AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-04-09
Hatırlarsınız; fırınında hamamböceği çıkan bir esnaf, hamamböceğinin Mısır'dan Türkiye'ye geliş hikayesini anlatarak konuyu saptırmaya ve yarattığı sağlık tehlikesini unutturmaya çalışmıştı. Bunun üzerine, Uğur Dündar'ın haber programına konuk olan Cem Yılmaz da 'bu adam benim ekmeğimi elimden alacak' demişti. Ülkemiz siyasetçileri de komedyenlerin ekmeğini elinden alacak gibi görünüyor.
Geçtiğimiz hafta TÜİK şubat ayına ilişkin kurulan ve kapatılan şirket sayılarıyla ilgili istatistikleri yayınladı. Verilere göre kurulan şirket ve kooperatif sayısı geçen yıla göre yüzde 31 azalmış durumda. Kapanan şirketlere ilişkin tablo ise biraz daha iyi görünüyor. Ancak bizdeki yasal düzenleme ve uygulamalara göre; bir şirketi 15-20 günde kurarsınız, aynı şirketi 1,5 yıldan önce kapatamazsınız. Dolayısıyla şirket kapanmaları istatistiklere gecikmeli olarak yansır.
Maliye Bakanlığı geçen hafta Ocak- Şubat merkezi yönetim bütçe verilerini açıkladı. Buna göre, ocak-şubat döneminde bütçe açığı 10.4 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu rakam 2009 yılı bütçe hedefinin neredeyse tamamına tekabül ediyor. Detaya bakıldığında asıl sorunun önemli ölçüde vergi gelirlerindeki düşüşten kaynaklandığı görülüyor. Dış ticaretimiz daraldığı için vergi tahsilatındaki en büyük düşüş yüzde 32,3 ile ithalde alınan KDV'de yaşandı. Çünkü bütün göstergeler ekonominin daraldığını gösteriyor. Elbette bunda küresel ekonomideki krizin de büyük rolü var.
Ancak tüm bu olup bitenler karşısında söylenen 'işini bilmeyenler fabrika kapatıyor'dan ibaret. Ya da hala kriz bizi teğet geçecek deniyor. İnsan ne diyeceğini bilemiyor. Kriz nedeniyle batan firmaların büyük çoğunluğu küçük ve orta ölçeklidir. Bu belki rakamsal olarak çok fazla bir şey ifade etmiyor. Fakat ülkemizde işyerlerinin yüzde 96'sı 10 kişiden daha az çalışanı olan küçük işletmelerden oluşuyor. Bu da istihdamda önemli bir payın bunlara ait olduğunu gösterir. İşte bu yüzden, her batan küçük ve orta ölçekli firma işsizler ordusuna birkaç insanın daha katılması, bu insanların eline bakan ailelerin sefalete düşmesi demek. İşsizlik rakamının tavan yapması da bundandır.
Ekonomiden sorumlu Bakanımız Mehmet Şimşek, artan işsizliği kadınların iş aramasına bağlarken her halde şaka yapıyor. Değil mi efendim? Ne diye iş aramaya başladınız ki, aç değilsiniz açıkta değilsiniz. Kırın dizinizi oturun evinizde. Siz iş aramaya başlamasaydınız, işsiz de olsanız işsizlik istatistiklerinde hesaba katılmayacaktınız, işsizlik rakamı da daha düşük çıkacaktı. Makro göstergeler daha düzgün çıkacaktı, ekonomi tıkırında olacaktı... Bu ev kadınları yok mu, hep onlar bu işsizliğin nedeni!
Hatta benim bir önerim var: Bu aylak, işsiz tayfasının ekonomik bir artı değer ürettiği yok. Yani milli gelirin üretilmesinde zerre katkıları olmuyor. Öyleyse, diyorum ki, affınıza sığınarak, milli gelirin yaratılmasında vazife almayan bu insanların, kişi başı milli gelirin hesaplanmasında ne işleri var. Katmayalım efendim. İşsizleri ve iş aramayanları hesaba katmazsak, kişi başına milli gelirimiz ne güzel çıkardı...
Bu hafta bir medya kuruluşunda kalkınmışlık belirtisi olan sosyal göstergelerin iyileştiği ballandıra ballandıra anlatılıyordu. Neymiş 2002'de dünyada 85. sıradaymışız, şimdi 76. sıraya yükselmişiz. Altı yılda insani gelişmişlik endeksimizde yaklaşık yüzde 2,5'lik bir iyileşme olmuş. Merak edenler http://hdr.undp.org/en/statistics/ adresinden insani kalkınmışlık endeksi sıralamalarına bakabilir. Oysa bizden daha iyi durumda olanlar arasında Barbados, Mauritus, Uruguay, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna Hersek, Kosta Rika gibi ülkeler var. Avrupa'da bizden daha kötü olan hiç ülke yok. Latin Amerika'nın çoğu bizden önde. Hadi yine iyiyiz derken, galiba birileri bizimle dalga geçiyor.