AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-04-09
Aylardır iş dünyası, muhalefet, akademisyenler ve medya bir krizin varlığından ve acil önlem alınması gerekliliğinden bahsediyor. Fakat hükümet bunca zaman ne yaptı? Önce 'kriz yok hamdolsun' dedi. Sonra krizin teğet geçtiği iddia edildi. Fakat göstergeler her geçen gün daha açık bir şekilde ortaya koyuyor ki, kriz bizi teğet geçmiyor. Aksine biz krizin tam ortasından geçiyoruz. İşsizlik çığ gibi büyüdü, tezgahlar ve fabrikalar kapanıyor. Şimdiye kadar tüm bunları geçiştiren ve seyirci kalan iktidar, nihayet krize karşı bazı dişe dokunur önlemler almaya başladı.
Tüketicilerin ve üreticilerin beklentilerini iyileştirmek elbette önemlidir. Ancak bunun birinci koşulu halka gerçekleri anlatmaktır. Bunu yaparsanız, sizin alacağınız önlemlere ve öngörülerinize olan güven de artar. Bugün her şey ortadadır. Sanayi üretimimiz dörtte bir oranında azaldı. Resmi işsizlik oranı yüzde 13,6'yla tarihi bir rekor daha kırdı. Otomotiv sektörü mahvoldu. İnşaat sektöründe yaprak kıpırdamıyor. Yıllardır faaliyet gösteren büyük tekstil firmaları battı. Daha yeni Tariş İplik Fabrikası üretime ara verdi. Avrupa'nın en büyük iplik fabrikası belki de kapanacak.
Hükümetçe açıklanan dördüncü paket eksiklilerine rağmen, ilk kez bazı somut tedbirler içeriyor. Bu köşede aylar önce vergi indirimlerini ve istihdam teşviklerini önermiştik. Aklın yolu bir olsa da, gecikmeler krizin maliyetini artırıyor. Yapılan değişikliklerle kullanılmamış taşıtlarda silindir hacimlerine göre farklı oranlarda ÖTV indirimlerine gidildi. Hafif ticari araçlarda yüzde 10 olan ÖTV yüzde 1'e, 1600 cc ve altı binek otomobillerde yüzde 37 olan ÖTV yüzde 18'e indirildi. Beyaz eşyada ise yüzde 6,7'lik bir ÖTV indirimi yapıldı. Ayrıca 150 metrekarenin üstünde olan konutlarda yüzde 18 olan KDV oranı yüzde 1'e çekildi.
Ancak bu indirimlerin yaygınlaştırılmamış olması ciddi bir eksikliktir. Örneğin görsel medyanın neredeyse tek geliri kaynağı olan reklam gelirleri üzerinden yüzde 5 RTÜK Payı, yüzde 5 Eğitime Katkı Payı ve yüzde 18'de KDV alınmaktadır. RTÜK Payı ve Eğitime Katkı Payı üzerinden ayrıca KDV alındığı için, reklam gelirleri üzerinden alınan sadece dolaylı vergilerin oranı toplam (5+5+18+1,8 =) 29,8'i buluyor. Oysa krizle birlikte basın ve medya sektörünün reklam gelirleri neredeyse yarı yarıya düştü. Döviz kurlarındaki artış nedeniyle de, gazete kağıdının alış fiyatı yüzde 40'lar civarında artmış durumda. Bu gidişle demokrasinin dördüncü ayağını zor günler bekliyor. Dolayısıyla bu sektörün vergi indirimleriyle desteklenmesi, hem ekonomik hem de demokratik bir zorunluluktur.
Vergi indirimlerin üç ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırılmış olması da gerçekçi değildir. Zira bu krizin 3 ay sonra aşılacağına dair hiçbir emare bulunmamaktadır. En iyimser tahminler bile 2010'dan önce bir iyileşme öngörmüyor. Dünya sanayi üretiminin ortalama yüzde 20 daraldığı bir ortamda, bu krizin 3 ayda sonlanabileceğini düşünmek Polyanna için dahi fazla diye düşünüyorum.
Ayrıca istihdam üzerindeki mali yükler vakit geçirilmeden azaltılmalıdır. Bu tür talepleri hükümet kimi zaman kriz fırsatçılığı olarak niteliyor. Oysa istihdamdaki mali yüklerin azaltılması; öteleme, erteleme şeklinde de olabilir. Böyle bir politikanın devlete maliyeti, sadece alınacak verginin faizi kadar olacaktır. Nominal faizlerin düşük seyrettiği bu konjonktürde, bu katlanılabilir bir maliyettir.
Kontrolsüz küresel liberalizm, gelinen noktada kendine çeki düzen veren mekanizmalar arıyor. Başlangıçta arz yönlü düzenleyici hafif müdahalelerle bozulan üretim, tüketim, tasarruf ve yatırım dengesinin düzeleceği düşünüldü. Fakat bu politikaların bunalımı derinleştirdiği görülünce, isteksiz bir biçimde de olsa, kamu müdahalesinin gerekliliği kabul edildi. Biz de bütün bunları görmeliyiz...