AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-04-09

kategori2

Obama niye geldi?

Günlerdir gazete, radyo ve televizyonlarda Başkan Obama'nın Türkiye ziyareti ile ilgili olarak çok şey okuyup dinlediniz.
Bir yanda Davos sonrasında 'ABD ve ABD'deki Yahudi lobiler artık bizi perişan eder' deyip şimdi de 'Türkiye'nin ne denli büyük bir ülke' olduğunu söyleyerek hükümete yalakalık yapanlar. Diğer yandan ilk Müslüman ülke olarak Türkiye'yi seçtiği için Obama'nın ne denli büyük bir adam olduğunu söyleyerek ona yalakalık yapmayı tercih edenler.
Liberal demokrat yazar, çizer ve aydın takımı hep bunu yapar.
Daha seçildiği ilk günlerde Obama'nın Türkiye'nin dışında başka bir İslam ülkesine gitmeyeceğini yazmıştım.
Gazze olayları ve Davos çıkışı sonrasında Türkiye'nin bu ziyareti daha fazla hak ettiğini söyleyip Obama dahil Batılı ve hatta İsrailli tüm liderlerin tıpış-tıpış Ankara yoluna koyulacaklarını yazıp söylemiştim.
Bir düşünün; 'Değişim' sloganı ile seçilmiş bir Başkan, Türkiye gibi bir ülke varken Mısır, Suudi Arabistan ya da Endonezya'ya gidecek!
O zaman kim inanır Obama'nın söylemlerine...
Kim inanır Obama'nın farklı bir dünya istediğine...
Seçildikten üç yıl sonra Ankara'ya gelen Bush ve 6 yıl sonra gelen Clinton'dan farklı olarak 75 gün sonra Türkiye'nin yolunu tutan Obama bu kararı ile herkese birçok mesaj vermeyi hedeflemiştir.
Obama, Ankara ve İstanbul'da yalnız Türk kamuoyuna değil aynı zamanda tüm Arap ve Müslüman ülkelerin insanlarına, Türkiye'nin son 5-6 yıllık kişilikli ve kararlı politikalarını hayranlıkla izleyen tüm dünya halklarına da mesaj vermeyi amaçlamaktadır.
'Ben ilkeli ve kişilikli tutum ve davranış içinde olan hükümet ve halka saygı gösteririm' diyor.
İşte bunu gören Türkiye, Rasmussen konusunda kararlı davranmıştır.
Kararlı davrandığı için de daha fazla saygınlık ve prestij kazanmıştır.
Bu saygınlık ve prestijin yolu 1 Mart tezkeresinin rededildiği gün açılmıştır.
Bu tezkere çıkmış olsaydı bugün Obama burada olmayacaktı.
Çünkü tezkere çıkmış olsaydı Türkiye'nin Suudi Arabistan, Mısır ve diğer Körfez ülkelerinden hiç bir farkı olmayacaktı. Obama ise bu tür ülkelere gitmektense belki de ne suya ne da sabuna dokunmayan Endonezya'ya gidecek ya da 'Müslüman ülke ve halklara seslenmenin bir anlamı yok' diyerek oturduğu yerden bu ülke yönetimlerine alışagelmiş talimatlarını bildirecekti.
İşte bu nedenle Obama'nın Ankara ve İstanbul ziyareti yalnız Türkiye açısından değil tüm coğrafyamız açısından çok önemlidir.
Türkiye'ye gelerek bu coğrafyamıza büyük önem verdiğini kanıtlayan Obama umarım kendisinden beklenen 'Değişim' kararlığını kanıtlar.
Yani Obama, Türkiye'deki Kürt sorunu ile ilgilenirken aynı zamanda Kuzey Irak'taki Kürt federe bölgesinin geleceğini ve Irak'ın bütünü içinde ne olacağına karar  verebilmelidir. Irak deyince kuşkusuz İran, Şii-Sünni çatışması, İran'ın nükleer programı, İran ve Suriye destekli Lübnan'daki Hizbullah'ın geleceği, Lübnan -İsrail gerginliği, Suriye'nin İsrail ile barışı, Şam'ın Hamas ve diğer Filistin gruplarına verdiği destek ve bölgedeki redikal İslam riskinin geleceği akla gelmektedir.
Özetle bu coğrafya'da her şey birbirine bağlıdır.
Örneğin Netanyahu-Liberman ikilisinin Filistin, Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırgan söylem ve politikaları devam ettiği, ABD'deki Yahudi lobileri bu politikaları destekledikleri sürece Obama, ne Suriye ne İran ne de Filistinlilerle hiçbir konuda anlaşamaz.
Suriye, İran ve Filistinlilerle bölgesel barış için anlaşamayan bir Obama'nın Türkiye'de konuşacağı hiçbir şeyin anlamı olmaz ve olmayacaktır. Unutmamak gerekir ki; Ermeni soykırım idddiaları ile ilgili gelişmelerin bir yerinde ABD'deki Yahudi lobilerinin de rol ve etkinliği var. Bu lobiler ise Türkiye'yi İsrail yanında ama İran, Suriye ve Hamas'a karşı görmek istiyor.
Aynı lobiler Türkiye'nin birlik içinde görmek istediği Irak, Lübnan, Sudan ve Afganistan'ın parçalanması için her yola başvuruyor.
Görüldüğü ve anlaşıldığı kadarıyla Obama'nın Türkiye ziyaretinin sonuçları aslında kendi geleceğinin işaretini verecektir. Laik, demokratik ve uyumlu Müslüman bir ülke olarak Türkiye'yi seçen Obama aslında kendini kanıtlamayı amaçlamaktadır. Daha açık bir ifade ile Gül-Erdoğan ikilisi ile ele alacağı konularda samimi kararlılığını kanıtlayamayan bir Obama hiçbir konuda sözünü verdiği değişimi gerçekleştirmeyecektir. Unutmamak gerekir ki; derin devlet ve egemen güçler çeyrek de olsa bir zencinin ABD'nin ve dolayısıyla dünyanın kaderini değiştirmesine izin vermesi pek kolay olmayacaktır.
Obama'ya düşen görev tüm bu güçlere karşı direnmek ve savaşmaktır.
Çünkü ancak o zaman değişim söylemlerinde samimi  olduğuna inanır ve Türkiye ziyaretine bir anlam verebiliriz!