AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-04-09
Vahşi kapitalizmin, insan bedeni üzerindeki tasarrufuna bir yenisi eklendi.
Tuvalet takip sistemi, işyerlerinde çalışanların kontrol edilemediği, izlenemediği tek alanda 'tuvalette' etkin.
Çalışanın tuvalette geçirdiği zamanı ve tuvalete gitme sıklığını, patron için elektronik olarak takip edip, kaydediyor.
Kurulan programla, çalışanlara verilen kart ya da parmak iziyle, tuvalete giriş ve çıkışlar, kalma süreleri ölçülüyor.
Sisteme, işyerinin uygun gördüğü tuvalete gitme sıklığı veri olarak giriliyor.
Örneğin; mesai saatleri içinde en fazla 3 kez ve 5 dakika şeklinde belirlenmiş ise, 4. kez tuvaletin kapısı otomatik olarak kilitleniyor.
Bu sistemi pazarlayan firma, işyerinin kazancını aynen şöyle açıklıyor:
'Program, personelin tuvalette kaytardıkları zamanı toplar, size günlük ve aylık raporlar olarak verir.
Siz de bu raporlardaki verileri 'WC kesintisi' adıyla maaşlardan otomatik olarak kesersiniz.
Almış olduğunuz sistemi 1-2 ayda amorti edersiniz.
Bir personel günde 20 dakika tuvalette vakit harcıyorsa bu süre ayda 733 saat yapıyor.
Ortalama saat ücreti de 3 YTL'den ayda 2.199 TL ediyor.
İşte işçilerin hakları olmadan aldıkları paranın size geri dönüşümü...'
Görüldüğü üzere, işçiler patrona ücretlerini aşan miktarda borçlanıyorlar bir ayın sonunda.
Değişmeyen kölelik zihniyetinin teknoloji yardımıyla zuhur etmesine tanık oluyoruz.
Ele geçirilmiş bedene tahakküm kurmanın ve yönetmenin yeni sistemleri çok rağbet görüyor.
Bu tüyler ürpertici uygulamanın yanında verimlilik, performans artırma, işletme talebinin düşürülmesi, gibi ifadelerle işletme terminolojisi kullanımı bir vahamet.
'Dil'e gömülmeye çalışan insana yönelik saldıganlık ve şiddet ayan beyan ortada.
İnsan bedeni odaklı modern dönem faşizminin versiyonu olduğunu gizleyemiyor.
Bu sistemi kullanan bir firma yöneticisi 'Çin'le rekabette zorlanıyoruz, bu sistemi kurduk, çok rahat ettik. Şu an personelimizin mesai saatleri içinde iki kez tuvalete gitme hakkı var' diyor.
Sanırım artık Çin'le rekabet edebiliyorlardır.
Ankara Tabip Odası ise kabul edilemez bir insan hakkı ihlali olduğunu açıkladı.
Foucault, kapitalizmin gelişme kollarından biri olan iktidar teknolojilerinin iktidar mekanizmasına uygun uysal insanlar (homo docilis) üretme çabasından söz eder.
Aydınlanma ile kesintisiz ve topyekun biçimde hayatın tüm anlarının denetime dayalı mekanizmalarla hapishaneler haline geldiğini belirtir.
Jeremy Bentham'ın'Panopticon' adlı mekan gözetleyen düzeneğini hatırlatır.
Panopticon, ortasında gözetleme kulesi olan mekansal düzenlemedir.
Modernleşmeyle birlikte aydınlık mekanlarda görünür kılınan insanın denetlenebilir olması gözetlemeyle mümkündür.
Disiplinli bir toplum için de gözetleyici, baskıcı, cezalandırıcı, disipline edici bir ideoloji gerekmektedir.
Bu da totalitarizmdir.
Tam da bu noktada tuvalet takip sistemi, günümüz Panopticonları olarak işyerlerimizde yaygınlaşmaktadır.
İnsanın kanını donduran bu insafsızlığa ses çıkarmamak da totaliterliğe dahildir.