AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-03-14
Perşembe günü Mustafa Balbay'a destek olmak için düzenlenen imza gününe katıldım. Şişli'de Cumhuriyet Gazetesi'nin önünde arabadan indim. Müthiş bir kalabalık, çoğunluk kadın. Gazeteye, Mustafa Balbay'a 'destek' için gelen gazeteciler tezahüratlarla karşılanıyor. Kalabalık kimine sitem, kimine övgüler yağdırıyor. Zar zor içeriye ulaşıyoruz.
Gazetenin giriş katı dışarıdan daha kalabalık. Kurulan uzun masada birçok ünlü gazeteci, Balbay'ın kitaplarını imzalıyor. Etrafa şaşkın şaşkın baktığımızı gören Cumhuriyetçiler bizi asansöre bindiriyor. Bir odaya giriyoruz. Benim ilk kez girdiğim o oda, yanımdakiler tarafından çok iyi biliniyor. İlhan Selçuk'un odası...
Takdir edersiniz ki benim için koltukta hareketsiz, heyecansız oturmak çok zor. Etraf duayenlerle dolu ve içinde bulunduğum oda İlhan Selçuk'un odası.. Her kapı açıldığında ayağa kalkmak üzere hazırlanılıyor. 'Hocam' denmeyecek, 'saygı' duyulmayacak tek isim yok odada....
Sohbet ediliyor. Ülke gündemi, bazı gazetecilerin saçmalıkları, Mustafa Balbay'a getirilen suçlamalar... Ama ben kimseyi dinleyemiyorum... Gözüm odada dolanıyor. İlhan Selçuk'un genç bir gazeteci için altın değeri taşıyan anı fotoğrafları duvarlarda... Bir de Atatürk'ün 'Gazeteci düşündüğünü yazmalıdır' sözü... O sırada neden orada olduğumuzu düşünüyorum...
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız ağırlıyor bizi... Odada Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Deniz Kavukçuoğlu, Alev Coşkun, Yazgülü Aldoğan, Altan Öymen, Ahmet Hakan, Yalçın Bayer ve Oray Eğin vardı. Bir ara düşüncelerden sıyrılıp sohbete kulak kabartıyorum. İlhan Selçuk'un oda kurallarından bahsediliyor. Sigara içmek kesinlikle yasakmış. Yokluğundan istifade Ahmet Hakan ve Hikmet Çetinkaya yıkıyor bu yasağı... Ardından Selçuk'un çalışma saatleri ve disiplini anlatılıyor yıllardır beraber olduğu dostlarınca.
Selçuk, her gün saat 15.00'te geldiği gazeteden, 20.30'da çıkıyormuş. Geç gelme sebebi ise yazısını evde yazmasıymış. Gazeteye geldikten sonra tüm gündem konuları hakkında tartışmalar yapılıyormuş. Muhabirler odasına gelip fikir alışverişinde bulunuyormuş. 'İlhan Ağabey muhabirlerce odasına en kolay girilen yöneticidir' diye anlatılıyor... Mesleğine duyduğu saygıdan etkilenmemek mümkün değil...
Maalesef sohbet bitmek zorunda çünkü aşağıda bekleyen okurlar var. Herkes giriş katında kurulan masada yerini alıyor... Balbay'ın kitaplarını imzalamak için. Ben, Bedri Baykam ve Leyla Umar'ın arasında oturuyorum. Umar 'Çok az genç var' diyor... Çok haklı aslında... Çoğunluğu orta yaşın oluşturduğu bir kalabalık... Genç nesil gazeteci, köşe yazarı arkadaşlar da yok ortalıkta. Belki yazdıkları yazılar 'düşünce' içermiyor diye gelmeye gerek görmediler, bilemiyorum... Diğer yanımda oturan Bedri Baykam ise son derece ciddi ve gergin. Gelen kitabı imzalıyor ve hemen yanındakine geçiriyor. Sık sık çalan telefonlara 'İmza günündeyim, üç saattir kitap imzalıyorum' diye yakınıyor. Masada o sırada Ali Kırca, Hulki Cevizoğlu da imza atıyor. O günden aklımda maalesef rahatsız edici bir not da kalıyor 'Türk milletinin şöhret merakı! Orada bir araya gelinme sebebi belli, ama bazı katılımcılar sadece şöhretli yazarlar için geldiklerini utanıp sıkılmadan ortaya koyuyor!'
Not: Bilmem hatırlatmama gerek var mı-ki umarım yoktur; Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.
En kıymetli tablo Fethi Pekin'de
Geçen hafta gazetede bir haber okudum. Londra'daki Türk müzayedesinde Taner Ceylan'ın 'Boksör' tablosu 175 bin liraya satılmış. Ve böylelikle Ceylan 2009'un yaşayan en pahalı ressamı olmuş.
Basında pornografik çalışmalarıyla yer bulmuş biri Ceylan. Bana göre ise gayet başarılı, etkileyici.
Bir süredir Ceylan'ın başarısı, Galerist'in kurucusu Murat Pilevneli'nin sağlam lobi çalışmalarına bağlanıyor; 'Burhan Doğançay'dan daha kıymetli olamaz' tartışmalarına neden oluyordu.
Ben ise konuya başka bilgiler vererek katkı sağlamak istiyorum. Son yıllarda koleksiyonerlerce yükselmesi beklenen bir isimdi Taner Ceylan. Adı sanı duyulmamışken tabloları toplanmış ve beklemeye yatılmıştı...
Taner Ceylan tablolarını ilk toplamaya başlayanlar arasında gayet yakından tanıdığımız bir isim var; Ali Dinçkök.
Bilenler bilir, Dinçkök, Türkiye'de eşine zor rastlanır bir koleksiyona sahiptir. Resim koleksiyonun arasında Monet ve Dali de vardır. Dinçkök, Taner Ceylan'a o kadar inanıyor, o kadar beğeniyor ki; koleksiyonerliğe yeni başlayan Fethi Pekin'e de öneriyor.
Pekin uzun bir araştırma sürecinden sonra Taner Ceylan'ın kendini resmettiği, otoportresini satın alıyor.
Biliyorsunuz, dünya çapında bir ressamın en değerli parçalarından biri otoportresidir.
Bir diyetisyen ne yer?
Bu sıralar rejimde olan biri için diyetisyen bir kadının ne yediğini gözlemlemek çok önemlidir. Aslında bir kadının, Taylan Kümeli'yi yemek yerken görüp, dikkat kesilmemesi imkansız.
Geçen hafta Yakup'ta Taylan Kümeli'yi gördüm, yan masamda erkek arkadaşıyla yemek yiyordu.
Önce enginar yedi, rahatladım... Demek aç kalmamızı sağlayan diyetisyenler de aç kalıyordu... Ama daha sonra masaya gelen börek, köfte, ciğer, karides, bütün moralimi bozdu. Yıllardır 'en kalorili içki' dedikleri ve hastalarına vermedikleri rakı da Kümeli tarafından tercih ediliyordu o gece...
Taylan Hanım, benim gibi birçok diyet yapan kadının moralini bozdunuz o gün... Siz yiyorsanız biz neden yemeyelim?