AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2009-03-14

kategori2

Bu kadarı çok fazla

Mahsun Kırmızıgül'ün yeni filmi Güneşi Gördüm, nihayet sinemalarda. Beyaz Melek'i izlediğimden beri merakla bekliyordum. Ve zaten öyle isimlerden, öyle büyük övgüler aldı ki; şahane bir film izlemek için hazırdım. Ancak daha ilk karede Mahsun'la burun buruna gelmeye hazır değildim! Sonrası da öyle... Mahsun'un, hiçbir şey yapmasa bile soru soran gözlerle kadrajda olmadığı bir düğüm - çözüm sahnesi yok gibiydi. Bence filmi zedeleyen en önemli hata bu...
Afişe gölge adam olarak damga vuran, yazan - yöneten Mahsun Kırmızıgül, film boyunca seyircinin yakasını bırakmıyor. Hiçbir duyguyu onsuz yaşamaya izin vermiyor. Bütün karakterlerin trajedisine ortak oluyor. Hiç gerek yokken, kadraja girip duvarın dibine çömeliyor ve 'hepimiz kardeşiz' diyen gözlerle hikayeyi zayıflatıyor, mesela. 
Keşke yanında birisi olup, uyarsaydı Mahsun'u... 'Bak bazı sahneleri, bir de sensiz çekelim. Sonra karar veririz hangisini kullanacağımıza' deseydi. Eğer öyle yapılsaydı, Mahsun'un o büyük sahneleri daha da büyür, etkisi kat be kat artardı...

***
Birçok önemli ve sert konuyu bir arada anlatıyor Güneşi Gördüm. Fazla detaya girip filmin heyecanın bozmak istemiyorum. Neticede, değerli bir çaba ve iş var ortada. Ama keşke; yakan, yıkan, alan, yutan; ölümün kol gezdiği bir Türkiye ve yaşlı Norveç fiyordları kadar eski bir mesaj bombardımanı olmasaydı nihai tablo...
Yanlış anlaşılmasın, çizilen o Türkiye resmine yok itirazım. Ancak Norveç üzerinden yapılan mukayese, olsa olsa uluslararası festival komitelerinin gözünü yaşartır. 

***
Neyse, olmuşla ölmüşe çare yok. Her şeye rağmen, sinemada alacağı daha uzun bir yol olduğuna inanıyorum Mahsun Kırmızıgül'ün. Bütün ekibi kutluyor ve 'ellerinize sağlık' diyorum.

BİLGELİK:
Filozof Diyojen'e sormuşlar:
'Üstadım! Niçin iki kulağımız ama bir tek ağzımız var?'
Diyojen: 'Az konuşalım, ama çok dinleyelim diye' demiş.

Mutluluk, en büyük intikamdır
CNN Türk'ün en genç yapımlarından, Reha Muhtar'la Çok Farklı'ya konuk oldum geçtiğimiz akşam; Ayşe Özyılmazel, Nilgün Belgün ve Aslı Öymen'le birlikte. Gündeme, farklı bir kadın gözüyle bakmak için oturduk masaya. 
Bir önceki haftanın yıldızı, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'la başladı program. Eski Amerikan Başkanı olan kocası, Bill Clinton'ın devirdiği çamlar ve eski defterler açıldı akabinde... 'Aldatıldığınızı bütün dünya bilse, siz ne yapardınız?' diye sordu Reha Muhtar. Zor soru, ama Hillary'nin yaptığını yapardım ben gene de...
Eski 'first lady' Hillary Clinton'ın bugün geldiği pozisyona bakarak, dünyanın gözü önünde Bill Clinton'dan, 'Oval Ofis'in intikamını fena halde aldığını düşünülebilir... Peki amaç, bu olabilir mi?
Başına o derece berbat bir iş gelen kadın, kendini işe güce verdi ve istisnai bir başarı öyküsü yarattı. Sonuç? Kocadan öç aldı... Tamam, dışarıdan böyle bir okuma yapılabilir yapılmasına, ama gerçeğin farklı olduğunu düşünüyorum.
O kadar zor bir arenada, o denli büyük bir mücadele veren Hillary Clinton, bütün bunları kendisi için yapıyor. Kendine olan inancı ve kendi amaçları için... Kocasının mutsuzluğu uğruna değil, kendi mutluluğu için çalışıyor. Ki zaten en büyük intikam, 'mutluluk' değil mi?
Ama işle... Ama aşkla... Bir şekilde mutlu olmayı başarmak, bize yapılan bütün haksızlıklara verebileceğimiz en sağlam cevap olacak ve bütün yaraları saracaktır. Geçmişle yaşamak, intikam peşinde koşmak yerine kendine dönmek ve kendi hayatı için çalışmak, eninde sonunda mutlu eder insanı. Başardığınız noktada, öcünüzü aldığınızı görmek de bonus! İyi hafta sonları...