AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-04-09

kategori2

Türkiye'yi sevmek

Türkiye'yi sevmek ne demektir? Bu sorunun kendisi, masum görünüşüne rağmen çok da tehlikeli. Desem ki 'Ben Türkiye'yi böyle böyle seviyorum', diyebilirsiniz ki: 'Türkiye öyle sevilmez, seni gidi Ergenekoncu, laikçi, dinci, ulusalcı, faşist, liboş...' Bir yerlerden saldırı almadan Türkiye'yi sevmek mümkün görünmüyor. Bırakın ülkemi gönlümce seveyim, karışmayın sevgime, ellemeyin gönlüme... Diyebilirler ki: 'Türkiye'yi Sevenleri Denetleme Kurumu'ndan onay almadan bu ülkeyi sevemezsiniz.' 'Muhtar onaylasa yetmez mi?' deseniz kızabilirler. Belki de Avrupa Birliği standartlarına uygun biçimde sevmeniz gerekir. 'Herkes bu ülkeyi kendi gönlüne göre sevse ne olur bu ülkenin hali? Anarşi çıkar anarşi!'
Türkiye'yi nasıl seveceğimiz konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden yasa çıkarmamız da gerekebilir: 'Yasaya aykırı sevdiğiniz için ülkenizi, Türkiye Cumhuriyeti Ceza Yasası falanca maddesine göre üç yıllık mahkumiyetinize karar verildi.' Bir gün kulaklarımız işitebilir mi bu sözleri?
Yok, Türkiye'yi sevmeyi bilmiyor, bizim insanımıza, ilköğretim okullarından başlayarak Türkiye'yi Sevme Dersleri okutmak gerek.
Peki, kim belirleyecek ülkemi nasıl seveceğimi? Hangi makamın onayı ile sevgim meşru kılınacak? 'Bana bak sen ülkeni komünist gibi seviyorsun. Evet, öyle seviyorum, çünkü ben komünistim. Olur mu canım, bu ülke senin gibi komünistlerin, Allahsız kitapsızların sevgisine mi kaldı. Hişt komünist, bak bana, bir daha Türkiye'yi sevdiğini görmeyeyim kırarım kafanı, hadi şimdi defol git, kötü komünist!'
Belki şöyle haberlere de rastlayabileceğiz, medyada: 'Dün gece Koca Mustafa Paşa'da işlettiği kahvesinde, resimde görülen M.K., Türkiye'yi gizliden gizleye kendi gönlüne göre severken Emniyet Müdürlüğü Türkiye'yi Sevme Masası ekipleri tarafından gerçekleştirilen ani bir baskınla suçüstü yakalandı.'
Bu ülke laubalilikle sevilmez. Bu ülkeyi sevmenin bir kitabı, eğitimi olmalı. Eğitimsiz yığınlar bu ülkeyi seveyim derken maazallah yıkıverir.
Diyorsun ki ya sev ya terk et. Sevmediğimi nereden biliyorsun? Bir kez olsun, merak edip, saygı duyarak, küçümsemeden, dudak bükmeden dinledin mi kalbimi? Benim bu ülkeyi nasıl seveceğimi belirlemeye kalkıyor, üstelik bir de demokrasiden söz ediyorsun. O zaman çıkarırsın fermanını, dersin ki: 'Bundan böyle bu ülke aşağıda belirtildiği gibi sevilecek. Sevmeyenler, kapı önüne konulacak. Bakın bu nasıl olur diyenlerin yüzüne açık açık söylüyorum: Demokrasinin ve Avrupa Birliği'ne girme çabalarımızın gereği budur.'
Özgürlük diyorsun. En özgür olabileceğim yerime, düşlerime, düşüncelerime, sevgime karışıyorsun.
Ey bu ülkeyi sevenler! Hesapsız, korkusuz, pazarlıksız, öylesine derin, öylesine içten. Gelin sevgilerinizle, sevme biçimlerinizle, bu ülkeyi sevme meydanına. Olanca farklılıklarınızla, korkmadan, ürkmeden gelin. Bu ülke sizin yüreğinizdeki sevgilerin gücü ile geleceğe doğru yürüyecek. Bu sevgi meydanında çatışan sevgiler tanıyacak birbirlerini. Gerçekten de sevgiyse onlar, farklı sevgilere saygı göstermeyi, onları anlamayı öğrenecek. Sevgimiz içtenlikle, derinlikle, hesapsız sevgiyse, nasıl olacak da bir başka içtenlikli sevgiyi ortadan kaldırmaya çalışacak?
Bu ülke, gönülleri olan, gönülleri çiçek açmaya hazır insanların, birbirlerini dinlemeye eğilimli sevgileriyle gelişir. Bu ülkeyi sevmeyenleri de severiz elbette. Anlamak isteriz onları, acep kalplerindeki mührün sebebi ne ola?
Biliriz ki sevmek çok zordur. Uçucu, temelsiz, duygusal dolduruşlarla yaşanan, salya sümük sevgiden söz etmiyorum. Çile çekmiş, acı görmüş, zulüm yemiş sevgi, benim sevgim; emeğin anlamlı kıldığı sevgi.
Sevgiyi kolay, sevgiyi ucuz, sevgiyi hayalci, boş bulanları da anlarız. 'Bu ülke aç, azizim. Önce iş, önce aş. Başlarını sokacak ev ver onlara. Sevgi sonra. Sevgi sevgi diye seni aldatabilirler kardeşim. Sakın yumuşama, her zaman öfkeli, her zaman burnundan soluyan, saldırgan, kabadayı biri ol. Ezdirme kendini.'
Sevgiden korkanlara sevginin söyleyeceği çok şeyler vardır. Neden sonra onu dinlemeye kalktıklarında, vakit çoktan geçmiş olabilir.