Valiler herhalde hiçbir zaman bu kadar tartışılmadı ve eleştirilmedi. Temel nedeni ise bazı valilerin siyasetle ve hükümetle ilişkilerini makul bir noktaya oturtamamaları. YSK kararlarını hiçe sayanlardan tutun da, iktidar partisinin il başkanı gibi seçim propagandası yapan 'kraldan çok kralcı' valilere kadar. Hele Aydın Valisi'nin geçenlerde anamuhalefet partisini siyasetçilerden bile 'siyasetçi' bir üslupla eleştirmesi soruna iyice 'tuz biber' ekti.
Biz idare hukukçuları derslerde valilerin hukuki konumunu anlatırken zorlanırız. Nedeni de valiliğin hukuki statüsünün ikilemlerle dolu olması.
Mesela valiler hukuken ilde hem merkezi idarenin en üst temsilcisi, hem de mahalli idare olan il özel idaresinin yürütme organının başı. Yani iki ayrı 'şapka' taşıyor. Merkezi idarenin yani devletin temsilcisi olarak temel işlevi ildeki mahalli idareleri ve merkezin taşra örgütünü denetlemek. Ama aynı zamanda mahalli idare yöneticisi 'şapkası' da taşıdığından, aslında 'kendi kendisini denetlemesi' gibi absürd bir durum ortaya çıkıyor.
Öte yandan, yeni il özel idaresi kanunu valilerin il özel idaresi içindeki konumunu garip bir noktaya getirdi. Valiler artık il özel idaresinin karar organı olan il genel meclisine başkanlık edemeyecek. Başkanı meclis kendi üyeleri arasından seçecek. Buna karşın vali, il özel idaresinin yürütme organını yönetecek. Bırakın başkanlık etmeyi, valinin artık il genel meclisi toplantılarına katılabilmesi dahi hukuken kuşkulu. Vali adeta il genel meclisinin ve başkanının 'memuru' konumuna indirgenmiş oluyor. Hem de devlet adına denetleyebildiği bir kuruluş içinde. Karar organında yer almadıktan sonra, kanunda validen il özel idaresinin 'başı ve en üst yöneticisi' olarak söz edilmesi de bu olguyu değiştirmiyor. Sadece çelişkiyi artırıyor. Doğrusu, valiyi il özel idaresinin yöneticisi olmaktan da çıkarıp, salt merkez adına denetim makamı haline getirmek.
Diğer bir ikilem, valinin ilde hem devletin hem de hükümetin temsilcisi olması. Bu ifade muhtemelen Fransızca'daki 'gouvernement' teriminin yanlış veya eksik çevirisi ile kanuna girmiş. Zira bu terim duruma göre Türkçe'deki hem 'devlet' hem de 'hükümet' terimini karşılıyor. Ama 'hükümet' olarak anlaşılsa dahi, burada asıl kastedilen, 'siyasi' anlamıyla değil, 'teknik ve idari' anlamıyla hükümet. Yani 'merkezi idarenin başı'. Bu nedenle bazı valilerin ilde 'hükümetin temsilcisi' olmayı, 'iktidardaki siyasi partinin temsilcisi' olma gibi algılamaları hukuken de çok vahim bir hata.
Başka bir ikilem ise 'merkez valiliği'. Bir il valisi görevden alındığında, başka bir il valiliğine atanmazsa merkez valisi oluyor. İçişleri Bakanı'nın verdiği birkaç göstermelik iş dışında fiilen çalışılmayan bir tür kızak yeri. Ama hem valiliğin özlük haklarından yararlandığınız hem de valilik sıfatını kullanabildiğiniz, çoğu insanın 'biraz da biz yanabilsek!' diyeceği bir kızak yeri. Bir öğrencimin derste, 'hocam yani merkez valisi, hiçbir iş yapmadan vali maaşı alana mı deniyor?' dediğini hatırlıyorum. Merkez valiliğini, Fransa'da olduğu gibi belli bir süre ile sınırlamak en doğrusu.
Neymiş?
Vali olunabilirmiş ama 'iyi vali' olmak o kadar da kolay değilmiş. 'İstisnai' de olsa, 'memur' olduğunu unutmamalıymış. Tabii bu yaman hukuksal çelişkiler ile başedebilecek 'demir' gibi iradeye, oportünist siyasete direnebilecek 'çelik' gibi yüreğe sahip olmak da cabası.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.