AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-03-14

kategori2

Hillary Clinton ile gerçek ortaklık

Barack Obama Başkan seçildikten sonra, kendine model olarak Başkan Abraham Lincoln'ü  aldı. Başkanlık seçimlerindeki rakiplerinden Joe Biden Başkan Yardımcısı olarak seçildi, sonradan görevi kabul etmemesine rağmen rakiplerden  Bill Richardson Ticaret Bakanlığı'na atandı ve sonunda  en önemli rakibi Hillary Clinton ise  Dışişleri Bakanlığı'na getirildi.
1947 doğumlu Hillary Diane Rodham Clinton 1973 yılında Yale Üniversitesi hukuk bölümünü bitirerek avukatlığa başladı. Mesleğinde ilerledi, iki defa ABD'de en etkin 100 avukat listesinde yer aldı. 1975 yılında Bill Clinton ile evlendi. Hillary Clinton, kocasının başkanlık döneminden  sonra  politikaya soyunan ilk 'first lady' olarak ABD tarihine geçti. Hillary, 1993 - 2001 yılları arasında Beyaz Saray'da  'first lady' dönemi geçirdikten sonra, 2001 - 2009 yılları arasında da iki defa New York senatörü olarak seçildi. New York'u  temsil eden ilk kadın senatör oldu.
Başlangıçta Senato'da Başkan George W.Bush politikalarını destekledi. Özellikle Irak savaşı kararını desteklemesi dikkat çekiciydi. Hillary Clinton 2003 yılı başlarından beri ABD Başkanlığı için kendini ve kamuoyunu hazırlamaya başlamıştı. ABD'de ilk kadın Başkan adayı olarak dikkat çekti, son dakikaya kadar mücadeleye devam etti. Obama partinin Başkanlık adayı olarak seçildikten sonra  onu destekleyerek Demokrat Parti'nin zaferine önemli katkıda bulundu.
Obama başkan seçildikten sonra Hillary Clinton Dışişleri Bakanlığı için en fazla sözü edilen adaylardan birisi oldu. Önündeki tek engel eski Başkan Bill Clinton'ın konferans ve bağış toplama çalışmalarıydı. Sonunda Başkan  Clinton'ıın bu işleri bırakması ile  ABD Dışişleri Bakanlığı Senato tarafından 94 evet oyuna karşı 2 hayır oyuyla onaylandı.
Başkan Obama'nın oluşturduğu yönetim kadrosunun taşıdığı özelliklere en güzel örneği Hillary Clinton'ın Dışişleri Bakanlığı göstermekte.  Hillary Clinton, güçlü şahsiyetiyle Başkan'a düşüncelerinin yanlış olduğunu söyleyebilecek bir kişiliğe sahip.  Clinton'ın atanması ile Başkanlık 'evet' diyicilerin kapalı toplumu olmaktan çıkarak, yeniden bağımsız düşünce sahibi olan kişilerin merkezi olmakta. Barack Obama da etrafında değişik görüş açılarını görmek isteyerek düşünce sınırlarını genişletmekte. Sınırlı dış politika deneyimini aşmak için çevresinde kendisiyle her zaman aynı düşüncede olmaktan çekinmeyen danışmanlar bulundurarak bir defa daha kendine duyduğu güveni göstermekte.
Hillary Clinton çetin kişiliği  ve dünyayı tanıması ile bir Dışişleri Bakanı'nda aranacak her özelliğe sahip. James Baker ve Henry Kissinger güçlerini Başkan'ın kendilerini devamlı desteklemesinden almışlardı. Başkan'ın desteğinin etkili bir Dışişleri Bakanı için vazgeçilmez olduğu kesin.  Ülke liderleri, millerce öteden, konuştukları Dışişleri Bakanı'nın arkasında aslında Başkan'ın desteği bulunup bulunmadığını kolayca fark ederler.  Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu eski danışmanlarından Aaron D. Miller kitabında,'Beş dakika içerinde kimin Beyaz Saray'ı temsilen konuştuğu fark edilir' diye yazmaktadır. 'Başkan'ı temsil etmediği anlaşılan bir Dışişleri Bakanı'nın etkin dış siyaset yapması imkansızdır.' Burada önemli olan, dört veya sekiz yıl ilerisini düşünen, yeniden Başkan adayı olmayı planlayan Hillary Clinton'ın Başkan Obama'dan gerekli desteği bulup bulamayacağı.
ABD yönetiminin yeni Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 7 Mart 2009 günü sabah 02.30'da, Avrupa gezisinin son durağı olarak Türkiye'ye geldi. Başkan Obama yönetiminden yetkili bir kişinin Türkiye'ye bu ilk ziyareti önem taşıyor.
 Türkiye için önemli olan PKK terörü ile olan mücadelede ABD'nin teknik desteğinin devam etmesi. Ayrıca nisan ayında ülkemize gelecek olan Başkan Obama'nın sözde soykırım konusunda söyleyeceği sözlerin ne olacağı merak konusu. Burada ABD yönetiminin tavrı önümüzdeki günlerde Türk - Amerikan ilişkilerini etkileyecek. Tabii ABD'nin de istekleri var. Öncelikle Irak'tan ve Afganistan'dan çekilen askerlerinin  Türkiye üzerinden geçişinin sağlanması, sonra da Afganistan'da bulunan Türk askeri sayısının artırılması. Görünen o ki birinci isteğe hükümetimiz sıcak bakıyor. Ancak Afganistan'a asker gönderme konusunda Genelkurmay Başkanlığı'nın önceden varolan çekinceleri devam etmekte. Bu konuda belki Kabil'de bulunan Türk askeri kontenjanının artırılması düşünülebilir, fakat dağlarda Taliban'la savaşmak için asker gönderilmesi, kamuoyu tepkisi göz önünde bulundurularak, herhalde kabul görmeyecektir.
Son olarak da İran ve Filistin konusunda Türk hükümetinin bugüne kadar sürdürdüğü görünmez arabuluculuk tutumu belki de daha güçlü olarak ortaya çıkacaktır.
Sonuçta Başkan Obama yönetimi ile, Bush yönetiminden daha samimi ve güçlü ilişkilerin kurulabileceği tahmin edilebilir. Bu ilişki geçmişe göre genişleme ve derinleşme göstereceği gibi, Başkan Obama'nın bir ay içinde yapacağı Türkiye ziyareti ile gerçek bir 'ortaklık' seviyesine çıkabilme şansı da var.