AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-04-09

kategori2

Ekonomide bir adım ileri iki adım geri...

Geçen haftaki yazımda iyi bir haber olarak tüketici güveninde ocak ayında gerçekleşen iyileşmeden bahsetmiştim. Kötü haber ise geçtiğimiz yılın 3. çeyreğine ilişkin artan işsizlik göstergesiydi. Ekonomide ara sıra iyi haberler gelse de genel gidişat pek parlak değil. Fırtınaya yakalanmış balıkçı teknesi gibi dalgalar bizi bir aşağı bir yukarı çekiyor...
Geçtiğimiz hafta iki önemli veri daha açıklandı: Ocak ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket sayıları ile aralık ayına ilişkin sanayi ciro ve sipariş endeksleri. Her iki endeks de arz tarafında işlerin parlak gitmediğini gösteriyor. Çünkü ekonomide talep daralması devam ediyor. Uzun vadede de, daralan talebin üretimi ve işsizliği olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır.
Ancak kısa dönemde arz ve talep ters istikamette olabilir. Bunun nedeni ekonominin bir yakasında olan gelişmelerin, diğer tarafta etkilerini gecikmeli olarak göstermesidir. Sözgelimi güven erozyonu ve gelecek kaygısı nedeniyle tasarrufa yönelim neticesinde aniden düşen talep, gecikmeli olarak arza yansır. Zira talep daralması önce siparişlere yansıyacak daha sonra stokların erimesi beklenecek ve nihayetinde üretimde kısıntılara gidilecektir. Stokların eritilmesi de fiyatlarda düşüşle sağlanır. Fiyatlardaki düşüş ise talebi canlandırabilir. Yani arz tarafında işler kötü gidiyorken talep parlak bir seyir izleyebilir. Diğer taraftan üretimde daralma varsa, gelir düşeceğinden bu durum, bir sonraki periyotta talepte daralmaya neden olacaktır. Özetlemek gerekirse arz ve talepteki kısa dönemli hareketler birbirinin tersi istikamette olabilir. Fakat uzun dönemde ekonominin genel gidişatı arza ve talebe aynı yönde etki edecektir. Dolayısıyla daralma dönemi uzadıkça hem arz hem de talep daralacaktır.
Ocak ayında tüketici güven endeksindeki 2.3 puanlık iyileşmeye rağmen, kurulan şirket ve kooperatif sayısında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,7'lik bir düşüş gerçekleşti. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre yeni kurulan 3 bin 920 şirketin; 1.430'u İstanbul, 382'si  Ankara, 265'i İzmir ve  1.843'ü diğer illerde bulunmaktadır. Burdan çıkan diğer bir sonuç da, ülkemizde gelir dağılımı bozuk olduğu gibi iktisadi faliyetlerin bölgesel dağılımı da dengesizdir.
Kurulan şirket sayısının azlığı ile birlikte ücretsiz izinleri ve işten çıkarmaları düşünürsek, önümüzdeki dönemde istihdamda epey sorun yaşanacağını anlıyoruz. Bu aralar özellikle  perakende sektöründe gündemde olan  birleşmeler de, sanırım işçi sayısında azalmaya neden olacaktır. Ölçek ve sermaye büyüdükçe işçi başına verimlilik artacağı hesaplamalarına dayanılarak işçi sayısı azaltılabilir. Zaten bu birleşmelerin arkasındaki önemli etkenlerden biri maliyetleri düşürmek olarak görünüyor.
Açıklanan bir diğer veri aralık ayına ilişkin ciro ve sipariş endeksiydi. Veriye göre bir önceki yıla göre sanayinin cirosunda yüzde 4.2'lik, siparişlerde ise yüzde 9.9'luk bir düşüş gerçekleşmiş. Ticaret yapanlar satış beklentilerini dikkate alarak üreticiye sipariş verirler. Bu anlamda sipariş endeksleri sonraki dönemlere yönelik beklentiler açısından önemli göstergelerdir. Bu nedenle ciro ve sipariş endekslerindeki düşüşler en azından 2009'un birinci çeyreğine dair beklentilerin olumsuz olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, hane halkının tüketim yapmasını sağlayacak bir ortam yaratılmadan, arz tarafında işler iyi gitmeyecektir. Stok eritme amaçlı düşük fiyatların yol açtığı kısa vadeli tüketim canlılığı, saman alevi gibi duruyor. Krize karşı geliştirilen önlemler yetersiz olduğu gibi, çoğu iş işten geçtikten sonra gündeme alınıyor. Bu konudaki talihsiz beyanlara girmeyecğim. Ayrıca seçime yönelik ekonomik etkinliği olmayan kamu harcamaları ise yarardan çok zarar veriyor. Çünkü bütçe açığımız dramatik bir şekilde artıyor.