AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-04-09
Sandıktan çıkan verileri analiz ederken, kuşkusuz DTP’nin aldığı oy oranının da üzerinde durulması gerekiyor. Türkiye Kürtleri artık siyaset sahnesinin ağırlıklı ve vazgeçilmez bir figürüdür ve kendilerini bu parti aracılığıyla ifade ediyorlar. Egemenlerin, Ankara’nın, yüksek siyasetinin DTP’yi ciddiye almaktan başka bir şansı yok artık. Kürtlere yönelik yanlış politika, dışlama, bastırma ters tepti.
Türkiye’nin Kürtleri DTP çatısı altında kendilerinin siyasette önemli bir aktör olduklarını da gösterdiler.
Kürtler açısından sandığın ilk sonucu bu oldu. Ne AKP, ne CHP. Etnik kimliğe dayalı bir çatı altında siyaset yapıyor Kürtler artık ve bir blok haline geldiler.
Ancak bu durumun olumlu bir tarafı da var.
Kürtler’in geleceğini yeniden tasarlamak isteyenlere atılmış bir goldür aynı zamanda bu sonuç. Türkiyeli seçmen her zaman olduğu gibi tepkisini bir kez daha sandıkta gösterdi ve kendi geleceğini tayin edeceğini beyan etti.
Peki bu gol kimin kalesine atıldı?
Öncelikle Erbil’de Kürt Konferansı düzenleyen Cemaat’in. Ardından o konferansta Fethullahçılar’la halay çeken, Türkiye’nin Kürtleri’ni Amerika’nın istediği şekle sokmak isteyen büyük plana onay veren zavallı Türk liberallerinin. O utanç fotoğrafları hiçbir zaman belleklerden kazınmayacak.
DTP’nin sandıktan aldığı sonucu iyi okumak gerek: Türkiye, Kürtlerini Talabani ya da Barzani gibilerinin ellerine vermeyecektir. Bir kere neresinden bakarsanız bakın, Türkiyeli Kürtler Irak dağlarındaki aşiretlerden en az 100 yıl daha ileridedir. Geri kalmış aşiret ağaları mı bu halka yön verecekti, pardon!
Başbakan’ın buradan da mesaj çıkarması yerinde. Bundan böyle devletin politikası Kürtleri dışlamakla, devlet televizyonuyla eğitip hizaya getirmekle olmayacak. Onları dinlemek, kabullenmek zorundalar. Kürtlere yönelik reform tepeden inme, tasarlanmış değil bilakis talepleri doğrultusunda olmalıdır.
Kürtler, AKP’nin kendilerine yönelik bir samimiyet problemi olduğunu düşünüyor. Bu yüzden de kalelerinden AKP’yi silercesine dışladılar. Bunun üzerinde durulması şart.
Aynı şekilde CHP de kendine pay çıkarmalıdır. İstanbul’da kökenden dolayı Kemal Kılıçdaroğlu’na gideceği düşünülen Kürt oyları DTP’ye gitti. Başka şehirlerde de Kürtler CHP’ye oy vermedi. Demek ki Kürtler hala CHP’yi kendilerine yakın bulmuyorlar. Bu partinin bir temsil problemi olduğunu düşünüyorlar.
Ancak bundan böyle tıpkı çarşaf açılımı gibi, CHP bir an önce Kürt açılımını gerçekleştirmeli. Gerçek, kalıcı ve somut bir işbirliğine girişilmeli. Kürtler, kendilerinin CHP tarafından da temsil edileceğine ikna edilmeliler.
Deniz Baykal, geçmişte Erdal İnönü’nün yaptığı hataya düşmemeli. Kürtlerle önce işbirliğine girişip, sonra dışlamamalı. Korkmamalı, açılımların arkasında durmalı ve eskiden nasıl Kürtlerden yana tavır koyduysa bugün de aynısını yapmalı.
Amerika’daki neo-con’ların söylediğini tekrarlayan birer papağan olmaktan ibaret olan Türk liberallerinin Erbil’de çektikleri halayın altında büyük bir sevinç, coşku ve bölgeyi tasarlama isteği vardı.
Talabani ve Barzani’yle birlikte kurulacak Kürt devleti Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek, Türkiye’de Birinci Cumhuriyet’in yıkılma sürecine katkıda bulunacaktı.
Bu halay onun için çekildi. Bu göbekler o yüzden atıldı.
Liberallerin o göbeklerini okşama ve gevrek gülüşlerinin, mide bulandırıcı tavırlarının altında bu planın kuklaları olmaları yatıyordu.
Hadi şimdi halay çekin kolaysa...
Bir otel odası nasıl olmalı?
Seçimden önceki birkaç haftayı yolda, doğal olarak da çeşitli otel odalarında geçirmek zorunda kaldım. Bu arada Ankara Sheraton’ın ne kadar kötüleştiğine, İzmir Swissotel’in (Eski Efes Oteli) ne kadar harika bir iş oteli olduğuna tanık oldum. Evden çok otellerde geçen vakitlerin sonucunda kendi kendime bazı notlar da aldım. Bir süre önce Monocle’da Tyler Brûle kendi otel kriterlerini sıralamış ve bir otelden ne beklediğini yazmıştı, ben de ondan ilham aldım. Tıpkı onun gibi minibarda ne olduğuyla ya da banyoda ne marka ürünlerin yer aldığıyla ilgilenmiyorum, beklentilerim son derece basit.
1- İyi bir kulüp sandviç: Brûle gibi benim de bir oteli değerlendirmede en büyük kriterim. Dozunda kızarmış ekmekler, iyi haşlanmış bir yumurta, kurumamış bir tavuk vs. Maalesef, kulüp sandviç gerçek bir teknik işi ve pek az yer hakkını veriyor. Donmuş patates kızartmalarından kurtulmamız gerektiğini saymıyorum bile.
2- Gün ışığı aydınlatması. Her nerede olursa olsun gün ışığı veren ampüller olmalı lambalarda. Hepsi de ayarlabilir olmalı. Özellikle başucu lambalarının okumaya elverişli olması çok önemli, ama hep atlanan bir detay. Çalışma masasında da bir zorunluluk bu.
3- Kolay bir uzaktan kumanda: Otellerde televizyonu açmak için bir teknoloji dahisi olmak ve menu’ler arasında boğulmak gerekmemeli. Açma tuşuna basınca televizyon açılmalı, kanal tuşuna basınca kanal değişmeli... Daha sofistike fonksiyonlara gerek yok. Bu kadar basit.
4- Çok kolay çalışanoda ısıtması: Maalesef son zamanlarda hangi otelde kaldıysam oda ısısını ayarlama konusunda ciddi bir savaş vermek zorunda kaldım. Modern klima ayar panelleriyle aram hiç iyi değil. Bir türlü dereceyi ve havanlandırmanın şiddetini ayarlayamadım. Andre Balazs, Los Angeles’taki The Standard’da sadece üç kademeli bir klima düğmesi yapmıştı. Basit ve harika bir çözümdü.
5- Başucu prizi: Telefon şarjı ya da yatak başına dayanmış bilgisayarla çalışmak için en önemli şey. Öte yandan en çok atlanan detaylardan biri. Uyandığımda ilk iş telefonuma bakıyorum, gece boyunca şarj olduktan sonra.
6- Bedava ve hızlı kablosuz İnternet. Pek çok otelin hala İnternet bağlantısı için uçuk rakamlar istemesi, otel faturalarına bir de ekstra olarak bu hizmetin eklenmesi akıl alır gibi değil. Özellikle lüks otellerde tam bir müşteriyi soyma yöntemi.
7- Artık bir zorunluluk halini alan iPod Dock: iPod ya da iPhone’umu odadaki portatif hoparlöre bağlayıp kendi müziğimi dinlemek istiyorum. Kimi otellerde alarm saatiyle beraber başucunda bulunuyor bu, en iyisi sanırım.
8- İyi ve rahat bir yatak: Tercihen Tempurpedic ya da Hastens. O yumuşak, eskimiş ve insanda bel ağrıları yaratan şiltelerden kurtulma vakti geldi.
9- Kalın duvarlar, kalın kapılar. Yan odadaki gürültüleri ya da koridorda bağıra çağıra konuşanları, koşturan çocukların sesini duymak istemiyorum.
10- Sonuna kadar açılan camlar. Gökdelen oteller için zor belki ama büyük ve açılabilir camlar, hele bir de önünde küçük bir balkon varsa harika. Temiz havaya her zaman ihtiyacımız var.
Tuğçe Tatari bu habere üzülecek
Geçenlerde bir haber gözüme ilişti, Arabian Business “En güçlü 100 Arap gazeteci” listesini açıklamış. Listeyi taradım ama içlerinde bizim gazeteden Tuğçe Tatari’yi görmeyince şaşırdım. Tatariler’in Arap tarafından gelen Tuğçe Tatari her zaman bu kimliğiyle övünür, ama galiba akrabaları ya da Facebook’taki hayranları onun için yeteri kadar çalışmamışlar, lobi yapmamışlar. Arap dünyası için ne büyük bir kayıp! Belki Akşam Arapça yayımlanmadığı için listeye alınmamış olabilir... Belki de Tatari Ortadoğu açılımını tam olarak sağlamayıp kökleriyle ilgilenmememiştir...
Kim bilir...
Neyse, şaka bir yana...
Önceki gün Tuğçe Tatari’nin doğumgünüydü. Kendisine buradan nice yaşlar diliyorum, iyi ki doğdu!