Kabadayı Mehmet'ten Dündar Kılıç'a dönemin namlı kabadayılarının mahallesi Hacettepe. Bir takımla bütünleÅŸmiÅŸ mahallelinin hüzünlü öyküsü Hacettepe. Ve bugün mazisini arayan insanların büyük özlemi...
Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'yı ortadan ikiye ayıran demiryolu, kenti de sosyal olarak ikiye bölüyordu. Demiryolunun üst yanı, eski Ankara olarak Ulus, Samanpazarı, At Pazarı ve Çankırı kapısı cumhuriyetin kuruluÅŸunu ve eskiyi yaÅŸatıyordu. Demiryolunun alt yanı ise adı üstünde; YeniÅŸehir. Ona yüklenen misyon adıyla aynıydı. YeniÅŸehir ve giderek Çankaya KöÅŸkü'ne uzayan yollarla yeni geliÅŸen modern Ankara. Yani demiryolunun bir yanı eskiyi, taÅŸrayı öte yanı ise çaÄŸdaÅŸlığı ve geleceÄŸi temsil ediyordu. Peki demiryolunun içinden geçtiÄŸi semt neyi yaÅŸatıyordu. YeniÅŸehir'den Ulus'a tırmanılan o tepe, kentte hangi sosyal statüye yerleÅŸiyordu? Hem modern Ankara'nın en yakın yerleÅŸim birimi hem eski Ankara'nın mimari özellikleri ve bir gecekondu mahallesini andıran sosyal kabuÄŸuyla hangi çerçeveye sığıyordu?
***
Bir gezisinde Hacettepe sırtından aÅŸağı bakan BaÅŸbakan Adnan Menderes 'Bu çöplüÄŸü adam etmek lazım' demiÅŸti. Kavgaları bir yana, birbirlerine olan baÄŸları ile de dönemin yöneticilerini ürküten bir halleri vardı. Her ÅŸey kontrol altına alınsa bile onlar zaptedilemiyorlardı. Bir büyük kabile veya aÅŸiret gibi birbirlerine tutkun, içine kapanık yaÅŸamları vardı. Hacettepeli olmak onlar için ölümle bile deÄŸiÅŸecek bir kimlik deÄŸildi.
HARBİYELİ'YE DAYAK
İlk görkemli icraatları, mahallenin kızlarına yan bakan Harbiyeli üç öÄŸrenciyi marizlemek olmuÅŸtu. Harbiyeliler bir otobüs dolusu arkadaÅŸlarıyla Hacettepe kapılarına dayanmışlardı. Tüm mahalleli, Harbiyelilere karşı bir olup meydan dayağı atmıştı. Bu olay, Hacettepe için dönüm noktası olmuÅŸ, birbirlerini akraba gibi gören mahallelinin arasında organik baÄŸlar kurulmuÅŸtu. Artık Hacettepe'ye yan bakan olamazdı. Ne AltındaÄŸ'ın adamına benzerlerdi ne de derenin (Bentderesi). Mahallelerinin sırtlarındaki dönemin en görkemli gazinosu Esenpark'tan sızan naÄŸmelerle, mor menekÅŸeli bahçelerinde artık güven ve gurur içinde gezebilirlerdi.
3-4 kuÅŸaktır Ankaralı olan topluluk cemaat disiplininde yaşıyor, baÅŸkentin ilk gettosunu kuruyordu. Mahallede yaÅŸanan her türlü yasadışı iÅŸ, onlara göre zararsızdı. Önemli olan namus ve mala karşı bir ÅŸey yapmamalarıydı. Kırıp dökmek delikanlılığın harcındandı. Hacettepe zaten sert abilerin mahallesiydi.
FUTBOL HER ŞEY DEMEKTİ
Bu ele avuca sığmayan mahallenin futbol takımı da ele avuca sığmıyordu. Takımın mor-beyaz renkleri, Hacettepe parkındaki mor ve beyaz menekÅŸelerden alınmıştı. Mahallenin milli renkleriydi. Takımın her maçı ÅŸenlik havasında geçiyor, kadınlı erkekli tüm Hacettepeliler statta yerlerini alıyordu. Mahallede yetiÅŸen her delikanlı, takımın önce ateÅŸli bir taraftarı ardından futbolcu adayı oluyordu. Hatta namlı kabadayılardan 'Kabadayı Mehmet' kaleci antrenmanlarına çıkmış, önünde oynayan 'Karagöz Kemal'le korkunç bir defans olmuÅŸlardı. Yanlı maç yönettiÄŸine inandığı bir hakemi tek yumrukta yere seren Karagöz, kimine göre ömür boyu, kimine göre birkaç maç ceza almıştı.
TOZLUK İÇİNDE BIÇAK
Futbolla kavga iç içe girmiÅŸti. Hatta maçlardaki düÅŸmanlık hissi o denli güçlü idi ki 1955-1959 arası takımın maç kritiklerini kaleme alan 'Gogo' lakaplı Turgut, rakipleri için 'hasım' sözcüÄŸünü kullanıyordu. Rakip takım, mahallenin o maç için hasmı oluyordu. Halen hayatta olan eski kaptanlardan 'Baba Kazım'a göre onlardan önceki kuÅŸak futbolcular, tozluklarının içine sakladıkları bıçaklarla sahaya çıkıyorlardı. Takıma çok sayıda doktorun katılmasıyla kabuk deÄŸiÅŸtirmeye baÅŸlayan Hacettepe'de yine de mahallenin kavgacı havası eksik olmuyordu. Dr. Alaattin'in geliÅŸiyle beraber takımdaki doktor sayısı 6'ya yükselmiÅŸ, birçoÄŸu yüksek tahsilli olmuÅŸtu. Ama dedik ya sert adamların mahallesiydi diye, hiçbir antrenmanını kaçırmayan 'Sarı Veli' ile 'Kabadayı Mehmet' oyuncuları koÅŸu çalıştırıyordu. Ancak depar çalışması için verdikleri start ilginçti. 3 2 1 diye sayıp silahlarını ateÅŸliyorlardı. Taaaak! BaÅŸla!
Hemen her maç olaylı geçiyordu. Karşı takım taraftarının tezahürat yapması Hacettepelilerin tahammül edemediÄŸi bir ÅŸeydi. Bir dönem takımda futbolculuk, uzunca bir sürede genel kaptanlık yapan eski BaÅŸbakanlardan Åžükrü SaracoÄŸlu'nun oÄŸlu Aydın SaracoÄŸlu, dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı'ydı. İş çoÄŸunlukla ona düÅŸüyor ve başı derde giren futbolcu ve taraftarları içeriden, 'Aydın Abi' kurtarıyordu. Kavgasız maçlarda küfür yine de kabullenilir bir ÅŸeydi. Hacettepe taraftarının çileden çıktığı bir maçta tribünü zapt etmek 'Veli Dayı'ya (Sarı) düÅŸmüÅŸ, eli belinde tribünler önünde yürüyünce kötü tezahürat sona ermiÅŸti. Kazım Türesin'e 'Baba' lakabı da 'Sarı Veli' tarafından, 3-2 maÄŸlupken son saniyede attığı gol nedeniyle verilmiÅŸti. 'Sarı Veli' tribünden sahaya bağırmıştı. 'Kazım, Sen Babasın Baba! Gene g... kurtardık!' Artık kaptanın adı 'Baba Kazım'dı. Ve yıllar yılı da öyle kalacaktı.
Sakatlıklarda baÅŸvurulan yöntem inanılmazdı. Kırıkçı-çıkıkçı Emine Hanım takımı elden geçirmiÅŸti. Bir maç sonrası ayağı portakal büyüklüÄŸünde ÅŸiÅŸen santrfor Hayri, Emine Hanım'ın sihirli elleriyle tedavi ediliyor ve ertesi günkü maça yetiÅŸtiriliyordu.
OLAYLI MAÇ SONRASI 1. LİG
1962'de 1. Lig'e çıkışları çok renkli olmuÅŸtu. Ön elemelerde Åžekerspor, Altın Hilal ve Vefa'yı yenmiÅŸler, asıl gürültüyü dönemin flaÅŸ ekibi BeyoÄŸluspor'u devirerek çıkarmışlardı. Baraj maçında o yılların güçlü takımı Demirspor'la karşılaÅŸacaklardı. Deplasmana takımla beraber taraftarın da gitmesi Hacettepe'nin getirdiÄŸi bir yenilikti. Hem de ne yenilik! Deplasmana 2-3 bin kiÅŸilik kalabalıklarla gidebiliyorlardı. Bursa'daki maça yine cümbür cemaat gitmiÅŸlerdi. Maç karşılıklı gollerle geçmiÅŸ ve Hacettepe son 10 dakikaya 2-1 yenik girmiÅŸti. Futbolcularda adım atacak hal kalmamıştı. Taraftar imdada yine en iyi bildiÄŸi yöntemle yetiÅŸmiÅŸti: Kavgayla! Eski kalecilerden 'Orley İhsan', rakip taraftarlara saldırmış, ortalık karışmıştı. 'Nay nay nom Erol'a göre karşı tarafa 40 yaralı vermiÅŸler, kendisi dahil 4 yaralı ile cengi atlatmışlardı. İstedikleri olmuÅŸ, maça yarım saat ara verilmiÅŸ, takım nefes almıştı. Maç baÅŸladığında artık iÅŸ teknik direktöre kalmıştı. O da üstüne düÅŸeni yapmıştı. Sabri Kiraz sol kanatta oynayan 'Susak Yılmaz'ı saÄŸ içe almış ve rakibin tüm planını alt üst etmiÅŸti. Susak, attığı nefis golle taçlandırmış ve maçı 2-2 ye taşımıştı. Hacettepe artık 1.Lig'deydi.
KABADAYI ÜÇLEMESİ
Mahallenin renkli simalarından biri 'Karagöz Kemal'di. Asıl adı Kemal Sevilen olan Karagöz'ün lakabı babasından dolayıydı. Ünlü Karagöz sanatçısı Mehmet Muhittin Sevilen'in oÄŸluydu. Çok sevilmiÅŸ, kulübün sembol isimlerinden olmuÅŸtu. Asıl ünü kabadayılığından gelmiÅŸ, namı Ankara'ya yayılmıştı. Akli dengesi bozuk birinin kaçırdığı bir kız çocuÄŸunu, polisten önce elinden almış, kızın hayatını kurtarması bir ÅŸehir efsanesi olmuÅŸtu. Hacettepe sert abilerin, ağır delikanlıların harman olduÄŸu yerdi, ama efsanevi Kabadayı Üçlemesi Ankara'da herkese korku veriyordu: Kabadayı Mehmet, Sarı Veli ve Karagöz Kemal.
KORUMASI DÜNDAR KILIÇ'TI
'Kabadayı Mehmet' mahalleli tarafından mert, iyiliksever ancak gaddar olarak tanınıyordu. O yıllardaki yakın korumasının ismi bile nasıl bir kabadayı olduÄŸunu iyi anlatır: Dündar Kılıç. Kumarhanesiyle Ankara'nın gayrimeÅŸru hayatını kontrol eder olmuÅŸtu. Sık sık hapse giriyor, o cezaevinde iken mahalle ve Ankara yakın arkadaşı 'Sarı Veli'ye kalıyordu. Mahallelinin Veli Dayı dediÄŸi 'Sarı Veli' ile 'Kabadayı Mehmet' sırt sırta tüm dövüÅŸlerden çıkmış, cezaevinde aynı yatağı paylaÅŸmış can dostlarıydı. Ama Kabadayı'nın cezaevinden çıkmasından sonra aralarına dedikodu ve çekememezlik girmiÅŸ, yolları ayrılmıştı. 'Kabadayı Mehmet' cezaevinden çıkışının hemen ardından en yakın arkadaşı 'Sarı Veli'yi öldürmüÅŸtü. 'Ölümün ve raconun çocukları' artık birbirlerine de kıymaktaydı.
Ancak, Hacettepeli sert abiler yalnız deÄŸildi. AltındaÄŸlı 'Kürt Cemali' de ÅŸehrin güçlülerindendi. 50 yıl geçmesine karşın halen nasıl olduÄŸu bilinmeyen -bir cinayetle - öldürüldü. 'Kabadayı Mehmet'in açtığı kulübe davetli olarak gelen 'Kürt Cemali' bir tartışma sonrası mermilerin hedefi olmuÅŸtu. Åžüpheli olarak 'Kabadayı Mehmet' ve Dündar Kılıç aranır. Anlatılanlara göre kulübün ışıkları bir an için söndürülmüÅŸ, kimin ateÅŸ ettiÄŸi belli olmayan bir çatışma çıkmış, ortalık durulduÄŸunda Cemali'nin cesedi ile karşılaşılmıştı. Ankara kaynayan bir kazana dönmüÅŸ, Cemali'nin yakınları ve AltındaÄŸlılar yürüyüÅŸ yapıp intikam yemini etmiÅŸti. Cenazesi büyük bir kalabalıkla kaldırılmış, gazeteler günlerce olayı manÅŸetten vermiÅŸlerdi. Artık hedefteki yer Hacettepe'ydi.Yıllar sonra Dündar Kılıç 'O an bizi yakalayanı Ankara'ya vali yaparlardı' diyerek o günüözetler.
BEKLENEN ÖLÜM TEZ GELDİ
'Kürt Cemali'nin ardından ağıtlar yakılacak, yıllar sonra Haldun Taner, KeÅŸanlı Ali Destanı'nı 'Kürt Cemali' için yazacaktı. Bu olay 'Kabadayı'nın yakasını ölünceye kadar bırakmayacak, birkaç gün sonra polise teslim olup cezasını yatmaya baÅŸlayacaktı. Ardı sıra cinayetten sorumlu tutulan Dündar Kılıç da teslim olacak ve cinayete iÅŸtirakten Ulucanlar Cezaevi'nde yatacaktı. Çanlar bu kez afla salıverilen 'Kabadayı' için çalmaktadır. En yakın arkadaşını yıllar önce katletmiÅŸ, koruması Dündar ise cezaevinden çıkıp İstanbul'a yerleÅŸmiÅŸtir. Savunmasız kalan 'Kabadayı' için beklenen son gecikmez. Cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra Kürt Cemali'nin yeÄŸeni tarafından öldürülür. 'Kabadayı Mehmet' ve 'Sarı Veli' ölmüÅŸ 'Karagöz Kemal' ise zaten onlar kadar kıyıcı olmadığı için kabuÄŸuna çekilmiÅŸtir. Dündar Kılıç ise çoktan İstanbul'u mesken tutmuÅŸtur. Hacettepe artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır.
ONLAR HACETTEPELİ'YDİ
Onlar iki Ankara'nın arasına yerleşmiş mahallenin sakiniydiler.
Onlar üç-dört kuÅŸaktır Ankara'ya yerleÅŸmiÅŸ yerlilerdi.
Onlar hem ÅŸehirli gibi modern hayata yakın, hem de taÅŸralı gibi yırtıcı ve aile baÄŸlarıyla birbirlerine tutkun bir mahalleydi. Onlara pek söz geçmezdi.
Onlar Hacettepeli'ydi.
HACETTEPE'Yİ ARSENAL YAPACAĞIM
MAHALLENİN yaÅŸadığı en büyük ve son sarsıntı ise İhsan DoÄŸramacı ile olacaktır. Hacettepe'ye hastane projesi hazırlayan DoÄŸramacı, tepkilere karşın dahiyane bir sözle mahallelinin gönlünü alır: Hacettepe'yi Arsenal yapacağım! Birer ikiÅŸer istimlak bedelleri bankadan çekilmeye baÅŸlanır. Mahalle kendisini yok edecek bu harekata umulan direnci gösterememiÅŸtir. Böylelikle en arızalı semt ayıklanmış ve ceket omuzdan düÅŸük yürüyenler, kentin dört bir yanına savrulmuÅŸtu. Artık sıkı hikayeler dışında sarılacakları tek birliktelikleri kalmıştı: Futbol takımı. Ancak o da mahallenin dağılmasını takip eden yıllarda 1. Ligde zor tutunmaya baÅŸlamıştı. 1968 de 1. Lig'e veda eden Hacettepe, amatör kümeye kadar düÅŸecekti. Melih Gökçek'in son hamlesiyle tarih olacaktı. Keçiörengücü adını alan kulüp Hacettepelilerin iptal davalarına aldırmaksızın yoluna devam eder. Hacettepelilere ise her zamanki duyguları miras kalır: ÖFKE!
Bu gün Hacettepe'yi Sevenler Dayanışma ve YardımlaÅŸma DerneÄŸi'nin lokalinde toplanan Ankara'nın 'eski fırtınaları' mor örtülerin serili olduÄŸu masalarda anılarını yad ediyorlar. G.BirliÄŸi OftaÅŸ'ın Hacettepe ismini almasıyla yıllar sonra kavuÅŸtukları takımlarına dört elle sarılıyor, ölen arkadaÅŸlarının cenazelerini Hacettepe bayrağı sererek kaldırıyorlar. Uzun yıllar önce mahalleden ayrılan 'Karagöz Kemal'in Çanakkale'deki evinin dış boyasında yaÅŸayan mor beyaz renkler, belki de sığındıkları son bir liman gibi duruyor.s