AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-04-09
Her mart ayının sonu, benim için festival mevsiminin başlangıcı demektir. Hangi filme gitsem diye İstanbul Film Festivali'nin kitapçığını baştan sona hatmederim. Bu iş ayin gibidir; önce filmler seçilir, ardından tarih ve saatleri tutturmak için program çizelgesine geçilir. Üzerine işaretler konur, çakışmalar olunca hayıflanılır... Sonuçta her yıl, görmek istediğim filmlerin ancak bir-iki tanesine gitmeye vakit bulsam da inatla bu ayini tekrarlarım. Hem nisanda, Beyoğlu'nda bir sinemadan ötekine koşturan festival kalabalığına kapılmak, izin günüyse bir cafede miskin miskin seans beklemek gibisi yoktur!
Bu yılki festivalde beni heyecanlandıran yeni bir bölüm var: Yeni Türk Sineması. Klasik Türk sinemasına pek meraklı değilim ama, yeni jenerasyonun ne ürettiğini çok merak ediyorum. Üstelik bu başlığın altında tam 18 tane belgesel bulunuyor. Yeni kuşak yönetmenlerin elinden çıkma, kendi ülkemizi, insanımızı tanımaya dair müthiş bir fırsat bu... Amerikan sineması sağ olsun, Vietnam savaşını kendi yakın tarihimizden daha iyi biliyoruz. İspanyol iç savaşıyla, Küba devrimiyle, 2. Dünya Savaşı ile ilgili de sayısız film gördük ama ya şu bizim ülkemizde yaşananlar, ne zaman film olacak? Hatırla Sevgili'nin bu kadar izlenilmesi, kendi tarihimize duyduğumuz açlığın delaleti değil mi?
Yakın geçmişimizdeki siyasi, toplumsal ve kültürel olayları ele alan daha çok belgesele, filme, diziye ihtiyacımız var... İşte bu yüzden festivaldeki Yeni Türk Sineması'ndan küçük bir seçme yaptım, oy kuyruğunda vakit öldürenlere ithaf olunur!
1. 5 NOLU CEZAEVİ: Yanılmıyorsam o meşhur cezaevinde yaşananlar ilk kez tanıkların anlatıyla belgesele dökülüyor. Yönetmen Çayan Demirel, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden 1984 yılına kadar geçen süreçte 34 tutuklunun ölümüne, yüzlerce tutuklunun sakat kalmasına neden olan Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'ni anlatmış. Dönemin askeri yetkilileri bu cezaevini 'askeri okul' olarak tanımlar, tutuklular ise 'vahşet dönemi' diye adlandırır. Belgesel iyidir, kötüdür bilemem. Ama bu ülke üzerine kafa patlatanların mutlaka görmesi gerektiğine inanıyorum.
2. 3 SAAT: İşte ülkenin en ağır kültürel sorunlarından biri, yani ÖSS! Yönetmen Can Candan, 2004'te ÖSS'ye giren iki milyona yakın adaydan altısının bir yıl boyunca süren macerasını anlatıyor. Belgeselin adı da, ÖSS'nin kendi süresi olan o 3 saat. Fikir başlı başına harika, tabii ÖSS sürecinin tüm aşamalarını tekrar bile insanı bunaltır. Mesele budur zaten: Biraz da bunalın!
3. AYA SEYAHAT: Bu bir Jules Verne uyarlaması değil, 1957 yılında Erzincan'ın ücra bir köyünde dört köylünün aya seyahat etme çabaları belgeleniyor! Yönetmen, Kutluğ Ataman. Siyah-beyaz fotoğraflar eşliğindeki belgeselde Mahir Kaynak, Nilüfer Göle, Murat Belge, Sibel Eraslan, Bülent Somay gibi konuşmacılar da var!
4. ÖLÜM ELBİSESİ: KUMALIK. Müjde Arslan'ın belgeseli, büyük ihtimalle erkeklerin içine fenalıklar bastır. Ne de olsa konu, Mardin'deki kumalık müessesi ve kadınların yaşadığı acılar üzerine kurulu. Emine adlı kadının hikayesi, kumalar tarafından anlatılıyor. Meğer bu kadınlar, kumalığı 'ölüm elbisesi' giyip yaşamak olarak tarif edermiş. Bir nevi Zombie durumu yani...
5. MERDİVEN ALTI: Nur Akalın'ın yönettiği film, 2007'de hayatını kaybeden büyük bestekar ve bağlama üstadı Özer Şenay'a adanmış. Film, çalıştığı inşaattaki patronunun ölümü, yakın bir arkadaşının başına gelen kaza gibi tanık olduğu olaylar nedeniyle polis tarafından aranan ve yakalanırsa askere gönderileceğinden korkan Sinan'ın hikayesini anlatıyor. İstanbul'un yeraltı dünyasından görüntülerle dolu bu film kaçar mı hiç?
Galiba bu yılki festival, Yeni Türk Sineması'nın resmen doğuşuna sahne olacak. Yeni kurgu, yeni tarz, yeni bakış açılarına ihtiyacımız var. Sansür zihniyetinden kurtulursak daha neler çıkacak bu topraklardan, neler!