AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-04-09

kategori2

İkiye ayrılan yaşam tarzı: Tüketenler ve ezilenler

Siyasi partilerin Türkiye sosyolojisini taşıyamadığını Türkiye seçim haritası gözler önüne serdi.
Toplumu, haritada donduran ve oy blokları olarak kümeleyen mevcut siyasetin darlığı ve sınırlılığıydı...
Siyasetimiz, canlı, akışkan, devinimli toplumu epeydir yekpare kavrayamamakta ve siyasetinin yetmezliğine de aldırış etmemekte.
Küreselleşmenin dayattığı ekonomik uygulamaları meşrulaştıracak icraat olan, toplumu kültürel bloklara yerleştirme, kimlik ve yaşam tarzı kalıplarına dökmenin, halen etkin olduğunu seçim haritası gösterdi...
Talihsiz olan da;  toplumun sosyal gerçekliğinin böyle lanse edilmesi ve kabul görmesi...
Seçim sonrası siyasetçilerimiz, klişe beyanlar ve yorumlarla siyasi mevzilerinde kalacaklarını ima ettiler...
Yarattıklarına en çok kendileri inandıklarından olsa gerek...
Hakim tek siyaset biçimi, halkı kültürel aidiyetler üzerinden kodlamaya çalışan siyasete devam dediler...
Bu kodlara aşırı yüklenmenin getirdiği sonuç ise haritadaki  tuhaf yığınlaşmalardı.
Bunu yaşam tarzı bantları diye açıklamak gerçekten saflık olur.
'Yaşam tarzının' bir korku kültü olduğu ülkemizde günde 1 doların altında geliri olan milyonlar var.
Yani aslında yaşayamayanların ülkesiyiz... 
1980 sonrası IMF destekli neo liberal uygulamalar sonucu tarımdan kopan ve mülksüzleşen nüfus yoksulluğa, işsizliğe, kente göçe, sigortasız çalışmaya zorlandı.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin emek maliyetinde, küresel şirketlerle yarışamayıp kapanması doğal kabul edildi.
Tam da bu esnada yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik gibi insanın siyasi, somut meseleleri soyut kültürel meslelere indirgeyen siyasetler popüler oldu.
Hak, hukuk, paylaşım, emek, eşitlik değerler olarak yasaklandı.
Kimlik, etnisite, dini aidiyetler siyasetin dili oldu ve öyle de kaldı.
Kültür ve kimlik siyasetin ana ekseni olurken çatışma hatlarını da derince çizmişti.
19 milyon işsiz, 2 milyon aç, 10 milyon yoksulluk sınırının altında insanımızın oyları da yine çeşitli partilerde zorunluluktan toplanıyor.   
Yani işsizler, yoksullar haritada bloklaşamıyor çünkü onların temsilini mümkün kılan siyaset yok ve oluşamıyor.
Ama seçmen kendine yönelik pragmatik tavrını sürdürüyor, konjonktür partilerini deniyor, sınıyor, değerlendiriyor bir sonraki seçime dek.
Türkiye'yi kuşatacak yeni siyaset 'sosyal politikaları ve projeleriyle sahiden bir sol siyaset' olacaktır.
Derdi gelir dağılımındaki adaletsizlik, kamu politikalarındaki kaynaklar, sağlık ve eğitimde eşitlik olacak yeni bir siyaseti çağırıyor seçmen.
Varoşlarda varolmanın  bıçak ucu tecrübesini yaşayanlar için adalet ve eşitlik artık önde geliyor.
Onlar aynı gelenekten gelmelerine rağmen bir kesimin zenginleşmesini, tüketimini izlediler.
Yaşam tarzı farklılığının içi çoktan boşaldı.
Farklı tüketim kalıplarına böyle dendiğini öğrendiler.
Her yaşam tarzının iki sınıfa ayrıştığını üst sınıfın, kendisinden yirmi kat fazla çocuğunun eğitimine para ayırdığını da.
Her yaşam tarzındaki alt sınıfının GSMH'den aynı küçücük payı nasiplendiğini de.
En zengin yüzde 10 gelirden yüzde 30.7 pay alırken, en yoksul yüzde 10'un payının yüzde 2.3 olduğunu da.
Sosyal yardımların onlara hissettirdiği eşitsizliğin bitmeyeceğini de.  
İnsan onuruna yakışan sosyal politikalarla ve yasalarla vatandaş kılacak siyasetçileri bekliyorlar.
Türkiye'nin, küreselleşmenin insan üzerindeki harabiyetini onaracak yeni bir sol siyasete en ihtiyaç duyduğu zamanlar...
Kimlik, yaşam tarzı kategorilerinin uçucu siyasetine zorlanan toplumun gönlünde şimdiden  yeni siyasetin yeri hazır.
Türkiye bir mozaik değil. Türkiye kazananlar ve yoksulların birbirine değemediği ikiye ayrılmış bir ülke.
Her yaşam tarzının, kimliğin, kültürün, dinsel aidiyetin kendi içinde iki sınıfa ayrıldığını herkes biliyor.
Tüketenler ve ezilenlerden oluşan bu iki sınıflı yaşam tarzlarının hepsi ürkütücü.