AKŞAM GAZETESİ | Türe Özçelik | 2009-03-14
Celal Duru'nun Maarif Koleji'nde şekillenen yaşamı, 12 Eylül öncesi henüz 22 yaşındayken sona ermişti.
Kadıköy'ün Maarif Koleji'ni bitirmişti. Yıllar öncesinin bu saygın okuluna çocuklarını vermek için yarışan veliler arasında Celal Duru'nun ne annesi vardı ne de babası. Sınavdan aldığı yüksek puanla parasız yatılı olarak gelmişti. 11 yaşındaydı. Anneannesinin ördüğü yün süveterleri sırtına yapışıktı sanki, okul ceketinin içine zorla sığdırırdı. Anne ve babasından söz ettiğini duyan olmadı. Bir akşam, bitmek bilmeyen etüt saatlerinden birinde annesinin yeni kocasıyla Mersin'e gittiğini söyledi. O kadar.
Lisede okul kırmalarının, gece gezmelerinin baş oyuncusu oldu. Anneanne istediği kadar sayıp döksün yanaktan bir makasla kandırırdı onu. Ayaklarını neredeyse hiç kaldırmadan yürürdü. Yüzünde yarım kalmış bir gülümseme ile elinden düşürmediği sigarası ve tespihi 3-5 yıl sonra, cenaze törenine gelen arkadaşlarının gözlerinin önünden hiç gitmedi.
Aile sıcaklığından uzakta şekillenen ruhundaki ergenlik haykırışları dönemin siyasi çatışmalarında kendine yer bulmuştu. Anneannesinin kagir evinde, Atatürk fotoğrafının altında, çıtır çıtır yanan sobanın yanı başında güvendeydiler. Devrimci liselilerle çay ve sigara eşliğindeki tartışmaları uzadıkça uzar, kan çanağı gözlerle okula gelirdi.
DEVRİMCİ ROMANTİK OLMAZ
O dönemlerde Maarif Koleji'ni bitirenlerin hemen hepsi iyi üniversitelere girerdi. Okulun mezunları 'martı' diye çağrılırdı. Martıların çoğu ODTÜ ile Boğaziçi Üniversitesi'ne geçti. Celal Duru, İktisat'ı kazanmıştı. Ama onu arayanlar Boğaziçi'nin kampusunda bulacaklarını bilirlerdi. Yakışıklıydı, komikti. Kızlar bayılsa da böylelerine, onun kız arkadaşı yoktu. İçinden geçerdi de dile getirmezdi belki. Devrimci cephede romantizm olmazdı. Okey oynadıklarında da çevreden görünme korkusu yaşarlardı. Devrimci, adam okey oynar mıydı hiç?
Karaborsanın, kuyrukların Türkiyesi'nde daha 20'li yaşlarındaydılar. Tam bağımsız Türkiye'de, Amerikan postalı görmeden yaşamak istiyorlardı. Hepsi kıvrak zekalı, ateş bedenliydi. İdealsiz ülke yöneticilerine karşın, vatanını, bayrağını, milletini, devletini seven idealist gençlerdi onlar. Sloganlar atmak, gece yarısı duvarlara yazı yazmak, bildiri dağıtmakla üstesinden geleceklerine inançları tamdı. Canları değersizdi. Atıveriyorlardı ortaya genç bedenlerini, hiç acımadan.
Bir sabah, B.Ü. Sosyal Bilimler Fakültesi'ne boydan boya bir afiş asıldı. Geceden alelacele hazırlanmış. Üzerinde, Celal'in kendine benzemeyen fotoğrafı ile doğum ve ölüm tarihleri var; (1956-1978) Seni Unutmayacağız... Arkadaşları ilk ölüm acısıyla tanıştı. Yürekleri kavruldu. Celal kaçırılmıştı. Üzerinde sigara söndürmüşler. Sonra da şakağına bir kurşun. 29 Nisan günü Bulgurlu Mezarlığı'nda Celal'in ne anası vardı, ne de babası. Kıymetlisi, anneannesi bastonuyla kalakalmıştı oracıkta.
Kadıköy Maarif, Celal'i hiç unutmadı. Her dönem kulaktan kulağa anlatıldı durdu. Geçen akşam Şifa Yokuşu'ndan inerken, Maarif Koleji'nin (şimdiki Kadıköy Anadolu Lisesi) bahçesinde açılan Duru Tiyatro'yu gördüm. 'İşte' dedim, 'Celal'in soyadını okulun tiyatrosuna vermişler'. 'Hayret' dedim sonra 'Bir 12 Eylül şehidinin adı yaşatılıyor.'
Nerdeee!! Duru Tiyatro'yu kuran oyuncu Emre Kınay ile Emine Ün'ün kızlarının adıymış meğer 'DURU'... Olsun, Maarifliler o adı gördükçe hep Celal'i hatırlayacaklar.
CARMEN ELECTRA BİLE ŞAŞIRDI!
Sevgİlİler Günü'nde Beyaz Show'a konuk olan ünlü model Carmen Electra'ya Türk misafirperverliğini ziyadesiyle gösterdik. Her zamanki gibi... Seyahatini sigortalattık, en iyi otellerde ağırladık, hediyelere boğduk. Televizyonda 3 saat yer aldı. Üstüne bir de para kazandı ve gitti. Beyaz'dan işini (!) de aldı bir güzel. Batı'dan gelen modası geçmiş şarkıcı ve manken kısmına milletçe gösterdiğimiz bu müfrit ilgiye onlar da şaşıyor aslında. Electra saflık edip durumu açıkça ortaya koyuvermiş; 'Amerika'daki programlarda ancak 5 dakika gibi bir zaman ayırırlar. Burada 3 saat ekrandaydım ve hep benimle ilgilenildi' diyor.
Bu ilgi onları şaşırttıkça şımartıyor. Şımarttıkça 'Ben neymişim be abi' havasına sokuyor. Ben neymişim dedikçe de, adam yerine koymuyorlar milleti. Electra da, canı istedi basın toplantısını iptal etti, hiçbir gazeteye özel röportaj için zaman ayırmadı, haftalar öncesinden 'Carmen gelecek' duyurusu yapan otelin müşterilerini de ciddiye almadı ve Uludağ'a gitmekten son anda vazgeçti. 'Dağdaki hava koşulları sert' dedi. Otel yetkilileri zor anlar yaşadı. Birileri, Uludağ'ın, Sahil Güvenlik dizisindeki denizden farklı olacağını organizasyon yapılmadan önce Electra'ya söylemeliydi.
Bu arada ekleyelim, 3 yıl önce New York'ta yolda gördüğüm Carmen Electra vitrinlere bakarken, tek bir kişi dahi imza almak için yanında değildi.