AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-03-14

kategori2

Buzlar ülkesi

RIGA

AB'ye bir türlü giremememizin altında yatan kavramı  buldum. Almancası 'temparement'. Türkçe'ye tam olarak çevirmek mümkün değil. Sözlük 'huy' diyor. Daha çok 'mizaç'a yakın ama aslında 'duyguların bütünü' anlamında kullanılıyor 'temparement'.
***
Bizim Ortadoğu coğrafyasının insanlarında var olan temparement, duyguların yönetimine açık kılıyor insanı. Aynı temparement Avrupalılarda yok. İspanyol, İtalyan ve Yunanlılarda kısmen var ama onlar da gerektiğinde bunu kontrol altına alabiliyorlar. Oysa Kuzeybatı, Doğu  ve Orta Avrupa'nın bambaşka bir ruhu ve kokusu var. Bu ruhun ve kokunun tarifi hayli zor. Sanırım iki kavramı da en iyi açıklayan kelime 'kontrol'. Avrupa kültüründe yaşam 'kontrol' kavramı üzerine dönüyor. AB de bu kontrol mekanizmasının genelleştirilmesinden ibaret. Biz Türkler bu kavram ile hoşlaşmadığımız için AB üyeliğine bir türlü erişemiyoruz.
***
Sanırım kontrol mekanizmasının Avrupa'da böylesine yerleşik olmasında kilise önemli bir rol oynuyor. Kilise, toplumu hem siyasi hem de ruhani açıdan kural koyarak ve gerektiğinde cezalandırarak yönettiği için Avrupalıların kontrole tarihsel alışıklığı var.  Bu, iklimin yumuşak olduğu İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi bölgelerde daha az seviyede gelişmiş ama yine de istenildiğinde buralarda da canlandırılabiliyor.
***
Bizde kiliseden topluma yayılan hiyerarşik kontrol mekanizması olmadığı için bir türlü Avrupa'ya uyum sağlayamıyoruz. Bir doku uyuşmazlığı oluşuyor her denemede. Bunu Baltık seyahatimin birçok noktasında hissediyorum. Birkaç gündür Letonya'dayım. Başkent Riga'da dolaşıyorum. Ve attığım her adımda etrafımda kontrollü insanlar görüyorum. Bu kontrol hareketleri yavaşlatıp tek tipleştirmiş. Tabii soğuk da önemli bir etken olmuş böyle bir resmin ortaya çıkmasında.
***
İlk gün şehre girdik, in cin top oynuyor. Etraf bembeyaz. Yürürken kardan önümüzü göremiyoruz. Çaresiz bir kafeye oturduk. Dışarısı tam bir muamma. Birazdan fırtına durdu. Bir de baktık ki tarihi kentin tam merkezindeyiz. Karşımızda muhteşem St Peter, hemen arkasında Dom Katedrali... O andan itibaren Riga macerası başladı. Ve üç gün boyuca kar eşliğinde devam etti.
***
Yolunuz kışın Letonya'nın başkentine düşerse aklınızda kalan en önemli hatıra beyazlık olacaktır.  Bir de insanların 'buz gibiliği'. Ülke öyle soğuk, hareket kabiliyeti hava şartları dolayısıyla öyle kısıtlı ki Letonyalılar adeta buzdan heykellere dönmüşler. Riga'nın muhteşem meydanları ve renkli Art Nouveau binalarına inat hepsi aynı tekdüzelik ve renksizlikte sanki.
***
En kalabalık caddelerde bile kimseden ses çıkmıyor. Herkes aynı hızlı adımlarla ve hiç konuşmadan yoluna devam ediyor. Siz onlarla konuşmaya çalışırsanız yandınız. Bu girişim onların özel alan ihlali sayılıyor. Ve yüzde 99 ihtimalle tersleniyorsunuz. Kentin elektriği, havası gibi 'buzz'.
***
Avrupalı olmak buradakiler gibi ruhunu soğuğa ve rüzgara kaptırmakla ilgili olmamalı. Sanırım eski kıta ortak özellik olarak tanımladığı kriterlerde temparement homojenliğine takılıp kaldığı sürece gittikçe hantallaşacak.