartabilirler.

Kıyafetleri  pazarda satılıyor
HAZIR dizi konularına girmişken devam edeyim...
Aşk-ı Memnu'da -her nekadar dublaj başarısı olarak eleştirilse de-Nebahat Çehre'nin öne çıkışı tartışılmaz.
Şimdiye kadar rol aldığı tüm dizilerde giyim tarzıyla dikkat çekmiş, hayran kitlesi oluşturmuş biri Çehre. Kadınlar ona bayılıyor. İleri yaşına rağmen bakımlı, şık ve zinde oluşu 'örnek' alınmasına sebep oluyor.
Son günlerde birçok farklı kesimden 'Nereden giyiniyor?' sorusunu duyuyorum. Kadınlar onun kıyafetlerinin aynısına sahip olmak istiyor.
Okurlardan gelen maillerden de anlaşılıyor ki pahalı da olsa, boyu da aşsa o elbiselere sahip olunmalı. Araştırdım ve öğrendim... Çehre 'sabit' bir yerden giyinmiyor.

Kriz her keseyi  farklı etkiliyor
MEHMET Kutman'ı tanır mısınız? Tanımasanız bile hakkında az-çok bilginiz vardır eminim. Gerçek bir finans dehasıdır kendisi. İlginç ve matematiğe yatkın bir beyindir. Elbette para kazanmaya, kazandırmaya da iyi çalışır kafası.
Tüm bu yetenekleri dışında bilinen bir zaafı daha vardır. İyi yaşamak, gezmek ve eğlenmek. Yani konforuna ve lüksüne düşkündür.
Her ne olursa olsun hayatından ve zaaflarından ödün vermez, eğlenir ve gezer. Evinde verdiği davetler dillere destandır. Hakkında hep sosyal hayatıyla ilgili dedikodular dolaşır.
Bir ara krizden etkilenenler listesinde adı dolaşıyordu. Son dönemlerde ise anlatılan bir olay Kutman'ın o kriz listesinin yakınından bile geçmediğini gösteriyor... Duyduğum andan beri fıkra etkisi yaratan olay şöyle anlatılıyor; Kutman geçenlerde yakın arkadaşlarıyla Maldivlere gitmiş. Bu 'yakın arkadaşlar'ı tatile kendisi davet etmiş. Hepsine deniz kenarı bungalovlarından tutmuş. Yenmiş, içilmiş, eğlenilmiş. Tatil dönüşü uçakta arkadaşlarına bir de söz vermiş. 'Şu kriz biraz hafiflesin de Bora Bora'ya gidelim.''