AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-03-14
Vilnius
Türkiye'de ve hele bir de siyaset üzerine düşünüp, çalışıyorsanız zaman zaman nefes almak için kaçmanız gerek. Birkaç adım geri çıkmanız ve içinde debelenip durduğumuz küçük dünyaya dışarıdan bakmamız gerek. Aksi takdirde olayları doğru algılayamaz, dünyanın kocaman bir yer olduğunu fark edemez oluyorsunuz.
***
Ben nefes almak için bu kez farklı bir yol denedim. Ve 10 gün geçirmek, kara, soğuğa ve tenhalığa doymak için Baltık ülkelerine geldim.
***
İlk durak Litvanya'nın başkenti Vilnius. Bu kentin ismini ilk kez duyanlarınız olacaktır. Bu çok normal, çünkü 2. Dünya Savaşı'ndan 1991'e kadar Sovyet işgalinde kalan ülke, 2004'te AB'ye üye olduktan sonra yavaş yavaş dünyaya açılmaya başladı. İnsanlar Avrupa'nın ortasındaki bu kenti ve ülkeyi henüz keşfetmeye başlıyorlar.
***
Bu 'bakirlik' bencilce düşündüğünüzde bir artı. Zira Vilnius, hele bir de kışın, karlar altındayken geldiyseniz şiir gibi bir kent. Özenle korulmuş tarihi mekanlar, nazik insanlar, sakinlik, estetik... Mimari güzellik olarak Venedik ve Barselona ile yarışabilir. Zaten bu nedenle eski bölümü UNESCO'nun koruması altında.
***
Ben Vilnius'a geçtiğimiz cuma vardım. Ve merkeze gelir gelmez ilginç bir sergi ile karşılaştım. 500 bin nüfuslu şehir 2009'un Avrupa kültür başkentlerinden. Ancak bu payenin İstanbul'un 2010 başkentliği gibi abartılıp dev törenler ve etkinliklerle kutlandığını sanmayın. Litvanyalılar her konuda olduğu gibi bu konuda da çok mütevazılar. Şehrin ana meydanına bir alan hazırlamışlar. Bahsettiğim sergi bu meydanda. En önemli 7 kilisenin buzdan heykelleri yapılmış. Her gece bir DJ geliyor ve hafif hafif müzik çalıyor. 'Kültür başkentliği' kapsamındaki tek etkinlik bu. Zaten ekonomik kriz nedeniyle hiçbir şeye para bulunamadığını, bu etkinliğin bile büyük spekülasyona neden olduğunu anlatıyor Vilniuslular.
***
Litvanya'nın yeni yeni dünyaya açılması ve bu yılın kültür başkenti olmasının yanı sıra bir özelliği daha var. Dışişleri Bakanı Ali Babacan ülkeyi geçtiğimiz hafta ziyaret etti, Litvanya Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile görüştü. (Bu ziyaretin benim seyahatimle ilgisi yok!) Görüşmenin hemen ertesinde gittiğim için Türkiye konusu sıcaktı. Bu vesileyle ben de Başbakan'dan bir randevu aldım. Ve kendisiyle yarım saat görüştüm.
***
Ülkenin mütevazılığı en üst seviyede de kendini belli ediyordu. Neredeyse hiçbir arama olmadan Başbakanlık'tan içeri girdim. Mütevazı danışman beni karşıladı ve elimizi kolumuz sallaya sallaya Başbakan'ın ofisine çıktık. Bu arada etrafta in cin top oynuyor. Sonra beni bir odada yalnız bıraktılar. 10 dakika sonra yine aynı danışmanla birlikte Başbakan geldi. Etrafta başka kimse yoktu. Hatta masanın üzerinde duran su ve diğer içeceklerin ikramını bile biz kendimiz yaptık. Sonra da Başbakan yalnız bir şekilde odadan çıktı. Danışman ise birkaç dakika daha sohbet edip ayrıldı. Ben tenha koridorlarda dolaşıp kendi kendime yolu buldum.
***
Dört milyonluk Litvanya sakin, kendi halinde bir ülke. İnsanlar öyle rahat ve tek ritmde yaşıyorlar ki 'biz neden bunca, iniş çıkışlı bir maraton koşusu yapıyoruz?' diye soruyor insan. Hatta yaşamın buradaki temposu bazen 'yaşamamayı' çağrıştırıyor bizim gibi 'delikanlılar' için.
***
Ancak tüm telaşsızlığa ve iniş çıkışsızlığa rağmen hayat yine de burada da akıyor. Hem de çok daha tasasız ve kendiliğinden akıyor. Vilnius'ta üç gün geçirdikten sonra kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: 'Acaba bizim oralarda insanlar kavga geni ile mi doğuyor?'