AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-03-16

kategori2

Tuvalet terbiyesi

Yazıya başladığım şu anda saat sabahın 10'u.  Ben yaklaşık 7 saattir ayaktayım. Dün gece her zaman olduğu gibi sabaha karşı dört buçukta kalkmadım, bu kez sabaha karşı 3'te uyandım. Rutin nihayet bozuldu ama ben buna pek sevinemedim.

Anladığım kadarıyla bu mesele gelişirse yakında yatağa hiç girmeden, hiç uyumadan yaşamaya başlayacağım. Hiç uyumamak ben eminim ki iki-üç saat uyuyup sabaha karşı uyanmaktan daha az sinir bozucu oluyordur.

Bu işin acısını okuyuculardan çıkarabilirim. Çünkü o saatlerde, gecenin sessizliğinde insanın kafasına ister istemez tuhaf yazı konuları gelebiliyor. Örneğin; ben dün sabaha karşı modern tuvaletlerden neler çektiğimi düşündüm, düşünmekle de kalmadım bunları size de detayıyla anlatmaya karar verdim.

Uyku düzeni veya daha doğru deyimiyle uykusuzluk düzeni, benim gibi olan bir insan, şaşıracak derecede cesur ve vurdumduymaz olabiliyor.

Kendinizde eğer önceden varsa tüm sosyal otokontrol mekanizmalarının tamamen ortadan kalkmış olduğunu hissediyorsunuz. Kaldı ki daha önce de bende sosyal normlara uygun davranma endişesi zaten fazla yoktu.

Uykusuzluk nedeniyle şimdi daha da özgürleştim, hangi konu yazılmamalı, hangisi tepki çeker, hangisi ayıp olur?... Bu konular hakkında şu an kafamda hiçbir endişe taşımıyorum, tamamen sakinim, okuyuculara müjdem olsun...

Büyük ihtimalle uykusuzluktan deliriyor da olabilirim ama olsun, bunun da bir sakıncası yok benim açımdan... Eski yazılarımla, tamamen delirdikten sonra yazdıklarım arasında hiçbir fark görmeyeceksiniz, bunu garanti ediyorum size.

Ve evet bugünkü yazım tuvaletler ile ilgili... Aman hemen öyle sosyal demokrat triplere girmeyin. Memlekette tuvalet kullanma terbiyesinin olmadığı ve tuvaletlerin genelde pis olduğundan şikayet eden 'dalailaylama, dalailaylama' bir yazı yazmayacağım size. Bilineni açıklayan yazıları okumak dahi sinirimi bozar. O tür bir yazıyı kendimi zorlasam bile yazamam. Benim kötü yazmam, rutin yazmam mümkün değil.

Ha bir de şunu da söylemeliyim; fazla uykusuzluk bende galiba bazı ego problemlerine de yol açabiliyor olabilir.

Bunu da not ettikten sonra asıl konuya geçelim... Ben gerçekten pis olan tuvaletleri şehirlerarası yolculuk molaları dışında nasıl olsa pek göremiyorum.

Onlar benim için 'orda bir pis tuvalet var, onlar bizim pis tuvaletimiz. Gitmesek de görmesek de onlar bizim tuvaletimizdir' tadında bir şeyler.

Orada bir yerde varlar bunu biliyorum ve bir şey hakkında teorik bilgi sahibi olmam için onu illa da görmem gerekmiyor.
Benim asıl meselem modern tuvaletlerle. Hani içine girer girmez ışıkları otomatik yanan, muslukları hiçbir boru bağlantısı yokmuş gibi ortalıkta duran, suyu elinizi altında tuttuğunuzda akan türdeki musluklu tuvaletlerle meselem...

Bu modern tuvaletleri kullananların teorik olarak daha çok tuvalet terbiyesi almış olan gruplardan insanlar olması gerekiyor ama nasıl ki zevksizlik açısından A-B grubu insanlar ile D grubu insanlar aynıysa, nasıl ki onların tümü 'Yemekteyiz' programından hoşlanabiliyorlarsa, tuvalet terbiyesinin eksikliği konusunda benzer yanları da çok bunların.

Ben prensip itibarıyla ev dışında büyük tuvaletimi yapmam ama diğer prensiplerimde olduğu gibi bu prensibimi de zaman zaman zorunluluk nedeniyle çiğnemek zorunda kalabiliyorum.

Evde de gitsem tuvalete, dışarıda da fark etmez. Büyük tuvalete otururken mutlaka bir şeyler okumam gerekiyor. (Örneğin Kapital'in neredeyse tümünü tuvalette okumuşumdur). İşte bu temel bir prensibimdir, asla bozmam.

Geçenlerde dışarıda bir yerde, tuvalete oturmuş, okuyorum. Birden benim için hayli acı ve travmatik  olan olay gerçekleşti. Otomatik ışıklar sönüverdi. Ayakta durmadığım için mekanizma beni okuyamıyormuş. Arada bir ayağa kalkıp veya elimi yukarıda sallayıp kendimi okutmam gerekiyormuş.

Büyük tuvaletimi yapmaya çalışırken arada bir el sallamamın beni dışarıdan hayli embesil göstereceğini düşündüğümden zor olanı seçtim (evet tahmin ettiniz, tuvaletlerde dışardan gözetlendiğimi de düşünürüm. Bu da ayrı bir paranoyam) ve yaklaşık iki dakika arayla ayağa kalkıp tekrar oturdum.

Gerçi bazen bu modern tuvaletlerde ayakta dursam bile okunmadığım olabiliyor. Küçük tuvaletimi yaparken kafamı öne eğmek gibi hastalıklı sayılabilecek bir adetim olduğundan geçenlerde bir başka tuvalette ışıklar yine söndü ve başımı kaldırınca tekrar yandı. Bu da bana daha cüce olarak sınıflandırılmama uygun boyda olduğum gerçeğini hatırlattı. Bazen lanet ediyorum şu kısa ve künt görünüşüme. Ama maalesef bu konuda artık yapılacak bir şey yok galiba.

Diyelim ki işimi karanlıkta kazasız belasız tamamladım ve bu engeli aştım. Artık iş diğer engeli aşmak mücadelesine geldi, elimi yıkamalıyım.

Eski ve güzel günlerde musluğu çevirince su akardı, şimdi elinizi musluğun altına tutacaksınız ve teorik olarak su akacak. Bu mekanizma da beni katiyen okumuyor. Elim orada kuru kuru duruyor. Galiba karakterimde bir sorun olmalı ki; bu tuvaletler beni yok sayıyor.

Su nadiren aksa bile sıvı sabunun durduğu kap, mutlaka uzaklarda bir yerlerde duruyor. Mesela üç metre soldaki duvarda filan asılı oluyor.

Bu sefer de siz tam suyu akıtmaya başarmışken sabuna koşuyorsunuz. Elinizi sabunlu bir şekilde musluğun altına tekrar tuttuğunuzda su kesintili kesintili akıyor, su elinizin en küçük hareketiyle akmayı durduruveriyor. El o kritik noktada tamamen donmuş halde durup kendini suyun akma mekanizmasına okutmak zorunda.

Su ve sabun arasındaki koşuşturma bitince sıra son engele geliyor. Kağıt alıp kurulayacaksınız. Eskiden hava üfleyen mekanizmalar vardı. Bunlardan da pek hoşlanmazdım. Çünkü yüzümü yıkadığımda büyük problemler oluyordu.

Ben bir keresinde yağmurda ıslanan pantolonumu bu mekanizmalar ile kurutmaya çalışırken tuvalete girenler tarafından az daha polise sapık diye ihbar ediliyordum.

Hemen her şeyin kadın cinsel organı muamelesine tutulabildiği bir ülkede benim o görünümümün de cinsel ilişki olarak yorumlanması şaşırtıcı değildi aslında.

Şimdi elinizi önünden şöyle bir geçirdiğinizde size kağıt havlu veren mekanizmalar var. Bunu bilmem artık tekrar yazmama gerek var mı? Tabii bu mekanizmalar da beni okumayı refüze ediyor. Çoğu zaman ıslak ellerle çıkıyorum tuvaletten ve bu durumların çoğunda benimle el sıkışmak isteyen bir insanla karşılaşırım.

Zaten yalnız olan hayatım işte bu nedenden dolayı daha da yalnızlaşıyor. Islak elleri olan benimle bir defa tokalaşan her insan, benimle her türlü sosyal ilişki olasılığını anında bitiriveriyor. Üstelik bazen ellerim ıslakken yüzümü de yıkamış durumda oluyorum. Hatta işlerimin önemli bir bölümünü karanlıkta yapmak zorunda kalmış olduğum ve oradan bir an önce çıkmak için acele ettiğimden pantolonumun önünü de açık unutmuş olabiliyorum.

Elleri ve yüzü ıslak, pantolonun önü açık, üstüne üstlük künt ve cüce olan ayrıca şaşı bir insanın bugüne kadar nasıl olup da tutuklanmamış olduğu da ayrı bir mucize aslında.
Aslında modern olmayan tuvaletlerle de büyük sorunlarım var benim ama yerim azaldığından buna bugün detaylarıyla girmeyeceğim. Fakat bir konuyu not etmeliyim; Türk tuvaletlerini katiyen kullanamıyorum ben. Milliyetçi arkadaşlar kusuruma bakmasınlar. Çünkü çömelmiş bir halde duramıyorum. Aslında genelde çömelebilsem de o haldeyken bir de kitap okuyabilmem mümkün değil.

Eğer Türkiye'de sadece Türk tuvaletlerinin olduğu bir dönem gelirse, o dönem benim büyük tuvalete hiç çıkmadan yaşamam gerekecek.

Uyku uyumayı ve büyük tuvalete çıkmayı tamamen bırakmış bir insana bu karışımın neler yapabileceğini de o zaman göreceğiz herhalde.

Ben sonucun parlak olabileceğine pek ihtimal vermiyorum. İsterseniz siz bana 'abartıyorsun bu karışımın sonu iyi de olabilir' deyin (liberaller bu şekilde konuşabilir) ben pek ikna olabileceğimi tahmin etmiyorum.