AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-04-09
Türk seçmeni ilk kez 'efendiliği' ağır basan liderlere prim vermeye başladı. Malum, 'ne kadar bağırırsan o kadar başarılı olsun' düsturu hayatımızın her alanında egemen; reklamlardan tutun sanata, gazetecilikten tutun işadamlığına, politikadan tutun mahalle ilişkilerine kadar, Recep İvedikvari 'höyt' yapmak hep geçer akçe oldu... Siyasetin üç büyüklerini, yani Erdoğan, Baykal ve Bahçeli'yi meydanlarda görünce hala da öyle, fakat artık yeni rakipleri, farklı bir formatla geliyor.
Yerel seçimde bir değil, birden fazla iddialı isimde dikkat çeken ortak özellik şu: Numan Kurtulmuş'tan Kemal Kılıçdaroğlu'na, Mansur Yavaş'tan Murat Karayalçın'a, kavga ederken dahi bel altına vurmayan, desibeli yükseltmeden lafı gediğine koyan siyasetçi figürü... Bu modelin halkın daha geniş kesimleri tarafından benimsendiğini, bir mucizeye tanık olurmuşcasına gözlemledik.
Acaba Türk siyasetinde bundan böyle daha vakur, daha efendi ve dürüst isimler ön plana çıkabilecek mi, yoksa bu gördüklerimiz sadece 2009 seçimine has bir tepkiden mi ibaret? Zamanla göreceğiz. Ancak kendini trend takipçisi addedenler, önümüzdeki 5-10 yılı değerlendirirken şunu gözardı edemeyecek: Fazla bağırmak aşık usandırır!
'YETER Kİ ŞU AKP'Yİ DEFEDELİM'
'Efendi siyasetçi' modelin en taze temsilcilerinden, Saadet Partisi'nin genel başkanı Numan Kurtulmuş'la SKYTürk yayınında tanışma şansımız oldu. Gerçekten herkesin teslim ettiği kadar 'düzgün, kibar' biri. Konuşurken ne zıplatıyor, ne bayıyor; daha ziyade hipnotize ediyor. Pek çoklarına göre AKP'yi ileride yiyip bitirecek parti Saadet... Bu yüzden hiç umulmayacak kesimler tarafından da destek buluyor. Onlar için alt metin şu: Yeter ki şu AKP'yi başımızdan defedelim!
Bana göre SP'nin kulağa pek hoş gelen 'yeni duruşu', ütopik ve günümüzün şartlarına uzak bir siyaset inşa etme hayalleri üzerine kurulu. Kurtulmuş, antiemperyalist politikalardan bahsediyor, Türkiye'nin kalkınması için B planları var tabii ama... AB'yi, ABD'yi toptan reddederek siyaset yapmak gerçekçi mi sahiden? 'Özgürlük, adalet, refah' diyerek AKP'nin sloganını bir tık ileriye götürerek sahip çıkan bu parti, 'refah' ilkesini antiemperyalizmle nasıl bağdaştıracak? Her şeyden önemlisi, 'özgürlükler'le altı çizilen, öncelikle -AKP'nin yarattığı hayal kırıklığından da güç alarak- başörtüsü özgürlüğü müdür? Kaldı ki, Erbakan Hoca'yla organik bağları bulunan SP, muhafazakar kimliğini her ne kadar kampanyasına yansıtmasa da bundan böyle nasıl adımlar atacak?
İki yeni yazar iki süper kitap
Biri, Sabah'ta aynı ekipte çalıştığım, kararlılığı ve yazısının sürükleyiciliğiyle beni her daim hayrete düşürmeyi başaran Aslı E. Perker... Diğeri, Vatan'dayken gazetecilik damarını, yazma isteği ve yeteneğini gördüğüm, yepyeni mesleğinde ilerleyen Ayşe Aydın...
Bir dönem ekibimde yer alan ve asla bağlarımı kopartmadığım bu iki şahane kadın, ne tesadüftür ki aynı hafta kitap çıkardı. İkisinin de kitabını okurken zevkten dört köşe oldum! Bu iki genç yazarla tanışmanızın zamanı geldi.
- 'Anneee... Anne Oluyorum!'- Ayşe Aydın, Remzi Yayınevi. Ayşe, ilk kitabında anne olmayı alışılmamış bir dille anlatıyor. Şahsen anne-bebek yazılarından fena halde sıkılırım, fakat Ayşe ve ikizlerinin öyküsünü okumak çok eğlenceli. Kitap, Ayşe'nin bizzat deneyimlediği faydalı bilgilerle dolu. Hele tüp bebek yapma yolculuğuna çıkan çiftler için hazine değerinde, sakın kaçırmayın!
- 'Cellat Mezarlığı'- Aslı E. Perker, Çınar Yayınları. Aslı'nın ikinci kitabı bu; ilkini (Başkaların Kokusu) elimden düşürememiş, uçsuz bucaksız hayal dünyası ve mükemmel kurgusuyla illa ki film olmalı demiştim. Cellat Mezarlığı, bir polisiye. Perker'in yazarlıktaki en büyük gücü, insanları ve ilişkileri anlatmadaki inanılmaz detaycı ustalığı. Sadece Türk edebiyatı değil, dünya edebiyatında adından çok bahsettirecek Aslı Perker, göreceksiniz!