Hüsnü Mahalli hmahalli@superonline.com

kategori2

TRT-Sabaa

Geçen hafta İran DışiÅŸleri Bakanı Muttaki, BaÄŸdat'tan sonra Erbil ve Süleymaniye'ye giderek her iki Kürt kentinde İran konsolosluÄŸunu açtı. Aynı sıralarda İran topçusu, Kuzey Irak'taki PEJAK kamplarını bombalıyordu.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ise 3 Şubat 2008'de Amerikan işgali altındaki Bağdat'a giderek ''Size rağmen ben buradayım' dedi.
BaÅŸta CumhurbaÅŸkanı Talabani, BaÅŸbakan Maliki ve Kürt lider Barzani olmak üzere tüm Iraklı yetkililer en az 3-4 kez Tahran'a giderek İran ile iliÅŸkilerinin ne denli önemli olduÄŸunu yansıttılar.
Ama tüm bu süre içinde İranlı muhalif grup Halkın Mücahitleri örgütünün binlerce elemanı ve İran Kürdistan Partisi ile Komala örgütünün lider kadroları ve silahlı militanları Irak'ta barınıyor, İran'a yönelik faaliyetlerini sürdürüyordu.

PEJAK ise son dönemlerde gündeme gelen baÅŸka bir İranlı Kürt grup.
Özetle İranlılar BaÄŸdat, Erbil ve Süleymaniye ile iliÅŸki kurup geliÅŸtirirken hiçbir konuda herhangi bir çekincesini gündeme getirmedi. Daha açık bir ifade İranlılar  kendi Kürt sorununu BaÄŸdat ve Erbil iliÅŸkilerine karıştırmadı. Tüm konu ve geliÅŸmelere pragmatik yaklaÅŸarak Tahran'ın Irak'ta ve bölgede ne kadar daha aktif ve etkin rol oynayabileceÄŸine baktı.
İranlılar aynı davranış biçimini Araplarla iliÅŸkilerde de uyguladı.
Başını Suudi Arabistan ve Mısır'ın çektiÄŸi Sünni blokun tüm kuÅŸatma çabalarına karşın Ahmedinecad Arap alemine yönelik açılımlarına hiç ara vermedi ve Lübnan'da Hizbullah ve Filistin'de Hamas'a verdiÄŸi destekle bu coÄŸrafyada çok önemli prestij ve saygınlık kazandı.
Bununla yetinmeyen Tahran, Arap dünyasına yönelik televizyonlar kurarak etkin bir yayın politikası sürdürüyor. Hatta bu televizyonlardan birini kendi toprakları üzerinde deÄŸil Arap aleminin  demokrasi merkezi Beyrut'tan yayın yapıyor.

Peki Türkiye ne yapıyor?
1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesi ile Arap aleminde çok önemli prestij ve saygınlık kazanan Türkiye son beÅŸ yılda İran dahil bu coÄŸrafyaya yönelik çok önemli açılımlarda bulundu.
Ancak Türkiye günümüz dünyasında her nedense bu çabasında kendini çok daha iyi pazarlayabilirdi.
Daha açık bir ifade ile Türkiye doÄŸru politikalarından dolayı bölgede kazandığı saygınlık, güven ve prestiji pekiÅŸtirmek için özel bir çaba harcamadı. Oysa Türkiye örneÄŸin TRT- Sabaa (yedi) gibi bir kanalı Arapça yayın ile  devreye sokabilir ve kendi politikalarını Arap halklarına ve dünyanın dört bir yanında yaÅŸamakta olan Araplara (toplam 350 milyon) anlatabilir ve saÄŸlanan saygınlığına güç kazandırabilirdi.
Tıpkı TRT-ÅžeÅŸ ile kendi Kürt vatandaşını ve bölgedeki diÄŸer Kürtleri kazanma yolunda attığı önemli adım gibi.
Ama aynı Türkiye bu adımı pekiÅŸtirmek için içte ve dışta çok daha aktif davranmalı.

Yani BaÅŸbakan ErdoÄŸan, Ahmedinecad'dan 5 ay sonra BaÄŸdat'a gitmemeliydi. DışiÅŸleri Bakanı Babacan, Muttaki'den önce Erbil ve Süleymaniye'de Kürt liderlerle görüÅŸmelerde bulunarak Erbil'de bir konsolosuluk açabilir ve bu bölgede her alanda İran'dan çok daha avantajlı durumda olan Türkiye'ye yönelik sıcak duygu ve tutumların pekiÅŸmesine katkıda bulunabilirdi.

Ama Türkiye he nedense bu tür inisiyatif almada çok çekingen davranmakta ve bu nedenle geç kalmaktadır. ÖrneÄŸin çok uzun tartışmalardan sonra Murat Özçelik'i Erbil'e gönderen Ankara sanki gizli iÅŸler çeviriyormış gibi bu ziyaretlerin haber olmasını bile istemiyor. Aynı Ankara,
Talabani'nin Türkiye'deki temsilcisi Behroz Galali'yi muhatap almıyor ve onu görmezlikten geliyor. Oysa Talabani Türkiye ile ilgili  herhangi bir karar almadan mutlaka çok sevdiÄŸi ve görüÅŸlerine önem verdiÄŸi Galali'yi arar ve onu dinler.

İşte ilginç ve garip olan da bu.
Üstelik Türkiye Özçelik'in dışında da da Kuzey Irak'taki Kürt liderlerle farklı kanallarla da görüÅŸüyor.
Tüm bu görüÅŸmelerde eksik olan tek ÅŸey resmiyet ya da baÅŸka bir ifade ile 'Kürt Federe Bölgesi'ni tanımama.
Her ÅŸey de bu konuda düÄŸümleniyor.
Oysa Türkiye'nin tüm bu çekincelerine gerek yok.
Türkiye gelecekte kendi ulusal çıkarına aykırı geliÅŸebilecek her hangi bir duruma karşı kendini savunabilecek ve kaynağı ne olursa olsun her türlü tehlikeyi önleyebilecek durum ve güçtedir.
Daha net bir ifade ile Türkiye bölge politikalarında çok daha açık ve cesur davranmalıdır.

Elbette Türkiye, İran'ın rakibi ya da düÅŸmanı deÄŸil ve İran da benzer durumda deÄŸil. Her iki ülke bu coÄŸrafyanın en önemli iki kardeÅŸ ülkesidir ve bölgede daha fazla prestij ve saygınlık peÅŸindedir.
Bu saygınlık ve prestijin bir sonraki adımı ise daha fazla ekonomik ve sosyal çıkar ve psikolojik üstünlük demektir.
Her iki dost ve kardeÅŸ ülke de bunu hak ediyor.
Hiçbir ÅŸey kendiliÄŸinden geliÅŸmiyor.
İster İran ister Türkiye olsun her iki ülke bölgenin barış, güvenlik, istikrar ve esenliÄŸi amacıyla ayrı ve birlikte adım attıkları sürece bu bölgede herkes kazanacaktır.
Kaybedenler ise bu iki ülkeyi düÅŸman kılmak isteyen coÄŸrafyamızın ortak düÅŸmanlarıdır.
Bunların kim olduğunu sanıyorum hepiniz biliyorsunuz.
Tıpkı İsrailli generalin küstahlığının ne anlama geldiÄŸini bildiÄŸiniz gibi. Çünkü bu ve benzeri tüm İsrailli generallar ve politikacılar dünyanın dört bir yanından göç ederek Filistin halkının toprağını ele geçirip 60 yıl önce İsrail devletini kurdular.
Oysa Türkler bin yıldır Anadolu'da, Kıbrıs'ta ve bu coÄŸrafyanın tümünde Kürtlerle, Acemlerle, Araplarla hatta Ermenilerle vardı ve düÅŸmanların tüm pis oyunlarına raÄŸmen hep var olacaktır.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3