AKŞAM GAZETESİ | Türe Özçelik | 2009-03-14

kategori2

Bir avam filmin dayanılmaz komikliği

'Ne meraksız adamsın' demesinler diye, aldık iki bilet gittik. Kızımla 'Recep İvedik 2'ye gittik...
Babamla neyi paylaşsam keyif alırdım. Film izlemek hariç... Oyuncular öpüşecek diye ödüm kopardı. Masum öpüşmelerin giderek ihtirasa vardığı filmlerin karşısına zaten babamla oturmazdım. Öpüşmeler uzayacak olursa, kalkıp gitmeyi de kendime yediremediğimden, alakasız bir konu açar, sanki seyretmiyormuşum gibi yapardım. 'Bugün öğretmen filancayı kopya çekerken yakaladı' diye başlar, uydururdum bir şeyler. Babam çok gülerdi bu halime. 'Dur evlat dur, burası önemli bakalım ne yapıyorlar' diye üstüme geldikçe daha da utanır, kızar, kalkıp odama giderdim. Annem sitem ederdi arkamdan, 'Canım rahat bırak şu çocuğu, niye utandırıyorsun' diye. Eğer, 'Recep İvedik' filmi o yıllarda çekilmiş olsaydı, eminim o zaman da babam benimle aynı kareleri izliyor olmaktan rahatsızlık duyacaktı.
'Recep İvedik'in ilkini izlemedim. Ama ikincisinin Ajans Press Medya tarafından çıkarılan medya karnesini görünce gitmemek olmazdı. Televizyonlarda 146 kez haber olmuş. Radyo kanalları ile internet sitelerinde 60 haberde sözü edilmiş. Yazılı basında ise şu anda okumakta olduğunuz yazı ile birlikte 152'nci kez yer alıyor. Bugün itibarıyla daha da fazlası.
'Ne meraksız adamsın' demesinler diye, aldık iki bilet gittik. Elbette babamla değil, kızımla. Babam hayatta olsaydı da, hiçbir kuvvet onu bu filme götüremezdi zaten. 'Keşke film 18 yaş almasaydı da, kızım da izleyemeseydi' diyecektim ama diyemeyeceğim. Baktım salonun neredeyse yarıya yakını ilköğretim öğrencisi. 13 A diye bir uygulama var bu yıl. Yani 13 yaşından ufak olanlar aileleriyle bu filmi izleyebilecekler. 'Recep İvedik' filmde ailelerin ahlak anlayışını zorlayan espriler yaptığında, annesi çocuğun gözlerini, babası da kulaklarını kapatmak için hazır bulunsun diye herhalde.
Modern yaşama dair yapılmış taşlama ve göndermeler öylesine seviyesiz, öylesine avam ki; tüm salon gülüyor, ağlanacak halimize. Özellikle eczanedeki, popoya fitil atma tarifi sahnelerini hatırlamak dahi istemiyorum. 25 yıllık öğretmen olan bir arkadaşımın 'Biz Recep İvedik jenerasyonuna eğitim veriyoruz. Hiçbir dönem öğretmenlerin işi bu kadar zor olmamıştır' dediğini hatırladım.
Hala birileri çıkıp 'Şahan, Recep İvedik'i Mars'ı gözetleyerek yazmadı ya, biz buyuz' demeyi sürdürsün. İvedik gibi olmayanlarımız da İvedikleşsin. Yozlaşma çorbasında hem tuzu hem de limonu olanlar ise, çok para gerektirmeyen bir senaryo ve sağdan soldan toplanmış oyuncularla, hasılat rekorları kırmaya devam etsinler. Pöhhh!

GÖNÜL ÜLKÜ'NÜN BİR ÇİFT SÖZÜ VAR
Tiyatronun duayeni Gazanfer Özcan'ı son yolculuğuna uğurlayanların ortak isyanı Gazanfer Özcan'ın 500 bin TL'lik vergi borcunaydı. Gazete manşetleri de suçluluk psikolojisiyle kocaman puntolarla atıldı; kimisi, torunu Tarık Ündüz'den esinlendi 'Artık bizim de yarımız yok' dedi. 'Seni çok sevdik biz Gazanfer Abi' dedi öbürü. Cenazeye katılan bakanlar, valiler, sinema, tiyatro ve televizyonun ünlüleri hep bir ağızdan suçluya yüklendiler. 'Hasta hasta vergi borcu için çalışıyordu', 'Kazandığını vergiye veriyordu', 'Amerika'da olsaydı vergi borcuyla uğraşmaz balık tutuyor olurdu' dediler. Yıllar önce birkaç röportaj ile tanıma fırsatı bulduğum Gönül Ülkü- Gazanfer Özcan çiftinin nezaketinin aynısını, aynı dönemin tiyatro emektarlarından Yıldız Kenter-Şükran Güngör çiftinde görmüştüm bir de.
Gönül Ülkü Özcan, cenazede her kameraya, her mikrofona bir araba dolusu laf eden ünlüleri göremedi elbette. Kimin ne dediğinin farkında bile değildi. Acısı çok derindi, bir an önce evine gidip 50 yıllık hayat arkadaşının anılarıyla usul usul konuşmak istiyordu. Yüreği kaldırmadığından belki hala bakamamıştır gazetelere. Kim ne söylemiş, niye söylemiş bilmiyordur daha. Giderek acıyla yaşamayı öğrenecek. Gazetelere göz atmak isteyecek. Kayıt yapılan TV programlarını izleyecek. İşte o zaman herkese bir çift sözü olacak Gönül Ülkü Özcan'ın, 'Gazan'ımın sağlığında neden ona böyle arka çıkmadınız?' Ama o, o kadar zarif ki, bunu çok kısık sesle, kimsenin duymayacağı gibi söyleyecek.