AKŞAM GAZETESİ | Nedim Atilla | 2009-03-14

kategori2

'Canınız ne istiyorsa yiyin'den bugüne

Bugün 14 Mart Tıp Bayramı...  Tıp dünyasının bayramını kutlarken Hipokrat'ın, Galen'in doğduğu yıllardan 21. yüzyıla, sağlıklı yaşam için doğru beslenme konusundaki  'esintileri' yazalım bugün...
Önce şu iki sözü anımsatalım, bin yıllar öncesinden günümüze gelen: Tıbbın babası Bodrum-İstanköylü Hipokrat; 'Yemeğinin doktorun olmasına, doktorunun yemek olmasına izin ver' demiş. Eczacılığın babası Bergamalı Galen ise 'Önce zarar verme, önce sağlıklı beslen' ilkelerini ortaya koymuş. Onlardan çok sonraları Mark Twain'in öğüdü uzun yıllar kabul görmüş gurme dünyasında: 'Canınız ne istiyorsa yiyin. Bırakın yiyecekler içinizde hesaplaşsın'...
Günümüzde de beslenme ile sağlık arasındaki yakın ilişki hemen herkesin gündeminde; sürekli ki yeni bir beslenme önerisiyle karşılaşıyoruz. Bunların bazılarını Tıp Bayramı vesilesiyle gündeme getirelim mi?  Harvard Üniversitesi'nden bilim adamlarının önerdiği yeni bir beslenme yöntemi var. 2004'ten beri başarı ile uygulanıyor. Harvard Halk Sağlığı Fakültesi Beslenme Bölümü Başkanı Walter Willett, bu planın en büyük destekçilerinden olduğu için 'Willett Diyeti' olarak bilinen bu beslenme şekli, bol miktarda meyve, sebze, tam tahıl, bitkisel yağ, balık ve tavuk tüketimini öngörüyor. Willett, geliştirdikleri yöntemin Akdeniz diyetine benzetilmesine karşı: 'Akdeniz diyeti kendine özgü bir iklim ve kültürün ürünü; oysa bizim geliştirdiğimiz rejim, spesifik yemeklerden çok, sağlıklı besin maddelerine dayalıdır. Dolayısıyla herkes bu rejimi kendi damak tadına uyarlayabilir. Bunun sonucunda daha sağlıklı bir yaşama kavuşma olasılığı artar. Beslenme önceden din gibiydi. Şimdi artık ne yememiz gerektiği konusunda sağlam bilimsel verilere sahibiz'.
Walter Willett, beslenme uzmanlarının insanları yalnızca yağ tüketimi konusunda dikkatli olmaları doğrultusunda uyarmalarına da karşı: 'Bunun sonucunda yağ içeriği düşük gıda maddeleri piyasası gelişti. Ancak bu arada karbonhidrat tüketimi arttı. Büyükbaş bir hayvanı ahıra kapatıp sürekli tahılla beslerseniz kısa sürede şişmanlar. İnsanlar da daha farklı değildir...'

SEBZE VE ZEYTİNYAĞI BAŞROLDE
Willett planının temel hedefi, glikoza yavaş yavaş dönüşen yiyecekler üzerine yoğunlaşarak glikoz düzeyindeki dalgalanmaları ortadan. Düşük şeker yüklü yiyeceklerin başında tam tahıllar, bitkisel yağlar ve sebzeler geliyor. Bu yiyeceklerin kan şekeri düzeyini göreceli olarak sabit tutarak pankreasın aşırı çalışmasını önlediği kanıtlanmış. Sabit bir kan şekeri, iştahı da kontrol altında tutuyormuş. Willett planına göre, yüksek oranda karbonhidrat ve düşük yağ yerine, iyi karbonhidrat, iyi yağ tüketilmeli. İyi yağ denilince de aklınıza zeytinyağından başka bir şey getirmeyin. Yenilmesi sakıncalı bulunan gıdaların başında trans yağlar denilen hidrojenle birleştirilmiş yağlar geliyor. Pratikte söylemek gerekirse bunlar margarinlerde, kızartılmış yiyecek ve paketlenmiş pişmiş yiyeceklerde bulunuyor. Bu öneri bugün neredeyse kesin kural haline gelmiş durumda.
Willett, Türkiye'deki bazı hekimlerin yaptığı gibi yumurtayı da savunuyor. ABD'de kolesterol korkusu yüzünden yıllık kişi başına düşen yumurta miktarı 400'den 250'ye düşse de yumurtanın kalp krizi olasılığını artırdığını gösteren herhangi bir araştırma 'henüz' söz konusu değil.

İŞLEVSEL GIDALAR DÖNEMİ
Bir başka yükselen trend ise, 'functional food' (işlevsel gıda) diye bilinen yiyecekler. Amerikalılar; sindirimi düzenleyen, kolesterolü düşüren margarin ya da kalp-damar, şeker, tansiyon, beyin ve görme sorunlarına iyi gelen Omega 3 katkılı yumurta gibi özel ürünlere bu adı veriyor. İşlevsel gıda ürünlerinin bizim günlük beslenme programımızdaki payı o kadar büyük değil henüz. Ama toplumun daha sağlıklı yaşama ve beslenme arzusu, özel katkılı ürünlerin tüketimini tetikleyebilecek gibi görünüyor. Buna karşı çıkanlar da var. Kimi beslenme uzmanları özel katkı maddelerinin yetersiz beslenmeye yol açacağına, hatta hatalı beslenme alışkanlığını tetikleyeceğine inanıyor. Gerçekten sağlıklı beslenen yani günlük protein, vitamin, mineral gibi maddeleri doğal ürünlerden alanların ilave olarak vitamin almalarına gerek yok. Diğer bir görüşe göre de özel katkılı maddeler sadece vicdanları rahatlatmakla kalıyor.
Türkiye'deki bilim adamları da boş durmuyor elbette. Prof. Metin Özata, Gürer Yayınları'ndan çıkan son kitabı 'Vitamin, Mineral ve Bitkisel Ürün Rehberi'nde sağlıklı yaşam ve beslenme konusunda sık sorulan sorulara açıklık getiriyor. Yanlış beslenme ve hormonlu gıdaların tetiklediği kanser vakalarının artması, uzayan ömürlerin neredeyse kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkların yaşlıların olduğu kadar onların bakımını üstlenenlerin de yaşamlarını cehenneme çevirmesi, insanların sağlıklı beslenme ve koruyucu gıdalar gibi konulara daha fazla yoğunlaşmasına yol açıyor.
Bütün bu tartışmalardan sonra geldiğimiz nokta şöyle: 'Daha az yağ, şeker ve tuz; daha çok tahıl, meyve ve sebze ye!'  Bu öğüdü tutarak hem kendinize daha az zarar verirsiniz hem de kendiniz için en iyisini yapmış olursunuz. Bir de şunu unutmayın: Sadece diyet kanser riskini azaltmıyor...