AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-04-09

kategori2

Seçim sonrası değerlendirme!

Türkiye, 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2008 yılında genel seçim ve  2009 başında mahalli seçim ortamında son derece gerilimli bir dönem yaşadı. Bu yaşanan gerilimin ekonomiye büyük zararı olmadığını düşünenler çok yanılıyor.
Tabii dışa çok açık bir ekonomi olan Türkiye, dünya çapındaki dış talep çöküşünün de etkisi altında kaldı. Bu dış kökenli etki, içerideki siyaset kökenli gerilim ile birleşti ve toplam fatura kuvvetli oldu.
Gene de Türkiye 2001 krizi sonrasında aldığı tedbirler sayesinde esas korkumuz olan döviz kökenli bir çöküş yaşamadı. Ama güçlü ve zayıf yanlarını da vurgulamak gerekli.
Önce güçlü yanlarımız listesi verelim.
Geçmişten miras bütçe açıklarını, iç ve dış borcu kontrol altına almıştık ve bu sayede faiz ve enflasyon gerilemişti.
Bankacılık sistemi, 2001 sonrasında alınan tedbirlerle dünyada yaşanan bankacılık sorunlarının dışında kaldı. Batan bankamız yok!
Ülke döviz rezervi biriktirmişti, Merkez Bankası'nda 70 ve bankacılıkta 50 milyar dolar cephane biriktirmiştik, bir de dalgalı kura geçmiştik. Bu sayede döviz kıtlığı yaşanmadı.
2001 sonrasında özelleştirme yaptık ve doğrudan yabancı sermaye girişi sağladık, bu nedenle de dünya krizinde döviz ve döviz kuru sorunları minimal dozda yaşandı.
Zayıf yanlarımız ise aşağıda sayılı.
Cari denge açığı, ülkenin GSYİH oranı olarak yüzde 25 civarında yatırım yapması, ama yüzde 18 civarında tasarrufu olduğu için de dış tasarruflara ihtiyacı olması, veya başka bir deyişle cari denge açığı vermesi.
Ülkenin ciddi boyutta yapısal işsizlik sorunu olması diğer bir zafiyetimiz. Bu sorun ancak uzun vadede ortadan kaldırılabilir, bir eğitim ve beceri kazandırma seferberliği gerektiriyor.
Diğer bir zayıflığımız da ekonomimizin artık büyümüş ve dışa açık olması nedeni ile bundan sonra dış krizlerden eşanlı etkilenecek olmamız: dış talep zafiyetine karşı korunmamız yok. Ancak ters bir durum da var; dünya düzelince biz de yeniden büyüyecek ve cari denge açığı yaşayacağız.
Bir diğer yapısal zayıflığımız ise sosyal güvenlik sisteminin her yıl verdiği 30 milyar dolar açık. Bu 1991 yılında atılan saçma erken emeklilik adımının direkt sonucu ve 2045 yılında ancak çözümlenebilir; hep bizimle olacak.
Bir diğer yapısal sorunumuz ise  enerji bağımlılığımız. Yılda 50 milyar doların üstünde petrol, doğalgaz, elektrik, kömür ve madeni yağ ithalat faturamız var. Dünya toparlanmaya başlar ve enerji fiyatları bir kere daha göğü delerse, biz bir kere daha şehit oluruz.
Ancak en ilginç veriler seçimin hemen sonrasında ortaya çıkacak. 2008 yılı dördüncü çeyreği ve 2009 birinci çeyreği tüm dünyada büyük çöküş dönemleri. Bizim 2008 dördüncü çeyrek reel büyüme rakamımız salı günü yayınlanacak ve büyük olasılıkla yüzde 4 (artı veya eksi yüzde 1)  civarında gerçekleşecek. 2008 yılının bütünü ise bu sonuca göre yüzde 0-1 arasında bir değer alacak gibi duruyor.
Ancak 2009 ilk çeyreği de büyük olasılıkla kuvvetli bir negatif sergileyecek ve 2009 yılının bütününde de  eksi büyüme yaşarız ve ancak yıl sonunda büyüme ve istihdamda biraz iyileşme görürüz.
Bu ortamda acilen bütçe revize edilmeli ve IMF ile esnek bir anlaşma yapılmalı.
Bütçe şu anda dünyada her ülkenin yaptığı gibi açık vermeli ve zaten de verecek. Bu kaçınılmaz bir durum. IMF anlaşması ise, döviz gerektiği için değil, dış alemde yapılacak değerlendirmelerin risk algılamasını değiştirmek için yapılmalı. Kriz ortamında ve hükümet politikası icabı, kamu tüketimi ve kamu yatırımı artarken, bütçe tabii ki açık verecek. Ama kötümser yorumlardaki kadar değil. 
Bu yazıda vurgulanan eksi unsurlar, iç kavga nedeni ile içeride gerçekleşen ve dış alemdeki kriz nedeni ile de dışarıdan ithal edilen sorun faktörlerinin, her ikisinin ortak ürünüdür.