AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-04-09

kategori2

Rakamlar konuşur mu?

Eğer kullanmak isterseniz, güzel bir makyaj malzemesidir istatistik; var olanı yokmuş, olmayanı da varmış gibi gösterir. Oysa istatistik dediğimiz şeyin özü matematiktir. Matematik ise mantık, tutarlılık, yapı kurma, çözümleme ve mutlak aklın kristalize olmuş hali demektir. Leonardo da Vinci, 'Hiçbir araştırma, matematik ispattan geçmedikten sonra bilim adını almaya layık olamaz' diyor. Peki, nasıl oluyor da bilimlerin tanrısı olan bir disiplin yalan söylemek için eşsiz bir araca dönüşebiliyor? Çünkü matematik aynı zamanda bir dildir ve ne yazık ki özellikle siyasetçilerin ağzında bu dilin kemiği yoktur...
2008 yılı aralık ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 47 azalmış mesela. Pek güzel. Bu durumda hükümet yetkilileri çevre kirliliği azalacak ve trafik nispeten rahatlayacak diye övünebilirler. Benzer şekilde, geçtiğimiz hafta açıklanan dış ticaret verilerini ele alalım. Verilere göre 2009'un ilk ayında ithalat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 43, ihracat ise yüzde 25 azalmış. Ne güzel değil mi? Dış ticaret açığımız yüzde 76 civarında azalmış oldu böylece. Halbuki ihracatımız yüzde 30 artmış, ithalatımız da yüzde 2 artmış olsaydı yine aynı sonuç yakalanmış olacaktı: dış açık azalacaktı. Şimdi, neticeye bakılırsa sanki bu ikisi arasında niteliksel bir fark yok gibi.
Yurdum siyasetçisi pek marifetli bir şekilde bu tabloyu güzel bir gelişme olarak ballandıra ballandıra anlatabilir. 'Bakın dış ticaret açığımız küçülüyor' diyebilir. Ama bir başkası da, 'ithalattaki düşüşün, iç talepteki ve yurtiçi gelirlerdeki acı tablodan; ihracattaki düşüşün ise, mal sattığımız ülkelerin ekonomilerindeki küçülmeden kaynaklandığını' söyleyebilir. Öyleyse bunda sevinecek bir şey yoktur. Hatta ithalattaki düşüş, ihracatta daha da düşüş olacağının habercisidir. Zira ihracatımız zaten büyük oranda ithal ara malına dayalıdır.
Öte yandan, enflasyon rakamındaki düşüşe bakarak, Merkez Bankası politikalarının etkinliğinden de bahsedilebilir. 2009 yılı için öngörülen yıllık ortalama yüzde 7.5 enflasyonun daha da aşağıda gerçekleşeceği anlaşılıyor. Ancak bunun, artan işsizlikten ve yoksulluktan kaynaklandığını görmüyorsanız, bir başarı hikayesi gibi anlatabilirsiniz.
Acaba neden, ucuz dolar döneminde 'yıllık gelirimiz kişi başına 10 bin dolara koşuyor' diyenler, şimdi dolar bazında milli gelirden hiç bahsetmiyorlar?  Döviz ucuzken dış açığı, milli geliri, ihracatı vs dolar cinsinden hesaplayıp ekonomik performansın şahaneliğinden dem vuranlar, şimdi sus pus oldu, ağızlarını bıçak açmıyor. İşler iyi giderken hükümetin ekonomi yönetimini yere göğe sığdıramayanlar şimdi krize odaklanılmadığından, hükümetin krizi ciddiye almadığından şikayet eder oldular. 
Aslında çuvaldızın büyüğünü ise kimi iktisatçılarımız hak ediyor. Özellikle de her yeni hükümet geldiğinde bundan iyisini Türkiye görmedi diyenler... Kimler mi bunlar? Biraz arşiv taraması yapın göreceksiniz... Biliyorsunuz derler ki; iktisatçı dün öngördüğü şeylerin bugün neden gerçekleşmediğini ancak yarın anlayabilen/anlatabilendir. Ve iktisatçıların içinde olduğu bu aciz durum, gülünçlüğü sayesinde sempatik bir hal almıştır. Bu yüzden belki de, iktisatçılara artık kimse kızmıyor. Hatta yanıldıklarının yarın ortaya çıkacağını bile bile iktisatçılara danışılıyor. Keynes zeki adammış gerçekten. 'Uzun dönemde hepimiz ölmüş olacağız' demiş. Bu manidar söz; iktisatçılara yarın hakkında soru sormanın bir faydası olmadığını ne de güzel anlatıyor.
Sözün özü, istatistik” veriler; kullandıkları bilim dalının amacı doğrultusunda yorumlanmalıdır. Aksi takdirde olayın bütününü görememiş oluruz. Elde edilen veriler, makro ekonomik istikrar, büyüme ve mali disiplin alanlarında neyi ifade ediyorlar? Kısaca toplumun yaşam standartları artıyor mu, azalıyor mu? Buna bakmalıyız.