AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-03-27
Tıp doktorlarının' bir araya gelip, ülkemizde 'ekonomi doktorlarının' neden ciddi boyutta analiz zafiyeti sorunu olduğunu biraz incelemesi gerekiyor. Zaten galiba toplum olarak analiz gücümüzde biraz zayıflık var. Belki futbol örneği verirsem ne dediğimi anlayan olur.
Bizde birçok spor camiası ve medyası mensubunun önyargılarına göre kaleciden futbol antrenörü olmaz. Bu komik ötesi bir tezdir. Bir takımda ilk onbirde 10 adet futbolcu ve bir adet de kaleci var. Yani bana oturun 10 tane futbolcudan olma antrenör sayın, ben de size bir tane kaleciden olma antrenör sayacağım. Futbolcu sayısı, kaleci futbolcunun 10 misli olduğuna göre, biraz analitik kafası olan bir kimse için, kaleciden antrenör çıkma olasılığının onda bir olmasından daha olağan ve normal bir şey yoktur.Veya son Galatasaray maçlarındaki yeni 'komik ötesi' tez! Efendim Galatasaray savunmasında iki adet sol ayaklı futbolcu varmış (Kewell ve H.Balta), bu nedenle de ters taraftan gelen ortalara müdahale edemezlermiş. Bu tezi söyleyenler sadece sağ ayağını kullanan savunma oyuncusu için de, ayni tezin öbür taraftan geçerli olduğunu hiç düşündüler mi? Sorun sol veya sağ ayak kullanmak değil, iki ayağı birden kullanmıyor olmaktır. Veya oynadığı pozisyona ve yanındaki oyunculara alışık olup olmamaktır.
Benzer saçma sapan şeyler ekonomide de 'büyük analiz' olarak ortaya atılmakta. Ülkemizin şubat ayı bütçesi için de büyük vergi uzmanları açısından neler söylendi. Rekor açık feryatları atıldı. Bu söylenenler de komik ötesi bir durum! Rakamları inceleyen pek yok! Şubat ayı sonuçlarına göre merkezi hükümetin toplam bütçe açığı ilk iki ayda 10 milyar TL'yi geçti. Geçen yılın aynı döneminde ise 0.5 milyar TL'lik bir fazla söz konusu idi. Son on iki aylık toplam rakamlara baktığımızda merkezi hükümetin toplam bütçe açığının 28 milyar TL'ye ulaştığını görüyoruz. Bütçe açığı tahmini yuvarlak bir hesapla, GSYH'nın yüzde 3'üne yükselmiş durumda. Geçen yılın ağustos ayında bu oran yüzde 0.1 oranına kadar düşmüştü. 2008 yılının ikinci yarısında kamu harcamalarının arttığı GSYH verilerinde de gözükmüştü. Aynı zamanda ekonomik yavaşlama nedeniyle vergi gelirlerinin düşüyor olması da bütçe açığını artıran önemli bir faktör.
İlk iki ay toplam verilerini 2008 ve 2009 yılları bazında karşılaştırdığımızda iki aylık bütçe açığının 11 milyar TL arttığını görüyoruz. Bu artışın 1.7 milyar TL'si vergi gelirlerindeki düşüşten kaynaklanmış. Ancak bütçe açığının artmasında en fazla rol oynayan faktörlerden birisi faiz ödemelerindeki artış. 2008 yılının ilk iki ayında toplam 9 milyar TL'lik faiz ödemesi yapılırken bu rakam 2009 yılında 13.6 milyar TL'ye yükselmiş. Artış 4.6 milyar TL.
Hazine tarafından yayınlanan iç ve dış borç ödeme projeksiyonlarına baktığımızda 2009 yılında en fazla faiz ödemesinin 9.8 milyar TL ile şubat ayında olduğunu görüyoruz. Hazine'nin projeksiyonlarına göre önümüzdeki dönemde ağustos ayına kadar aylık faiz ödemesi ortalama 3.5 milyar TL seviyesinde gerçekleşecek. Ağustos ayındaki 8 milyar TL'lik faiz ödemesinden sonra ortalama yeniden 3.7 milyar TL seviyesine düşüyor.
Hazine'nin ortalama borçlanma vadesinin iki ila üç yıl arasında değiştiği göz önünde bulundurulursa, faiz ödemelerindeki artışın büyük oranda 2006 yılındaki türbülans dolayısıyla faiz oranlarındaki artıştan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Hatırlanırsa 2006'nın mayıs-temmuz döneminde faiz oranları yüzde 13 seviyesinden yüzde 23 seviyelerine kadar yükselmişti. Dikkat edilirse 2004 yılından sonra 55 milyar TL değerinden 40 milyar TL düzeyine kadar gerileyen faiz ödemeleri son dönemde yeniden yükselerek 55 milyar TL seviyesine ulaşmış. Hazine'nin projeksiyonlarına göre faiz ödemeleri 55 milyar TL seviyesinde dalgalanacak. Zaten bütçede öngörülen faiz harcama hedefi de 56 milyar TL seviyesinde. Dolayısıyla sürpriz yok.
Diğer yandan hatırlanırsa 2004-2007 arasında Türkiye ekonomisi özelleştirme açısından altın yıllarını yaşamıştı. Hazine verilerine göre 2005 yılında 5 milyar, 2006'da 11 milyar ve 2007'de 9 milyar TL olarak gerçekleşen özelleştirme gelirleri son bir yılda 0.2 milyar düzeyine gerilemiş durumda. Bugünün global kriz ortamında bu da normal. Özelleştirme gelirlerinin azalmış olması da bütçe açığına katkı yapıyor.
Diğer yandan hem ekonomik yavaşlamaya önlem amacıyla hem de seçim takvimine bağlı olarak artan harcamalar faiz dışı bütçe harcamalarını da önemli ölçüde artırmış durumda. İlk iki ay itibarıyla faiz dışı harcamalar nominal olarak 7 milyar TL, reel bazda da yüzde 19 oranında artmış. Bu artışın en önemli kısmı (3 milyar TL) 'eskiden miras sosyal güvenlik açığından' kaynaklanıyor. Diğer cari harcamalar da çoklukla seçime endeksli ve 2.2 milyar TL artmış.
Hele şu seçimler bir bitsin, bütçe varsayımlarını da revize eder, IMF ile de gül gibi anlaşırız! Nasıl olsa IMF de ülkelere mevcut açığa ek olarak yüzde 2 bütçe açığı ile reel sektörü destekleme reçetesi yazmakta!