Bunca yıldan sonra artık iyice manasız gelen idari koÅŸuÅŸturmacadan ve yüklerden sıyrılmak; mesleki olarak daha kalıcı iÅŸlere imza atacak zamanı ve mekanı kendime yaratabilmek için geçtiÄŸimiz günlerde yayın yönetmenliÄŸi görevimi bıraktım.
MesleÄŸi deÄŸil idari görevi bırakmamın bir baÅŸka gizli hedefi daha vardı aslında... Åžehirden uzaklaÅŸmak... Kendime doÄŸanın içinde bir ev yapmak... İstanbul'a yakın ama ÅŸehre uzak olmak.
Adım adım bu hedefim gerçekleÅŸiyor... Bana göre dünyanın en güzel yerlerinden birinde kendime küçük bir ev yapıyorum. Günlerdir ÅŸantiyedeyim... Evin en ufak detaylarına kadar uÄŸraşıyorum...
Sadece ekrana çıkacağım günlerde İstanbul'a inmeye özen gösteriyorum. Bu arada deÄŸiÅŸimimi izliyorum. Öncelikle yavaÅŸladım... Toprakla sürekli temas halinde olmak yaÅŸam enerjimi usulca düzenlemeye baÅŸladı.
Gün doÄŸumlarının, gün batımlarının anlatılamaz lezzetinin yudum yudum içilebildiÄŸini keÅŸfettim. Åžehre, insanlara, içinden çıkageldiÄŸim iliÅŸkilere, gerginliklere, kurgulara bakışım deÄŸiÅŸti... Artık içtenlikle, barışla ve huzurla gülümsüyorum.
Biliyorum, bu yazdıklarımı okurken siz de gülümsüyorsunuz, 'Yazık, pek gençti... Balataları fena yakmış...' diyorsunuz... Valla ben de gülüyorum ama sabır... Lafımı bitireyim.
Bu özel dönüÅŸümü neden paylaşıyorum? Takdir edebileceÄŸiniz gibi siyasete, hayata, gündeme sürekli kafa yoruyorum. Son derece önemli bir kırılmanın (çöküÅŸün) içindeyiz.
Åžu anda olduÄŸum yerden bu süreci gözlemenin bana zenginlik ve açı kazandırdığı inancındayım.
YaÅŸanan küresel finansal krizin aslında bir 'deÄŸerler krizi' olduÄŸu tespitini çok iyi kavramak gerek. Modernizmin getirileri kadar götürülerini de iyi anlamak gerek.
YavaÅŸlamadan bunun görülemeyeceÄŸini gördüm. Durup bir an için etrafınıza bakarsanız nasıl bir koÅŸuÅŸturma içinde debelendiÄŸimizi, nasıl bir çevrede yaÅŸadığımızı, bu kentleri nasıl boÄŸduÄŸumuzu ve kentlerin de bizi nasıl boÄŸduÄŸunu ötesinde vahÅŸileÅŸtirdiÄŸini de görebiliriz.
Pastoral bir güzelleme ile 'hadi gelin köyümüze geri dönelim' muhabbeti yapıyor deÄŸilim. Veya 'Kapitalizm toplumsal kanserdir' diyen toprağı bol olsun, büyüÄŸümüz Murray Bookchin'in ne anlatmaya çalıştığını anlatmaya yeltelenip başınızı aÄŸrıtacak da deÄŸilim.
Ancak içinde bulunduÄŸumuz çöküÅŸ sürecinde anlam haritasını kaybedenler, pusulası kırıklar, kentsoylu yalnızlar, öfkeliler, sıkışıp kalanlar, özetle mutsuzlar ve itiraz edenler bir kez daha düÅŸünmeli.
Neyi mi? Åžunu...
Bakın daha dün yaÅŸadığım bir ÅŸeyi paylaÅŸayım belki daha rahat ifade edebilirim.
Önceki gün arabaya atlayıp köye indim, salata malzemesi aldım... Ustalar iÅŸ yaparken ben de onlara yemek piÅŸireceÄŸim... 'Domatesi, biberi hala neden manavdan alırsın ki anlamam... İzin ver ÅŸu köÅŸeye ekiverem' dedi ustabaşı... Gözlerim parladı, 'AÄŸbi eksene Allah aÅŸkına... Ne duruyorsun?' dedim. Sonra laf lafı açtı, 'İbrahim aÄŸbi, ÅŸu köÅŸeye de tavuk kümesi koysak mı ya?'diye çekine çekine sorduÄŸumda, 'Koruz elbet... Sen hiç merak etme... Kızlarına da taze yumurta yedirirsin...' dedi. Bu iki lakırdıda sadelik ve içtenlikten öte bir baÅŸka ÅŸey saklı. Mutluluk...
Dünyanın en lüks otellerinde konakladım; Michelin yıldızlı restoranlarda son derece lezzetli yemekler yedim, çok kaliteli ÅŸaraplar içtim. Anlatılmaz hazlardı... Ama bunların hep bir bedeli oldu... Ağır bedelleri... En önemli bedel yaÅŸamımdan zaman sattım.
Bu hazları ve daha fazlasını tadacağım için hayatımın kalan kısmından zaman satmanın artık manasız olduÄŸunu düÅŸünüyorum.
Tüket, haz al, sadece mutlu ol, uzun yaÅŸa, hükmet, satın al, gez... Bu kelimeler yaÅŸamlarımızın nihai hedefi olmayabilir.
Bu hedefler yerini baÅŸka kavramlara terk edebilir...
Siyasetin sıkıcı ve sığ gündeminden sıyrılıp bu kavramların ne olabileceÄŸine dair yazmaya biraz daha fazla vakit ayıracağım.
Bu bile bana daha sahici ve samimi geliyor.