AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-04-09

kategori2

Sandıklar kralı Demirel

Türk seçim tarihine oy ve meşruiyet tartışmaları damga vurdu. CHP'nin 1954'te %35'lik oya rağmen %5.7'lik temsil gücü oldukça ilginçti. DP'nin %57'lik oya denk düşen %93'lük Meclis gücü de. Ama Demirel'in 1965'te yaptığını bir daha kimse yapamadı...
Gelecek pazar sandık başında olacağız. Çok partili rejime geçişimizin 63. yılında yeni bir şeçime yine iktidar ve meşruiyet tartışmalarıyla giriyoruz. Baykal, 'AKP % 52'nin altında oy alırsa bu tartışmaya açık bir sonuç olur' dedi. Erdoğan ise yerel seçimlerde iktidarların     % 5'lik yıpranma payı olabileceğini belirterek %42'yi işaret etti. Peki, tarihimizde nasıldı? Sandıktan çıkan seçim sonuçları nasıl okundu? Kim ne kazandı, ne kaybetti? Kısa bir yolculuğa var mısınız?

YÜZDE 35.4'LE 31 VEKİL
 Aslında seçim barajları ve iktidarların meşrutiyet sorunu hep ilişkili oldu. Çünkü seçim sistemimiz, altmış yıl boyunca birçok kez değişikliğe uğradı ve her yeni düzenleme yeni tartışmalar getirdi. Demokrasinin kesintiye uğradığı dönemlerin hemen sonrasında yapılan seçimler için hep asker gölgesinden söz edildi. Ancak parlamenter demokrasinin oturduğu, seçimlerin ivme kazandığı yıllarda da meşrutiyet tartışması bitmedi. Seçimin yapıldığı yıldan tutun da katılan seçmen oranının düşüklüğüne, aldığı oydan daha fazla oranda Meclis'te temsil edilme durumundan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar hemen her liderin baraj ve meşruiyet meselesi oldu.
Şaka gibi ama 1954 seçimlerinde İsmet Paşa'lı CHP, % 35,4'le sadece 31 milletvekili çıkarabildi. %35 oya karşın Meclis'teki temsili % 5,7'de kalmıştı. İktidardaki Demokrat Parti ise aynı seçimlerde aldığı %57,6 ile rekor oy oranını yakalasa da asıl rekor  % 92,8'lik temsil oranıydı.

54 SEÇİMLERİ VE 'AŞKIN TEMSİL' TARTIŞMASI
Menderes ve arkadaşları 1950'nin ardından 1954'te de CHP'yi yerle bir etmişlerdi. Ama çok partili seçimlerin üçüncüsü olan bu seçim, beraberinde 'aşkın temsil' tartışmasını getirmişti. Aşkın temsil, alınan oy oranının üstünde bir oranla Meclis'te temsil edilmek anlamına geliyor idi. Örneğin bir parti, yüzde 30 oya karşın baraj dışında kalanların, boş ve geçersiz oyların, Meclis'e giremeyen bağımsız adayların boşa giden oyları sayesinde aldığı oyun çok üstünde bir çoğunluğu Meclis'e sokabiliyordu. Haliyle 'aşkının' olduğu yerde bir de 'eksik temsil' oluyor. Yani aldığı oyun altında bir sandalyeye kavuşuyor. Düşünsenize 2002'de %34 oy alıp, 368 milletvekiliyle neredeyse tek başına anayasa değişikliği yapma hakkını yakalayan Erdoğan ve % 35 ile sadece 31 milletvekili çıkaran ve muhalefete razı gelip kabuğuna çekilen İsmet Paşa.

BİR MUCİZEYE İMZA ATTI
Süleyman Demirel için söylenen 'Barajlar Kralı' lafı sadece abartmadan ibarettir. Çünkü Demirel asıl 'sandıkların kralıdır'. Günümüzün popüler deyimiyle 'Sandıkların Efendisi'dir. Demirel, Menderes'lerin idamından sonra Adalet Partisi genel başkanı olarak girdiği 1965 seçimlerinde sandığı silindir niyetine kullanmış, barajın uygulanmadığı 'milli bakiye' gibi en gerçekçi ama en zor seçim sisteminde  % 52,9 oy ile sandığa ismini altın harflerle kazımıştı. Aldığı oyun neredeyse tamamı Meclis'e yansımış ve Adalet Partisi Parlamento'da %53 ile temsil edilmişti. Ne aşkın ne de eksik temsil! Kullanılan oyun Meclis'e yansıması bakımından en adil seçim olarak hala 1965 seçimleri gösterilir.
Seçimler üzerine yaptığı 3 ciltlik eşsiz çalışmasıyla tanıdığımız, sıkı bir Cumhuriyet Halk Partili Erol Tuncer'i seçim tarihinin en başarılı lideri kim' diye sordum. 'Demirel'in 1965'te yaptığını, kimse yapamadı' dedi ve ekledi: Milli bakiye sistemi ile %52,9 oy. Bunun adı mucizedir.
Demirel'in sandıkların efendiliği durumu 1969'da da sürmüştü.%46,5 oy ile girdiği ikinci genel seçimden de zaferle çıkmasını bilmişti. 60'lı ve 70'lı yıllarda Demirel'in sandıktaki havası o denli yüksekti ki; 1973'te iktidarı kaptırdığı Karaoğlan Ecevit %33,3 ile hükümet kurmayı başarınca, aylarca ondan 'hükümetin başı' veya 'Başbakanlık koltuğuna oturtulmuş kişi' diye söz etmiş, küçümsemişti. Demirel'e göre % 33 tartışılır bir sonuçtu. Ama aynı Demirel partilerin çoğaldığı seçimlerin çok partili bir yapıya büründüğü 90'larda % 27'ye 'Allah bereket versin' diyecek ve güle oynaya koalisyon hükümetini kuracaktı. Yine de sandıkların kralına haksızlık etmeyelim. Çünkü koalisyon ortalığı SHP ile beraber toplam oy oranları yüzde 50'lere yakındı.

27 yıllık iktidarın sonu
Seçİm tarihimizin en hüzünlü gecesi 14 Mayıs 1950 gecesidir. Türk sağı için milat kabul edilen,   14 Mayıs, Türk demokrasisi için kırılma noktasıdır. İsmet Paşa, 27 yıllık CHP iktidarının sona geldiğini fark etmiş ve sandıklar tam açılmadan, çalışma arkadaşlarını Köşk'e yemeğe davet etmişti. Sandıklar açıldığında görüldü ki; 1946 seçimlerine bulaşan şaibe, Demokratların iktidarını 4 yıllığına ertelemekle kalmamış, oylarını da patlatmıştı.
Fırtınayı önceden sezen İnönü, sadece ne kadar farkla yenildiklerini öğrenmek istiyordu. Masa ağır misafirlerle doluydu. Başbakan Şemsettin Günaltay, CHP Genel Başkanvekili Hilmi Uran, Meclis Başkanı Şükrü Saracoğlu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Günaltay, seçimin kaybedildiği belli olunca masadakileri güldüren bir söz söylemişti:Birkaç aya kalmaz çeker giderler! Kimsenin inanacak hali yoktu.

Buraya kadarmış
CHP'liler silahla aldıkları iktidarı, sandıkla teslim ediyorlardı. Saracoğlu, milletvekili bile seçilememişti. İnönü, ilerleyen saatlerde ayağa kalktı ve 'Bütün mesuliyet benimdir. Yolumuza devam edeceğiz' dedi. CHP çevrelerinde sonuçların ters çıkması halinde iktidarın Demokrat Parti'ye teslim edilmeyebileceği ve İsmet Paşa'nın yeniden çizmelerini giyeceği rivayetleri konuşulsa da onun niyeti demokrasiyi yerleştirmekti. Misafirlerini uğurlarken 'Kısmet buraya kadarmış, sindireceğiz'  sözü duyuldu. Atatürk'ten sonra CHP'nin en büyük sahiplenicisi İsmet Paşa'nın, partisinden çıkıp muhalefet bayrağı açanlara, iktidarı usulünce bırakıp gitmesi kadar hüzünlü bir veda olabilir mi? Daha da ilginci İnönü iktidarı devrederken % 39,4 oyu vardı. Ve Meclis'te sadece %14,2 temsil edilecekti. Bunları içine sindirerek indi 14 Mayıs akşamı Çankaya Köşkü'nden. Sırtına giydiği gri kırçıllı paltosu, başında kuşaklı fötr şapkası ve elinde siyasi terbiye, demokrasi ve hoşgörü dersleriyle dolu çantası...
Bu kısa tarihte de görüldüğü gibi sadece çoğunluğu sağlamak, iktidara ulaşmak, tartışmaları bitirmiyor. Mühim olan halktan güvenoyu alıp onunla uzlaşmak. Tüm demokratik kurumlarla uyum temin edebilmek. Toplumun yaralarını kaşımadan dönüşümler yaratabilmek. Mühim olan çuval çuval oyla kazandığın bir seçim sonrasında bile muhalefete kulak tıkamamak. Demokrasinin temsil gücünü dört yılda bir sandığa atılan oyla sınırlı görüp, arkandaki Meclis kalabalığına güvenmemek.

Yüzde 36 ile gelen koltuk çok tartışıldı
Turgut Özal'ın 1987'de yüzde 36,3 ile geldiği seçimler sonrası tek başına hükümet olmanın verdiği avantajla Köşk'e çıkması meşrutiyet tartışmalarının en ateşlisi olmuştu. Tişörtüne yazdığı yazıyla ordudan atılan üsteğmenin 'sindirememesi' gibi, toplumun büyük çoğunluğu da yüzde 36,3'lük bir Cumhurbaşkanı'nı içine sindirememişti. Bunda Özal'ın çok tartışılan ailesi ve yolsuzluklarla anılan kadrolarının da hakkını yemeyelim. Cumhurbaşkanı Özal belki o zamana kadar hiçbir Cumhurbaşkanı'nın uğramadığı eleştirilere ve sözlü saldırılara uğramıştı.

Menderes ve Bölükbaşı'nın erkeklik yarışı
BaŞbakan Erdoğan'ın muhalefet liderleri Baykal ve Bahçeli ile giriştiği polemik giderek sertleşiyor. Ve iş hakaret sınırlarına kadar varıyor. Ama tarihimizde öyle polemikler olmuştu ki bugün yaşananlar onların yanında çok yumuşak kalırdı. Kırşehir'den Demokrat Parti'ye oy çıkmaması üzerine Başbakan Adnan Menderes bu ilimizi ilçe yapmıştı. Bunun üzerine Kırşehir Milletvekili ve Menderes'in müzmin muhalifi Osman Bölükbaşı ile aralarında geçen tartışma...
Adnan Menderes: 14 bin nüfuslu bir kasabanın bir kaza merkezi olması eğer bir facia ise, bunun 55 bin nüfuslu bir Adapazarı'nın senelerce kaza olarak kalması faciası gibi mukabillerini ifade etmek de mümkün olabilir.
Osman Bölükbaşı: Köylüler feryat ediyor. Menderes kulağını aç, zalimliğini de erkekçe yap! (Gürültüler.)
Başvekil Adnan Menderes: (Devamla) Erkekliği o derece tekeline aldı ki, hiç kimsede kalmadı! (Gülmeler.)
Osman Bölükbaşı: Sana nispetle çoktur!!!

Karısı da amma gevezeymiş!
BelALTI polemiğe en çarpıcı örnek ise Kasım Gülek'e aittir. CHP Genel Sekreteri, seçim kampanyası sırasında kolejden mezuniyet yıllarında çekilmiş, kepli fotoğrafları üzerine papaz olduğu ve sünnetinin bulunmadığını iddia eden Demokrat Partili'ye verdiği cevap dudak uçuklatacak cinstendi.
-Karısı da amma gevezeymiş!