AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-03-16
Sean Penn, Oscar ödül töreninde dalgasını geçiyordu: 'Ah benim Hollywood'um, meğer komünistleri ne kadar severmişsiniz,' diye...
Benim de korktuğum başımıza geliyor...
Meğer bizim medya ve eğlence sektörümüz Kürtleri ne kadar severmiş de, bugüne kadar haberimiz yokmuş...
'Kürtçe türkü söylenecekse onu da biz söyleriz,' ideolojisi uyarınca aniden Ajda Pekkan'ı buluverdik karşımızda:
New York otel salonlarında vakt-i zamanında, 'Ben bir albay kızıyım, lara lara lam,' diye şarkı söyleyen Ajda Pekkan, 'Keçe Kurdan'ı Kürtçe terennüm ediyor.
Sean Penn Oscar törenlerinde dalgasını geçiyordu ama...
Örneğin, Ahmet Kaya'nın eşi bir türlü rahatlayamıyor, buralarda...
Çünkü pek yakında pekala 'Ahmet Kaya şarkılarını en iyi Ercan Saatçi okur,' denebilir ve Ercan Saatçi en mühim Ahmet Kaya yorumcusu olarak atanabilir.
Bu memleketin Sean Penn'i olmak da bize düştü anlaşılan.
Ne çok seviyormuşsunuz dostlarım, Kürtleri meğer...
Şimdi özgürleşme, Kürtçe şarkılar söyleme 'trend'inde, trene bu yüzden atlıyor olmalısınız...
Ama...
O trene binmek için travmasını çalıyorsunuz Kürtlerin...
Daha da kötüsü, bunu 'kucaklaşmak' adına yapıyorsunuz.
Bir bakıyoruz ki, Kürtçe'nin özgürlük bayrağı Ajda Pekkan oluvermiş...
Biz Kürtçe'nin özgür olmasını Ajda Pekkan tekrar popüler olacak bir yol bulsun diye mi istedik?
Biz Kürtçe'nin özgür olmasını, Kürt vatandaşlarımız, bir 'katarsis' imkanı bulsun diye...
İçlerine atmak zorunda kaldıkları duygu boşalımlarını bu kez yaşayabilsinler, diye istedik.
Şimdi siz, hem travmalarını sahipleniyor hem katarsis imkanlarını çalıyorsunuz.
Bırakın kendileri söylesin türkülerini...
İzin verin de, bu özgürlük rüzgarı hepimizin sevgilisi olacak bir Kürt 'superstar' çıkartsın Türkiye'ye...
Kürtçe yasakken de Ajda Pekkan; Kürtçe serbestken de Ajda Pekkan dinlemeye mahkumsak eğer, 'değişmeyen tek şey değişim' değil, değişmeyen tek şey, o bildik dar çevre iktidarının ta kendisi, demektir.
İbrahim Kiras
Önceki gün Star gazetesini açtığım zaman, bizim kuşağımızın çok önemsediğim entelektüellerinden İbrahim Kiras'ın köşesiyle karşılaştım.
80'li yılların sonunda, 90'lı yılların başında ünlü hippi şair Alen Ginsberg'i çeviren, arkadaşlarına Hanri Thoreau 'yu anlatan, İngilizcesinden mükemmelen Ezra Pound ve e.e.cummings okuyan bir dindar ile 'Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde sabahlara kadar 'kuru kuruya muhabbet' etmek, en büyük keyiflerimden biriydi.
Dostluğunun yanı sıra entelektüel birikimi de bağlamıştı beni ona.
Demek ki, dedim, artık her sabah okunacak yazarlar listesine biri daha eklendi. Hiç yanılmamışım.
Dünkü Darwin tartışmaları üzerine kaleme aldığı yazı, nasıl bir zihin açıklığının Türk Medyası'na girdiğini gösteriyor.
İki nokta çok önemli. İbrahim Kiras diyor ki:
1. 'Müslümanlar ne diye Amerikan evanjelistlerinin 'inanç komplekslerini' paylaşmak zorunda olsun?
Darwin'den yüzyıllar önce yaşamış ve eser vermiş İslam bilginlerinden birçoğunun 'evrimci yaratılış' görüşünü savunduğundan haberdar mıyız?
Prof. Mehmet Bayrakdar'ın 'İslam'da Evrimci Yaradılış Teorisi' isimli kitabında ayrıntılı biçimde anlatılıyor: İbn Haldun'dan Mevlana'ya, İbn Tufeyl'den Cahız'a, İbn Miskeveyh'e, Biruni'ye birçok İslam düşünürü bu konudaki görüşlerini hiçbir tepkiyle karşılaşmaksızın eserlerinde savunmuşlardır.
2. Gelelim TÜBİTAK'ın Bilim ve Teknik dergisine. Birkaç yıl önce bazı sayılarını karıştırmıştım. Evrim konusunda yazıları görünce de canım sıkılmıştı. Çünkü 'yaratılış safsatası' gibi ifadeler yer alıyordu bu 'bilimsel' makalelerde.
Şimdi tartışma konusu olan yazı da böylesi militan ateizm metinlerinden biriyse derginin sayfalarında yer bulamaması iyi olmuştur.'
Görüşlerine katılırsınız veya katılmazsınız, ama Türk basınının entelektüel çıtasını yükselteceği kesindir.