AKŞAM GAZETESİ | PAZAR | 12 NİSAN 2009, PAZAR
İstanbul'u kendine has soyutlamacı bir üslupla resmeden, pek çok eserinde ilhamını Balıkesir'in doğasından alan ressam Devrim Erbil, sanat yaşamında 50'nci yılını kutluyor.
Devrim Erbil, ülkemizde olduğu kadar yurtdışında da eserleriyle sanatseverlerin gönlünde taht kurmuş ressamlarımızdan. 72 yaşındaki ressam, bundan tam 50 yıl önce Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun olmuş, o günden bugüne de 'paleti kurumayan ressamlar' listesinin en başına adını yazdırmış. Sanat yaşamına sayısız sergi ve ödül sığdıran Erbil, sadece tuvalleriyle değil, gravür, mozaik, seramik ve halılarıyla da tanınıyor.
50 yılın ardından resme hala aynı tutkuyla bağlı olan ve sanatı paylaşmak için bir misyon üstlendiğini söyleyen Erbil, aynı zamanda Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nin kurucu dekanı. Şimdi hem bu üniversitede hem de Kültür Üniversitesi'nde haftada bir gün ders veriyor. Ancak Devrim Erbil gençlerle sadece üniversitede değil evinin üst katındaki atölyesinde de deneyimlerini paylaşıyor.
Devrim Erbil'le Slovakya'da açtığı sergi dönüşünde görüştük ve yarım asırlık sanat serüvenini konuştuk.
Resme başladığınızdan bu yana yarım asır geçmiş, neler hissediyorsunuz?
Aslında resim yapmaya başlamam üzerinden 60 küsur yıl geçti. Ancak o zamanların Devlet Güzel Sanatlar Akademisi şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden 50 yıl önce mezun oldum. 'Ben ressamım' demeye de okuldaki eğitimimi tamamladığımda başladım. Lisede çok başarılı bir öğrenci olmama rağmen içimdeki dürtüyle ressam olmaya karar vermiştim. Tabii İstanbul'a ggelince büyük bir mücadele verdim. Üniversite yıllarında hem okudum hem çalıştım.
DOĞA EN BÜYÜK ÖĞRETİCİDİR
Çocukluğunuzu geçirdiğiniz Balıkesir'in resimlerinize yansıması nasıl oldu? Özellikle ağaçlarınız, o yıllardan izler taşıyor sanırım...
70'li yıllarda İskenderiye'de ödül kazandığım zaman Mısırlı sanat yazarı Mahmut Hilmi bana resimlerimde doğanın yansımasını sordu. Ben de Balıkesir'deki evimizde pencereden içeri giren badem ağacını, parktan geçerken gördüğüm görkemli ağaçları ona anlattım. O da bana ağacın Doğu ile Batı kültürleri arasındaki farkı gösterdiğinden bahsetti. Mesela Çin'de porselen çamurunu hazırlarlar, birkaç kuşak sonrası bu hamuru kullanır. Ne kadar dinlenirse o kadar başarılı bir porselen olur. Mahmut Hilmi 'ağaç da öyledir, ekersin ama meyvesini yemeyebilirsin; daha sonraki kuşaklar ondan yararlanır' demişti. Tabii birçok yorum yapılabilir ama bu her şeyden önce doğaya duyulan bir sevgidir. Doğa sanatta en büyük öğreticidir. Doğanın çok canlı olduğu bir ortamda çocukluğumu geçirmiş olmam da resimlerime mutlaka yansıyacaktı.
İstanbul'u resmederken ilhamınızı nelerden alıyorsunuz?
Bu şehrin tarihsel, kültürel dokusu, şiirselliği ve gizemi benim resmime girdiğinde İstanbul olup çıktı. Bir kuşun kanat çırpması, sudaki bir hareket, bir yaprağın yere düşmesi gibi şiirsellikler resimlerimin temel özelliğidir.
Adınıza bir vakıf kurmak için çalışıyorsunuz. Ne aşamada şu anda?
Ben Akademi'de 45 yıl hocalık yaptım, 5 bin kişi başvururdu girmek için biz 50 kişi seçerdik. Hayatında belki hiç resim görmemiş çocuklar Türkiye'nin dört bir yanından geliyorlar ve öyle yetenekliler ki! Bunu, Anadolu kültürlerinin mirasçısı olmamıza bağlıyorum. Hatta kültürel genlerin insanlardan insanlara geçtiğini düşünüyorum. En büyük amacım Türkiye'nin yetenekli çocuklarını destekleyici bir vakıf kurmak. Bu vakıfta hem çalışacaklar hem de mesleklerinde daha rahat yükselecekler. Bu yıl hayata geçecek.
EVİMİN MÜZE OLMASINI DİLİYORUM
Balıkesir'de adınıza kurulan bir müze var, İstanbul için de böyle bir proje gündeme gelebilir mi?
Balıkesir'deki müze, bağışlarla, desteklerle kuruldu. Orada sergiler düzenleniyor, etkinlikler oluyor, kurslar veriliyor. Batı'da sanatçıların yaşadıkları mekanlar müze oluyor, ben de evimin öldükten sonra bir müze olmasını diliyorum.
Genç öğrencilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gençlik çok güzel ve bunun farkında olmalarını istiyorum. Benim gençliğimde Türkiye'de tek akademi vardı, bugün 19 tane Güzel Sanatlar Fakültesi var. Gençlere şunu söylüyorum derslerimde; 'sanat nankör bir sevgili değildir yeter ki siz ona kendinizi verin, verdiğiniz zaman o da size ne istiyorsanız verir.'
AHU UZ - ahu.uz@aksam.com.tr