AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-04-09
Seçim bitti. Sonuçları yorumluyoruz. Diyoruz ki, halk acaba böyle bir sonuçla bize ne demek istedi? Halk diye bilinçli, düşünen, mesaj veren bir varlık tasarlıyoruz. Tek tek bireylerin dışında, onların toplamından ya da bütünlüğünden oluşan 'halk' adını verdiğimiz bir varlık var mıdır? Hegelgil bir düşünceyle, elbette böyle bir varlığı öngörebiliriz.
Sosyal Bilimciler alanları gereği böyle kabul ettikleri bir varlık üzerinde çalışmalarını yürütüyorlar. Sorun, bu halk dediğimiz varlığın, biz tek tek bireylerle ilişkisini anlamada yatıyor. Kimi bireyler, kendilerini halk adamı sayıyor, kimileri de onlara göre halktan uzak insanlardır. Halk nedir? Kimdir? 'Ey halk neredeysen haber ver, hangi partiye ne söylüyorsan açık açık söyle' diyebilir misiniz? Kimle konuşursanız halkla konuşmuş olacaksınız? Düşünüp düşünüp kendi kendinize bir sonuca varıyorsunuz: 'Halk bize muhalefet görevi verdi.' Halk diye biri mi var ki, bu sonuca varıyoruz? Halk, mahallemizde yetmişine merdiven dayamış namazında niyazında Ayşe teyze mi, yoksa burnu havada torunu, on yedisinde üniversite hazırlık kursuna giden Müge mi?
Bu halk kavramı konusunda partiler arasında ilginç çatışmalar vardır. Kendi seçmenlerini halk sayma eğilimi vardır çoğunlukla. Nişantaşı'nda mı oturuyor? Halk değil öyleyse. Halk dediğin örneğin, Çorumlu olur, Urfalı Olur. Eyüp'te oturuyorsa halktır da Moda'da ise biraz kuşkulu. Ne yer ne içer halk dediğin? Kahvede oturuyorsa halktır da meyhaneye gidiyorsa halk değil midir? Ekonomik gelir düzeyine göre mi yoksa eğitim düzeyine göre mi insan topluluklarına halk diyeceğiz? Çıkıp, benim birey olarak hiç fikrimi sormadan 'halk bunu istiyor' diye yorum yapıyorlar. Ama ben onların halk dedikleri gibi düşünmüyorsam halktan biri değil miyim? Hem demokrasi diyorsunuz, her birey özgürmüş size göre, sonra tutup farklı birçok sesin olduğu insan topluluklarını tek bir ses gibi düşünüyor, onlar adına ahkam kesiyorsunuz. Elbette bu demokrasinin can alıcı sorunu. Birileri, çoğunluğa bakıp halkın iradesinden söz ediyor. Biz azınlıkta olanlar, 'halk' olmuyoruz. Kimse fikrimizi sormuyor. Halk adına birileri kararlar alıp, beni yönetiyor. Ne diyelim? Demokrasinin kestiği parmak acımaz. Halk akıllıdır, halk bilir, halk doğruyu bulur. Ben azınlıkta olduğum ve halktan sayılmadığım için halkın nasıl düşündüğünü bilemem, ben yokum aralarında çünkü.
Peki, nasıl konuşmalı. Farklı görüşlerin 'ortalamasını' alarak konuşmak mümkün mü? Ya da bileşkesini alarak?
Peki, halkın ne dediğini seçimden seçime mi anlayacağız? Neden sürekli olarak, günü birlik tutmuyoruz halkın nabzını? İktidar olarak bildiğimizi okuyoruz yıllarca, sonra seçimin gelmesini bekliyoruz. Elbette, yeni, ileride olduğunu düşünen partiler 'kamuoyu yoklamaları yaptırıp, halkı sürekli okumaya çalışıyorlar ama bu okumalar, çoğunlukla kendi çıkarları, anlayışları doğrultusunda gerçekleşiyor. Halkı anketle okumak elbette bir yol. Ama parti örgütünde, değişik yaşam biçimlerinde, inançlarda, dünya görüşünde olanları yakından gözlemleyecek biçimde halkın arasında yaşayarak, sürdürülebilir nabız yoklaması yapacak elemanlar olmalı.
Halkı okumak, salt sayılara bakarak olmaz. Onun değerlerini, yaşam kaygılarını anlamak gerek. Halkı okumak, meydan okumakla olmaz. Maval okumakla da. Halkı okumak, Türkçe'nin o güzelim çağrışımıyla, halkı çağırmak demektir. (Okuyucu, düğünlere çağıranlara verilen bir ad değil midir Anadolu'da?) Nereye? Ülkesinin, içinde yaşadığı değerlerin, geleneğin yer aldığı dünya vatandaşı olmaya. Güzel insan olmaya. Zulümle, sömürüyle, açlıkla, mutsuzlukla savaşmaya.
Halk, şu ya da bu siyasal partinin halkı değildir. Hiçbir sosyal bilimcinin de. Onlar halkın partisi, halk adına araştırma yapan bilimcilerdir. Kimse kendi görüşü doğrultusunda halk adına konuşamaz. Konuşmanın gerektiği durumlarda halkı oluşturan farklılıkların farkında olarak, ihtiyatla konuşmalı.
Halkı okuyabilmek, bu ülkenin, dünyanın, dünyadaki insanın geçmişi içindeki geleceğini okuyabilmekle olanaklıdır. Seçimden seçime bırakıldığında, ülkemiz adına çok geç kalınmış olunabilir.