AKŞAM | CUMARTESI | 04 NİSAN 2009, CUMARTESİ
Tarık Akan ve Åžerif Sezer, Yılmaz Güney'in ünlü 'Yol' filminden tam 28 yıl sonra ilk kez 'Deli Deli Olma' adlı film için bir araya geldi. Murat SaraçoÄŸlu'nun çektiÄŸi ve Akan'la Sezer'in çocuklarının anne babalarının gençliklerini canlandırdığı film, 17 Nisan'da gösterime girecek.
Tarık Akan'ı uzun zamandır beyazperdede göremiyorduk... Nihayet 17 Nisan'da vizyona girecek olan 'Deli Deli Olma' ile özlem bitiyor. Film, Kars'ın bir köyünde bir piyano, iki küçük çocuk ve birbirine aşık ama yıllardır kavuÅŸamamış iki yaÅŸlı insanın hayatlarından örülmüÅŸ farklı ve sıcak bir hikaye. Filmin yönetmeni, '120' ve 'O... Çocukları' filmlerinden tanıdığımız Murat SaraçoÄŸlu. Filmin en önemli yanlarından biri Tarık Akan ve Åžerif Sezer'in gençliklerini, çocuklarının canlandırması. Bir diÄŸer önemli nokta ise bugüne kadar çok fazla sözü edilmeyen Malakan'lardan bahsetmesi. Malakanlar, 1876-1877 Rus-Türk Savaşı sırasında Türkiye'de yaÅŸamaya baÅŸlayan dini ve etnik açıdan hayli farklı bir grup. Ruslarla yaÅŸadıkları anlaÅŸmazlıklar yüzünden önce Kafkasya'nın kuzeyine ardından Tiflis, Erivan ve Bakü'ye yerleÅŸtirilmiÅŸler. Ağırlıklı olarak yaÅŸadıkları yerlerden biri de Kars. İşte 'Deli Deli Olma'da Tarık Akan Kars'ta yaÅŸayan ve piyano tutkunu bir Malakan olan MiÅŸka'yı canlandırıyor. Biz de filmin kısa süre sonra gösterime girecek olmasını fırsat bilerek, Tarık Akan'la sinemacıların meÅŸhur mekanı Çiçek Bar'da buluÅŸtuk ve 'Deli Deli Olma', sinema ve hayat üzerine keyifli bir söyleÅŸi gerçekleÅŸtirdik.
Neredeyse 6 yıldır sizi herhangi bir projede göremedik. Sinemaya verdiÄŸiniz bu uzun aranın özel bir sebebi var mı?
Pek çok sebebi var. Öncelikle önüme içinde yer almak isteyeceÄŸim güzel bir proje gelmedi. Kendim de bir ÅŸey yapmak için çok koÅŸturmadım doÄŸrusu. Ayrıca yılların vermiÅŸ olduÄŸu mesleki bir yorgunluk hissediyordum. Bu yüzden en son rol aldığım 'Gülüm' filminden sonra oyuncu yerine yönetmen olarak bir projenin içinde yer almak istedim. Bu yüzden de 4 yıldır üzerinde çalıştığım senaryoyu filmleÅŸtirmek için çalışmaya baÅŸladım. Filmin müzikleri Fazıl Say'a ait. Hatta her ÅŸeyi Fazıl Say'dı, hapse giren piyanist de neredeyse onun gibi bir insandı. Tek farkı benim karakterim kompozitör olduÄŸunu hapishaneye girince fark ediyordu ve Fazıl'a göre daha gençti. Filmin jeneriÄŸi ve finalini çektim. Ancak maddi konularda bir sıkıntı oldu, Kültür Bakanlığı'ndan yardım alamadık. Film o ÅŸekilde kaldı. Bu da benim moralimi bozdu.
FİLMİN BAŞROL OYUNCUSU BİR PİYANO
Nasıl bir projeydi bu biraz bahsedebilir misiniz?
Film 1980'de yapılan askeri darbe ekseninde, politikayla hiç ilgilenmeyen bir piyanistin hapse atıldığı zaman orada duyduÄŸu seslerden yarattığı bir senfoniyi anlatıyor.
'Deli Deli Olma'yı kabul etme sebepleriniz neler?
Senaryoyu ilk okuduÄŸumda içimde düÄŸümler oluÅŸmaya baÅŸladı. 'Ben böyle hissediyorsam kim bilir izleyici ne hisseder' diye düÅŸündüm. Ayrıca filmin topluma bakış açısı da çok hoÅŸuma gitti. Kars'ın bir köyünde, bir piyano baÅŸrolde... Ben MiÅŸka adlı bir Rus'u oynuyorum, bir Malakan. Kars'a gelmiÅŸ ve orada kalmış 80 yaşında bir adam. Çok özel bir karakter, farklı bir renk, farklı bir kiÅŸilik. Zor bir roldü aslında MiÅŸka rolü ama ben zoru severim. Bu yüzden de filmde rol almayı kabul ettim.
Tamamlanmamış projenizde de hikayenin içinde piyano var, bu filmde de. Güzel bir tesadüf deÄŸil mi?
Benim projemde yönetmendim. Piyanoyu çalan karakteri İsmail HacıoÄŸlu canlandırıyordu. Yönetmen olduÄŸunuzda piyanonun ne kadar zor bir enstrüman olduÄŸunu fark edemiyorsunuz. 'Deli Deli Olma'da durum farklı. Bu filmde benim piyano çalmam gerekiyordu. Bu yüzden ekip çekimler için gelmeden 10 gün önce Kars'a gittim ve son güne kadar piyano dersi aldım; Kars Konservatuarı'nda piyano dersi veren Olga adlı bir profesörden. Olga'nın eÅŸi de piyanist. Ondan da ders aldım.
Zor muydu piyano çalmak?
O kadar zor ki bir çalmam gereken müziÄŸin ilk satırını zor çıkarttım. Piyano çalmak benim yapabileceÄŸim bir ÅŸey deÄŸilmiÅŸ. Ancak Åžerif (Sezer) filmin kaba montajını seyretti ve piyano çalışımı çok beÄŸendiÄŸini söyledi. Bu da beni çok rahatlattı ve sevindirdi açıkçası.
Belki devam edersiniz piyano çalmaya?
Hayatta, yapılacak gibi deÄŸil. Dünyanın en zor iÅŸi!
İnsanlar hayatlarının bir döneminde mutlaka bir enstrüman çalmak isterler. Sizin böyle hevesleriniz hiç yok muydu?
Keman vardı hayatımda. Ama annemin gözüne yayı soktuÄŸum için dayağı yedim ve böylece kemanım da olmadı.
Mişka karakteri ile benzerlikleriniz var mı?
BenzeÅŸiyor tabii... Ben de onun gibi taviz vermeyen, ölümüne ve inadına giden bir adamım. Benim için de onun gibi hayatta önemli olan duygularla ve doÄŸrularla yaÅŸamaktır.
Herkesin öyle olmalı deÄŸil mi zaten?
Dünyada çok büyük oyuncular var sinemada. Onlar hep toplumlara sevgi, sevmek, duyarlı, duygulu olmak, kendini feda etmek gibi mesajlar verirler ve bunu, örnek olarak kendilerini ortaya koyarak yaparlar. Ve hepsi de çok baÅŸarılı olmuÅŸlardır. O insanları da seyirciler onun için severler. Åžayet sahtekarlık yapmışsa, kendisi inanmamışsa dünya çapında isim olmazlar. Alttan o kadar çok sayıda oyuncu geliyor ki, tutunamazsın. Ama onu yakalamak, oraya gelmek her oyuncunun baÅŸarabileceÄŸi bir mesele deÄŸildir. Bu nereden kaynaklanır bilmem ben dünya çapında bir oyuncu deÄŸilim, olamam da zaten. AÅŸağı yukarı 1970'de sinemaya girmiÅŸim hala bir film çekip de iddialı laflar edebiliyorsam ne mutlu bana! Bundan sonra daha ne kadar, ne yapacağım onları da bilmiyorum. Ama yapacağımı biliyorum; mesleÄŸim bu benim. Bu mesleÄŸi o kadar çok severim ki kavgacı, çok huzursuz bir adamımdır sette. İşler ters gittiÄŸinde kırıcı bir adam olurum ama çok profesyonel davranırım. Taviz vermem, asla verdirtmem de. Biraz faÅŸizan davranırım, bu iÅŸin kuralıdır bu çünkü. Bize gençliÄŸimizde ustalarımız böyle öÄŸrettiler biz de öyle öÄŸretmeye çalışıyoruz. Kavgalar gürültüler filmle birlikte biter, sonra hepsi en samimi arkadaşındır.
Mişka'nın piyano tutkusu nasıl başlamış peki?
Piyano, MiÅŸka'ya babasından geçen bir tutku. Piyano onlarla birlikte Rusya'dan gelmiÅŸ. MiÅŸka boÅŸ zamanlarında köyün içinde piyano çalan bir Rus. Piyano ve 11 yaşında bir kız çocuÄŸu olan Alma, filmin baÅŸrolündeler. Filmin hikayesi çok ilginç seyredenler görecek. Senaryoyu yazan Karslı bir kız zaten: Hazal Sevim. Onun tanık olduÄŸu gerçek bir hikaye ve çok güzel yazmış Hazal. Her ÅŸey doÄŸru ve mantıksız hiçbir ÅŸey yok. Olsa zaten olmazdım projede.
Kars'ın soÄŸuÄŸu çekimleri etkiledi mi peki?
Çekim yaparken Kars'ın en soÄŸuk dönemiydi. Hatta çekim yaptığımız caddenin ortasında bir derece vardı, -20'leri gösteriyordu. 'Derece kesinlikle bozuk. Hava -20'den daha soÄŸuk' dediÄŸimiz oldu. Ama o soÄŸuÄŸa raÄŸmen çok fazla zorlanmadık ve aksilik yaÅŸamadık. Sadece kış ve soÄŸuk olduÄŸu için gün içindeki çalışma süresi kısaldı. Buna raÄŸmen 1 haftalık gecikmeyle bitirdik çekimleri.
Yılmaz Güney'in 'Yol' filminden tam 28 yıl sonra ilk kez Åžerif Sezer ile birlikte oynuyorsunuz. Neler hissettirdi bu durum size?
Bu çok özel bir durum; çünkü söz konusu olan film 'Yol'... Türkiye'de sinema dendiÄŸinde 'Yol', 'Sürü' ve Yılmaz Güney gelir insanın aklına. Böyle filmlerde bulunmak, Yılmaz AÄŸabey'in yakınında olmak bana hep gurur vermiÅŸtir. Biz onu hiçbir zaman sömürmedik, bu bize yakışmaz. Bunun için onunla ilgili ya da onun yaptıklarına benzer bir proje geldiÄŸi zaman ben hep reddettim. 'Deli Deli Olma' tamamen farklı tabii. Film için teklif ilk Åžerif'e gitmiÅŸ. Åžerif senaryoyu okuduÄŸunda, 'Tarık olur mu bu rolde? Kabul eder mi?' diye düÅŸünmüÅŸ ve bana göndertmiÅŸ. Okur okumaz 'Tamam, bu iÅŸ olur' dedim. İki filmi mukayese etmeye imkan yok tabii. 'Yol' bambaÅŸka bir film... Orada bir Yılmaz Güney var... Ama 'Deli Deli Olma' da bir ekip iÅŸidir. Severek çalıştığım bir iÅŸ oldu. Åžerif'le bu kadar yıldan sonra tekrar kamera karşısında olmak da çok güzeldi. Tabii çocuklarımızın bizim gençliÄŸimizi oynaması baÅŸka bir güzellik oldu.
Çocuklarınızın oyunculuÄŸu baÅŸarılı mıydı peki?
Fıstık oÄŸlum gayet güzeldi ve canavardı! 2 metre 5 cm'lik boyuyla öyle durdu, güzel güzel baktı... Åžerif'in kızı Deniz ile güzel bir aÅŸk yaÅŸadılar filmde...
Tuncel Kurtiz ustamdır...
1976 yılında 'Sürü' filmini çekerken 'Filmde Tuncel Kurtiz de oynuyor' dediler elim ayağım birbirine karıştı. İsveç Kraliyet Tiyatrosu'nda oyuncu, Yılmaz Güney'in en samimi arkadaşı, 'Umut' gibi güzel bir filmde oynamış, 70'lerde yurtdışına gitmiÅŸ politik bir insan Tuncel Kurtiz... Ben ise o zamanlar yeni dönüÅŸler yapıyorum ve ilk kez 'Sürü' gibi bir filmde oynayacağım. Kendi kendime 'Tuncel Kurtiz gibi büyük bir oyuncuyla nasıl baÅŸ edeceÄŸim? Birlikte nasıl oynayacağım' diye düÅŸünmeye baÅŸladım. Açık söyleyeyim günlerce ve haftalarca ne yapacağımı düÅŸündüm, formüller ve yollar buldum. Sonradan bunu Tuncel'e anlattım yerlere yattı gülmekten. Åžimdi çok samimi dostum, ustam, çok severim. O filmi çektiÄŸimiz dönemlerde toplum çok daha iyi tanıyordu sanatçısını. Åžimdi kimsenin kimseden haberi yok. Toplum kültürsüzleÅŸmeye ve yozlaÅŸmaya baÅŸladı ve bir kültür politikasına ihtiyacı var. Bunu yapacak olan da devlet ve iktidar. Bugün Türkiye'de iktidar olan muhafazakar, saÄŸcı, din bazlı bir partiden toplumun kültür seviyesini yukarı çekmesini beklemek yanlış. Bırakın yukarı çekmeyi ülkemiz bugün bizim Fazıl Say gibi dünyaca ünlü bir müzisyenimizin bestelediÄŸi Nazım Hikmet Orotoryosu'na laf eden bir Kültür Bakanı'na sahip. Bu yüzden gittikçe geriliyoruz ve zaman kaybediyoruz.
MUTLU HESAPÇI