AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2009-04-09

kategori2

"İçimdeki kadını artık anlıyorum"

Fısıltılı sesiyle söylediği, çocuksu ve çılgın kadın şarkılarının eğlenceli yıldızı Nil Karaibrahimgil, bu hafta konuğum. Beş günde 20 kere iptal olup geri kondu bu randevu. Sonunda Nişantaşı, City's alışveriş merkezinde buluştuk... Samimi, heyecanlı, güzel ve komik bir kadın karşımdaki. 
 2002'de 'Nil Dünyası', 2004'te 'Nil FM', 2006'da 'Tek Taşımı Kendim Aldım' ve geçtiğimiz günlerde çıkan yeni albümü 'Nil Kıyısında' ile, karşınızda Nil Karaibrahimgil...
n 'Nil Kıyısında'n başlayalım; ben her Nil albümünde kayboluyorum bir süre... Sen ne hissediyorsun şu an?
Çok sevindim! Çünkü 1 yıldır hayatımda bu albümden başka hiçbir şey yok. Doğum gibi bir şey aslında. Biri 9 ay, biri 1 sene...  Doğduktan sonra sadece, artık bu senden gidiyor. Seninle hiçbir bağlantısı kalmıyor. Çocuktan farkı o. Ve bundan sonra duyduklarından anlamaya çalışıyorsun... Nerede? Bir işe yaramış mı? Bir şey demiş mi? İnsanların kalplerinden içeri girmiş mi?
n Bazı yönetmenlerden duymuştum; filmleri bitip de perdeye çıktığı anda bir daha o filme bakamıyorlar...
Çok doğru. Ben albümü 2-3 haftadır dinlemiyorum mesela. Ancak biri arayıp da 'şu şarkıya bayıldım' derse, 'ya bi dakka neydi o şarkı, neye bayıldı acaba' diye dinliyorum bir tek. Çünkü dediğin gibi bir kopma, artık onun ne olduğunu tam olarak anlayamama hali geliyor... Şarkıyı en iyi, ilk yaptığında hissediyorsun zaten. 'Tamam' diyorsun; 'bu çok güzel bir şarkı'. Ben hatta; 'Allah'ım bu şarkıyı bana verdiğin için çok teşekkür ederim. Yemin ederim ki çok iyi bakacağım, onu en güzel şekilde taşıyacağım' diyorum (gülüyor). Bazı şarkılarımı benden başkası söyleseydi gerçekten hastaneye kaldırılırdım, kurdeşen dökerdim!
 n Kendi sesini dinlemeyi seviyor musun?
Evet seviyorum. Kendi sesimi beğeniyorum. Çünkü bana bir rengi varmış gibi ve bu kelimeleri en güzel bu ses taşıyormuş gibi geliyor...
SAHNEDE ŞALTERİM ATIYOR
n Kendini izlemeyi seviyor musun?
Bazen beğeniyorum, bazen de bakamıyorum. Bütün kadınlarda yok mu? Mesela annem... Resmini çekersin, o hemen bakar 'ay sil bunu' der. O kendine göre bir şeye bakıyor ve beğenmediği zaman beğenmiyor. Kadınlıkla ilgili bir durum o.
n Şarkı yaparken mi, albüm çıkarken mi, sahnedeyken mi daha çok heyecanlanıyorsun?
Aslında en çok heyecanlandığım, bana bu işte en çok zevk veren iki nokta var. Birincisi, şarkıyı ilk bulduğum an. İkincisi de, sahne. Henüz çözemedim ama sahnede çok acayip bir şalter var ve o atıyor! Hastayken hissetmezsin, öksürüyorken öksürmezsin, halsizsen canlanırsın mesela sahnede. Adrenalinin de verdiği bir şey herhalde. Hangi hormonlar devredeyse o an... Kafan uçuyor ve başka bir hale, başka bir bütünlüğe geçiyorsun insanlarla. Daha yüksek bir yer, öyle hissediyorum.
n Kelimeler, imgeler senin oyuncakların mı?
Evet. Günlük konuşma biçimlerini kullandığım zaman kafamı çalıştırma biçimim tam olarak ortaya çıkmıyor. Ve hayat bana şöyle bir hediye vermiş ki, kelimeleri başka biçimlerde yan yana getirerek kendimi anlatabiliyorum, çok küçük yaştan beri. Ve insanlar da bir süre sonra benim bu dilimi anladılar, yazıların ve şarkıların yardımıyla.
n Bu kadar kadın şarkısı yapmış biri olarak, yaklaşan Kadınlar Günü sana ne ifade ediyor?
Aslında şunun günü, bunun günü onlar bana çok bir şey ifade etmiyor ama bir şeyi işaretlemek anlamında güzel... Çünkü kadınların kutlandığı zamanlar tarihte çok eski değil. Kadınların zamanla elde ettikleri bu güç, iş hayatında olmaları, hayatta söz sahibi olmaları ve aslında hayatı çevirenlerin de kadınlar olması çok manidar ve arada bir insanların dikkatlerinin çekilmesi gereken bir durum. Dediğin gibi, kadınlarla ilgili çok şarkı yazdım. Çünkü kadınlıkla ilgili kendi içimde çok hesaplaşmam vardı. Ancak bu albümde bunu yavaş yavaş bıraktım. Bugüne kadar hep onunla ilgili mücadelesi olan biriydim ve içimdeki kadınla ilgili sürekli gelgitlerim, itiş kakışım vardı. Ama şimdi 30 yaşımdan sonra kendimi kadınlıkla barışmış, kadınlığıyla iyi, onu anlayan ve hatta onu yücelten bir halde görüyorum. Ve o yüzden de bununla ilgili artık bağırıp çağırmama gerek kalmadı.
ÇOCUK YOKSA EVLİLİK DE  ÇOK LÜZUMLU DEĞİL
n Mutlu aşk var mıdır?
Aşkın mutlu olduğu, mutlu ettiği, mutlu yaşandığı zamanlar vardır. Ama genelinde mutlu aşk olmayabilir... 'Kavuşamazsan aşk olur' diye bir söz var ve ben ona çok inanıyorum. Bir de bir şarkımda var, 'Çok Canım Acıyor' şarkısında; 'dediler aşka sabır ya da sefer lazım'... A.R.O.G'un setinde Hasan Kaçan'dan duymuştum, meşhur bir sözmüş, 'Aşka sabır ya da sefer gerek'... Ben de o sıra o şarkıyı yazıyordum; 'Dediler aşka sabır ya da sefer lazım / Dedim, eyvallah yok itirazım' diye devam ediyor. Aşk öyle bir şey. Eziyet yani, tavsiye etmiyorum (gülüyor). Şaka bir yana ama aşkın öyle bir tarafı var.
n Evlilik aşkı öldürür mü?
Bilemiyorum, hiç evlenmedim ama öldürmemesi için elimden geleni yaparım. Eğer evlilikte iki insan birbirinin sahibi olduklarına dair bir ruh haline giriyorlarsa ki, böyle bir şey mümkün değil ama öyle bir sanrı, öyle bir his yaratıyorsa tehlikeli. Evliliği sadece çocuğun içinde bulunabileceği ve yaşayabileceği bir tür şirket ya da bir oluşum, organizasyon gibi görüyorum. Aksi takdirde çok lüzumlu bir şey olduğunu düşünmüyorum; iki insan için çok harika bir var oluş şekli değil.
n Haset duymak mı seni korkutur, yoksa hasetle karşılanmak mı?
İkisi de. İkisi de bence asit. Haset duymak belki daha büyük bir asit... İnsanı içinden itibaren yakan bir şey. Her ikisi de çok fena. İkisi de olsun istemem.
n Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okumuşsun üniversitede. Siyasi gündemle ilişkin nasıl, etkilenir misin?
İlgimi çeken bir şey değil siyaset. Ama siyaset okuduğuma memnunum, çünkü bana; aynı olaya bakılacak başka bakış açıları olduğunu gösterdi. Bana kazandırdığı en büyük artı bu oldu, bir de okuma alışkanlığı... Onun dışında, hayatımı rahatsız etmediği sürece içine girmek istemediğim bir havuz, siyaset. Ama tabii ki ucu bana dokunacak bir şey olursa, özgürlüklerimi kısıtladığı bir gün gelirse, o zaman sessiz kalmam. Şarkıyla ya da herhangi bir şekilde tepki gösteririm ve de insanları toplamaya çalışırım etrafıma. Bu ülkede hakikaten zor. Mutlaka her gün bir şey patlak veriyor. Sakin bir siyaset hiçbir zaman yok burada ve bu da kötü etkiliyor... Bir sürü insanı politikadan ve onu sevmekten uzaklaştırıyor. Buradan gitmek istiyorsun. Burayla nasıl baş edeceğini bilmiyorsun. Karamsarlık çöküyor. Gençler için, yeni jenerasyon için biraz iç karartıcı.
TEK BİR ŞAMPUANLA YAŞAMAK MÜMKÜN
n Müzik sektörünün içinde bulunduğu evrenin üstüne ekonomik krizin de gelmesiyle, albüm yapmanın da satmanın da zor olduğu bu zaman seni ürkütüyor mu gelecekle ilgili?
Aslında ürkütmüyor. Şarkı üreten biri olduğum için, müziğin yeni taşıyıcısı ne ise, ona koyarım müziğimi diye düşünüyorum ileride. Yani müziğin ölme ihtimali yok. Müzik her zaman yaşayacak. Sadece 'music business' denen iş değişti ve bir transformasyondan geçiyor şu anda. Buna direnmenin, düşmanlık beslemenin bir manası yok. Sadece nasıl adapte olacağımızı düşünmemiz lazım. 
n Sadelik hakkında ne düşünüyorsun? Mümkün mü mesela tek bir şampuan ya da sabunla yaşaman?
Kesinlikle mümkün. Charlotte'un kuralı! Onu tanıdıktan sonra kendimi son derece ağır hissettim ben. Fransa'da tanıdığım, modellik yapan çok güzel bir kızdı Charlotte. Ve evine girdiğim zaman gördüm ki, bir tane şampuan, bir tane sabun, bir tane nemlendirici, bir tane dudak parlatıcısı, üç tane palto, iki kot etek, iki çizme... Zaten çok küçük bir evde yaşıyor. Sordum 'Charlotte, bunlar tamamı mı, senin sahip olduklarının?'... Ve evet! (Gülüyor) Başka bir evi falan yok yani. Hepsi bu. O an o kadar çok şey öğrendim ki o evden... İnan o günden beri yaptığım alışveriş, basitlik, azlık üzerine kurulu. Hiçbir şeyi bitmeden almıyorum bir kere. Bu gezegende krizin olma sebeplerinden biri de açgözlülük olduğu için, kesinlikle ekonomiye gitmek, sadeleştirmeye gitmek lazım günlük hayatı yaşarken.


Anne olmayı çok istiyorum

n 'Oh çok şükür, 20'ler bitti' diyor musun?
Diyorum! 20'ler de tabii ki çok güzeldi... Çok tırmalıyorsun, çok mücadele ediyorsun ve çok bilemiyorsun ama 30'da böyle bir platoya varıyorsun ve diyorsun ki: Haaaaaa, haaaaaaaa! Anladıııııımm. (Gülüyoruz)
n Anne olmayı düşünüyor musun, yoksa 'bütün çocuklar bizim, bir tane de benim doğurmama ne gerek var' diyenlerden misin?
Yok canım onu diyenlerden kesinlikle değilim. Anne olmayı çok istiyorum, çok güzel bir şey bence... Bir kadının dünyaya gelme sebeplerinden biri o ve doğanın getirdiği bir şey. İnşallah da olurum.
n Ee, 30'la beraber hadi hadi hadi çanları çalmaya başladı mı?
Hem başladı, hem de yemezler o çanları!.. O kadar da panik olup saldıracak değilim yani. Tabii ki biyolojik olarak bir yaş ve zamanlama var. Ama öyle çok büyük bir panik bende yok. Kendimi hazır hissettiğim zaman hayat beni oraya doğru iteleyecektir diye düşünüyorum.

Ağaç olsan bile huzur yok

n En son seyrettiğin film?
'Slumdog Millionaire'
n Şu sıra neler okuyorsun?
'Feeling Good' diye bir kitap okuyorum, insanın iç sesiyle ilgili. Karar vermekte zorlananlar için... Ben özellikle büyük kararlarda çok sıkıntı çektiğim, her şeyi çok tarttığım için... Bir de ağaçlarla ilgili bir kitap okuyorum. Ağaç olmanın ne kadar zor bir şey olduğuyla başlıyor, çok enteresan... Zaten kitabın kenarına 'ağaç olsan bile huzur yok' yazdım. Bir okusan var ya, bizim hayatımız hiçbir şey değil. Zavallı ağaç...
n Kendine en son ne aldın?
Şey; bir tane küçük ekosistem var, NASA'nın geliştirdiği... Akvaryum gibi bir şey düşün ama her yeri kapalı. İçinde küçük ıstakozlar yaşıyor.   5 yıl boyunca yemsiz ve havasız orada yaşayacaklar. Ama 5 senenin sonunda camı kırıp üstüme mi saldırırlar onu bilmiyorum (gülüyor).