AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-04-09
Ve seçim geride kaldı. Sonuçları bazı bölgelerde tartışmalı da olsa, tablo üç aşağı beş yukarı netleşti sayılır. Bu seçimin en önemli sonucu: AKP’nin güç kaybetmiş olduğudur. Kurulduğu günden bu yana sürekli güçlenen AKP ilk kez oy kaybı yaşamıştır. Ortaya çıkan sonuç, geleceğe ilişkin bir siyasi eğilimin başlangıcı olarak görülebilir mi? Bunu yaşayarak öğreneceğiz.
Burada bir parantez açmak istiyorum. Geçen seçimin sonuçlarını yüksek bir tahmin gücüyle tutturan Tarhan Erdem (KONDA), bu seçim öncesi AKP’nin yüzde 52’ye yakın oy alacağını iddia etmişti. Fakat bu sefer tutturamadı. AKP’nin il genel meclisi oyları yüzde 38,87’de kaldı. Eğer araştırmada kullanılan örneklem; söylendiği gibi, “küçük bir Türkiye” idi ise, tahminlerde bu oranda bir hata olmaması gerekirdi. Bu durumda üç ihtimal var: Birinci ihtimal, kullanılan örneklem “küçük Türkiye” değildi ya da ortada dört işlem hataları vardı. İkinci ihtimal, deneklerin önemli bir kısmı anketörlere yalan söylemiş olabilir. Son ihtimal de; bu anketlerle, seçim öncesi seçmenlerin yönlendirmesi amaçlanmış olabilir. Umarım bu sonuncusu hakikat değildir.
Seçimin ortaya çıkardığı ikinci gerçek, AKP’nin karşısındaki siyasal iklim seçeneksiz değildir. Muhalefet güç kazanmaya başlamıştır. Üstelik bu muhalefet tek odaklı da değildir. CHP, MHP, Saadet Partisi ve DTP gibi, siyasette farklı yaklaşımlara sahip partiler bu seçimde başarılı olmuşlardır.
CHP kıyı şeridinde ve büyük şehirlerde var olduğunu gösterdi. CHP bu seçimde, Serdar TURGUT’ un deyimiyle, “Beyaz Türkler”in ilgisini çekmişe benziyor. MHP ve Saadet Partisi, AKP ile aynı tabandan beslenmesi bakımından önemlidir. AKP o tabanın kendisine tapulu olmadığı gerçeğini görmelidir. DTP ise doğuda gücün önemli oranda kendisinde olduğunu gösterdi. İster adına Doğu sorunu deyin, ister Kürt sorunu deyin, buradaki kimlik siyasetinin taban bulduğu görülüyor. CHP’nin yanında, radikal partilerin de güç kazanmış olmaları, esaslı bir değerlendirmeyi gerektiriyor.
29 Mart seçiminin bir özelliği de, bu seçime katılma oranının yüzde 85’e çıkmış olmasıdır. Bu oran önceki seçimlerden daha yüksektir. Hangi nedenle olursa olsun, küskünlerin ve ilgisizlerin seçime gitmiş olması önemlidir. Bundan böyle iktidar partisinin işi daha da zor olacaktır. Çünkü seçime giden küskünler ve ilgisizler oylarını iktidardan yana kullanmamışlardır.
Bu seçim sonuçlarında CHP için de önemli dersler vardır. CHP’nin özellikle İstanbul’daki yükselişinin arkasında laiklik-şeriat gerilimi değil, dürüst siyaset ve yolsuzlukla mücadelede kararlılık etken olmuştur. Küresel ekonomik krizin ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda halkın önceliği işsizlik, gelecek kaygısı ve zaten kıt olan kamusal kaynakların yolsuzlukla, usulsüzlükle çarçur edilmemesi talebidir. Ancak CHP’nin krizle mücadelede, makro ekonomik hedefleri belirlenmiş, biri biriyle tutarlı, kapsamlı ve somut iktisadi çözüm politikaları içeren bir raporu, iş dünyasına sunmamış olması bir eksikliktir.
Sonuç olarak özellikle ekonomik krizden geçtiğimiz bugünlerde, bütün partilere ortak sorumluluklar düşmektedir. Dün TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, sabit fiyatlarla 2008’in bütününde GSYH sadece yüzde 1,1 oranında büyümüştür. Bunun anlamı 2009’da ekonomik büyüme negatif olacak, işsizlik ve yoksulluk artacak demektir. Deyim yerindeyse artık gerçek gündeme dönme zamanı gelmiştir. Hükümetin krizden çıkışla ilgili yasama faaliyetlerinde muhalefetin desteğini araması, sadece parmak hesabıyla ilgili bir konu değildir. Keza krizden çıkış politikalarında, sektör temsilcileri, işveren örgütleri, sendikalar ve akademik meslek örgütleri çözüm ortağı olmalıdır. Hükümetin aksi yöndeki dışlayıcı tutumu ise kendisine oy kaybı olarak yansımıştır. Bu da seçimden çıkarılması gereken son derstir.