AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-03-27

kategori2

Benim günlüğüm yok çünkü günlük tutmaya değecek sosyal ilişkilerim yok.

Krizin atlatılması için tavsiyelerin hemen hepsinde devletin ekonomiye daha fazla müdahale etmesi ve bütçe açıklarını büyüterek reel ve finansal tarafta daha fazla tahribatın önüne geçmesi reçetesi mevcut. Yani daha büyük bütçe açıkları ve bunun sonucu olarak da daha yüksek kamu borcu düzeyleri gündemde.
IMF ülkelere krizin reel etkilerini  küçültmek için, 2009 ve 2010 yıllarında mevcut bütçe açıklarına ek olarak,  GSYİH oranı ile yüzde 2 kadar ek bütçe açığı yapmalarını tavsiye ediyor.  C.Reinhart ve K.Rogoff tarafından yapılan bir araştırma 13 büyük finansal krizin incelenmesi sonrası kamu reel (enflasyon ayıklanmış) borçluluk oranında artışın ortalama yüzde 86 oranında olduğunun altını çiziyor.
Gene IMF'e göre 2012 yılına gelindiğinde  brüt kamu borcunun GSYİH oranı İtalya'da yüzde 117, ABD'de yüzde 97 , Fransa'da yüzde 80, Almanya'da yüzde 79 ve  İngiltere'de yüzde 75 olacak. Dünya kamu borç oranı rekoru ise, yüzde 234 ile Japonya'nın olacak diye tahmin ediliyor.
Bu ülkelerin, özellikle 2009 yılında, faiz dışarıda bırakıldığı zaman (primary fiscal deficit)  faiz dışı bütçe açıkları da çok yüksek (Dikkat faiz dışı fazla değil, faiz dışı açıktan bahsediliyor!). 2009 yılında ABD faiz dışı bütçe açığı/GSYİH oranı  eksi yüzde 9.9, Japonya ve İngiltere için ise yüzde eksi 5.6 , İspanya  için ise yüzde 4.9 olarak tahmin ediliyor. Fransa için eksi yüzde 3.6, Almanya için eksi 1.1 ve İtalya için faiz dışı bütçe açığı ise yüzde 1.1 olarak tahmin edilmiş.
Yani bugün destek veren ülkeler önümüzdeki dönemde bütçelerinde ciddi önlemler almak ve borç sorunu ile uzun süre uğraşmak zorunda kalacaklar. Bütçelerde faiz gideri dışarıda da tutulsa büyük açık var. Büyük ve global bir krizin faturası tüm ülkelere tarafından ödenmek zorunda. Türkiye de bunun istisnası değil.  Yani ülkemizde de, 2009 yılında  bütçe açıkları ve kamu borcu yeniden artmaya başlayacak.  Faiz dışı fazla azalacak, hatta faiz dışı açığa dönecek! Global bir krizde, dünyaya entegre, hep beraber sallanan  ülkelerin hepsinin kaderi bu.
Tabii Türkiye 2009 bütçesi için eylül ayında uluslararası finansal kriz ortaya çıkmadan evvel yaptığı 2009 bütçesini, aşırı iyimser varsayımlar ile açıklamıştı, bunu henüz revize etmedi. Varsayımlar tabii ki aşağıya doğru revize edilecek, bütçe yeniden yapılacak. Maliye Bakanı Unakıtan sağlık sorununu aşıp ülkeye geri döndü ve gereken revizyonun yapılacağını ümit ediyoruz. İlan edilen ve kamu- oyunda kabul gören destek paketlerimizin  hepsi bütçe açıklarını ve borç oranlarını yükseltecek adımlar, ama bu adımların atılması da gerekiyor. Biz burada, bir yandan destek verilmeli deyip, diğer yandan bütçe açığı büyüyor feryadı atmanın, çocukça veya siyasi olduğu gerçeğinin altını çiziyoruz. Tabii bütçe revizyonunun gecikmesinde mahalli seçim, yani siyasetin etkisi olduğu da kabul edilmek zorunda.
Bu arada ülkemizin şubat ayı Merkezi Yönetim Bütçesi de ilan edildi. Aşağıda basitleştirilmiş bir tablo var. 
Gelirler , beklendiği gibi düşük, giderler ise, gene beklendiği gibi yüksek. Faiz harcamalarında bir artış var. Bütçe dengesi hemen her yıl olduğu gibi ilk aylarda  büyük açık veriyor, faiz dışı fazla da küçülüyor. Alt detaylara bakılırsa cari transferlerde (seçim ?), sosyal güvenlikte (miras?) sorun olduğu açık. Ekonomideki yavaşlamanın, ithalattaki düşüşün vergi yolu ile mali etkileri de  gözükmeye başladı. Bütçe dengesinin  daha büyük bir açık vereceği de ve açığın destek paketleri harcanmaya başladığı zaman ortaya çıkacağı kesin, ama bunu zaten arzu ediyoruz. Sadece ölçülü ve planlı olmamız gerek. Ama şu anda yukarıda saydığımız ülkeler gibi faiz dışı açık değil, hala küçülen boyutta da olsa, faiz dışı fazla vermekteyiz! İki ayda 'Rekor açık!' diye bas bas bağıranların da insafı olmadığı ortada! Unutuyoruz. Geçen yıl da, seçim nedenli büyük bütçe açığı olur diye, bas bas bağırılmıştı, korkulan olmadı. Bu yıl bütçe açığını isteyerek büyüteceğiz, borç da artacak. Destek bu demek!