İsmail Küçükkaya ismail.kucukkaya@aksam.com.tr

kategori2

Yeni dünya, yeni alışkanlıklar

'Olağanüstü zamanlar olağanüstü kararları gerektirir.' İstisnai koşullar istisnai düzenlemeleri zorunlu kılar. Küresel kriz, sadece ekonomik düzeni değil, yerkürenin siyasal sistemini de değiştiriyor. Türkiye  'küresel sistemin bir parçası' olarak, Ortadoğu'da çok güçlü ve etkin, dünya genelinde orta karar bir oyuncu hüviyetiyle, 'kurulan yeni düzene uyum sağlama' çabasında. Ülkemizin iç yapısındaki denge değişikliklerini, IMF ile yeni anlaşmayı, Obama'nın gelişini vs bu açıdan 'mekanizma işliyor' merceği ile görmeliyiz.
Dünya insanlarının 'psikolojileri' değişiyor. Bütün uluslararası finans kuruluşları, 'İkinci Dünya Savaşı sonrası şartlarına' benzetiyor bugünlerde olup bitenlerin insanların ruh dünyasına yansımasını...
Liberal ekonomik düzen sarsılıyor, bir yandan da oyunun kuralları yeniden kurgulanıyor. Kontrolsüz ve sınırsız liberalizm dönemi sona eriyor. Düşünsenize, 'kapitalizmin kalesi ABD'nin Başkanı, şirketlerin üst düzey yöneticilerine dağıttığı primlere müdahale' ediyor, sınır koyuyor.
Küresel sermaye gitgide etkisini kaybediyor, 'siyaseti yönlendiricilik inisiyatifi' devlet aygıtına geçiyor. Devlet, hayatın her alanında kontrolü ele alıyor. Artık fonlar bir yerden başka bir yere akarken 'devletin belirleyiciliği' etkin olacak. Üstelik fon akışları ciddi oranda azalacak yani daha da kıymetlenecek. Bunun siyasi bir anlamı olduğu unutulmasın. 'Para ve siyaset her zaman birbirlerini yönlendirir.' IMF'nin ABD kontrolünde bir finans aygıtı olduğunu hatırlayalım.
'Değişim', yeni dünyanın sihirli kelimesi... Hayatın her alanında kendisini hissettiriyor. Ekonomiden, gündelik hayata, futboldan popüler kültürün tüm sahalarına kadar...
Dünya futbolunun en önemli figürlerinden Platini, 'Kulüpler artık futbolculara ödenecek transfer parasına bir sınır koymalı' dedi. Geçen gün Futbol Federasyonu yöneticileriyle karşılaşmıştım. Bizim kulüplerin krize karşı hiçbir önlem almamalarından yakınıyorlardı. Oysa rakamlar futbol kulüplerinin iflasa doğru gittiğini gösteriyor. 147 takımın borcu 2 milyar doları aşmış. Bir-iki istisna hariç hepsi borç batağında. Çünkü bir şirket mantığı ile yönetilmiyorlar. İddia ediyorum o başkanlar kendi şirketlerini asla kulüpleri gibi yönet(e)mezler. Şu anda Turkcell Süper Lig'in lideri Sivasspor'un borcu yokmuş. İlginç ve anlamlı değil mi? İspanya ile oynadığımız maçı izlerken, gözüm rakibin Teknik Direktörü Del Bosque'ye takıldı, Beşiktaş'tan 8 milyon euro tazminat kazandığında, gülmüş ve 'Bu paranın bir kısmını hayır işlerine harcayacağım, onun sevabıyla Beşiktaş şampiyon olur' demiş. Ne acı... Beşiktaş, görevine son verdiği bir başka yabancı teknik direktörüne yakında 2 milyon euro daha ödemek zorunda kalacakmış.
Şu anda dünya genelinde lüks restoranların işleri yüzde 25-50 oranında azalmış durumda. New York, Londra ve Washington'daki ağırlıklı olarak bankacıların gözde mekanı olan o pahalı restoranlar sinek avlıyor. İtalya ve Fransa'da şarap tüketimi bıçak gibi kesilmiş. Şarapseverler artık ağırlıklı olarak evlerinde içmeye yönelmişler. O da çok sıkı bir market araştırmasıyla ucuz ama kaliteli şarabı bulmak kaydıyla.
Bu aralar Avrupa'da siyasi karar alıcılar, politika yapıcılar ve entelijansiya en çok  'korumacılık tartışması' yapıyor. Öyle ya, bazı şirketlerin batışına izin veriliyor, diğerlerinin birleşmesi sağlanıyor, kimilerine vergi mükelleflerinin kaynakları enjekte ediliyor. 'Tercihli korumacılık' dönemi. Bu eğilim, siyasetin ağırlığını artırıyor. Tartışma yeni başladı ve günden güne alevleniyor. Avrupa'nın kimi güçlü oyuncuları da ABD'yi 'korumacılık yapma', 'kendi malını kayırma' diye uyarıyorlar. Mücadele büyük, okyanusları aşıyor.
KOÇ VE ECZACIBAŞI'NIN
VERDİĞİ İKİ MÜLAKAT
Biraz daha 'içeriye', kendimize bakalım.
Küresel sistemde gücümüz artıyor, etkinliğimiz de...
Bizden beklentiler yükseliyor yani. Her şey karşılıklı, yeni bir rol biçiliyor ve ona uygun yeni sorumluluklar üstleniyoruz. Karşılığını da almamız söz konusu. Müzakere performansımıza bağlı. Siyaseten ve ekonomik olarak tastamam böylesi bir eşikteyiz. Ankara'da artan uluslararası diplomatik hareketlilik bunun yansıması.
Türkiye olarak biz kimi bakımlardan avantajlı, başka yönlerden sıkıntılı bir dönemde 'krize ve küresel dönüşüme' yakalandık. İyi liderliğe, 'onarıcı liderliğe' her zamankinden çok ihtiyacımız var. Biraz da talihe...
AKP'nin iktidara gelişi, toplumun en fakir ama en muhafazakar kesimlerini sistemle buluşturdu. Alt katmanda biriken negatif enerji, bu barışma sayesinde eritildi. Ne var ki son seçimin de gösterdiği gibi son altı yılda yaşadıklarımız toplumsal ayrışmaların dozunu yükseltti. Ülkenin bölgesel dengeleri üç ayrı ana bölüme dağıldı. Kıbrıs, Güneydoğu ve şimdi Azerbaycan tartışmaları... Arka planda hep yaşam tarzlarına ilişkin endişeler... Böylesi güçlü bir iktidar çoktan o endişeleri gidermeliydi. Demek ki, bir yerde söylem ve eylem belirlenirken hata yapılıyor.  Belki şimdi 29 Mart'ın bilançosu bir fırsat daha verecek. İş ki, o yeni şans iyi kullanılsın. Göreceğiz.
AKP hala Türkiye'nin en yaygın partisi olmasına rağmen, çeşitli toplumsal katmanları bir araya getirme iddiasına layıkıyla sarılmıyor. İddiasını dillendiriyor ama onun gereklerini yerine getirmiyor. Kabul etmek gerekir ki, böyle bir algı var. Bunu son beş aydır yeni görevim nedeniyle yaptığım sayısız temasta yakından gözlemliyorum. Evet, Ankara ve İstanbul arasında her zaman bir yaklaşım farklılığı vardır ama bu şu anda biraz da tehlikeli boyutlarda. Siyaseten, kıyı bölgelerindeki sonuçlar bir kırılmanın yansıması. AKP'nin merkeze, gerçekten merkeze doğru ilerlemesine ihtiyacımız var. Yeni bir merkez inşa etmek istediklerini görüyorum, lakin Türkiye adına bir güçbirliğinin tam da zamanı. Biz mevcut avantajlarımızın yanına bir de Ankara-İstanbul kaynaşmasını ekleyebilirsek işte o zaman çok daha güçlü ve etkili oluruz.
Etkileşimler karşılıklıdır. Sistem ve AKP birbirine yaklaşıyor. Bunun toplumsal altyapısını ve karşılığını iktidar sağlamalı. Tavanda ve tabanda birbirine doğru ilerleme zorunluluğu var. Toplumun kendi içinde olmayan sorun, yüksek siyaset katında derinleşiyor. İktidara da ülkeye de yazık. Oraya eğilmek gerek. Korkuları gidermek pekala mümkündür ama onu sağlayacak samimi politikalar üreterek mümkün olabilir bu amaca ulaşmak.
Son iki ayda okuduğum iki mülakat bu anlamda önemlidir, hatta bence tarihidir. Türk burjuvazisinin iki büyük grubunun saygın isimleri Mustafa Koç ve Bülent Eczacıbaşı Zaman gazetesine çok detaylı röportajlar verdiler. Türkiye'nin en prestijli şirketlerinden Turkcell'in Genel Müdürü Süreyya Ciliv'in de Zaman'da böyle bir mülakatı yayınlandı. Bu isimler hakkında konuşmaya gerek yok, Türkiye onları biliyor, takdir ediyor. Basına çok da az konuşan kişiler. Ülkeye ait görüşleri ve yaklaşımları da net olarak ortada. Eminim sosyologlar, bilim adamları yakın dönem irdelemesi yaparken o röportajlara hem içerik, hem biçim hem de zamanlama olarak bakacaklardır. Ben de dikkatlerinize sunmak istedim. Zaman bir cemaat gazetesi. Kendine özgü dağıtım uygulaması var. Belli dönemlerde bizim de eleştirdiğimiz yaklaşımları olmuştur. Özellikle kendilerini bütün basının ombudsmanı gibi görmeleri garibimize gitmektedir. Lakin, özellikle teknik ve mizanpaj anlamında pek çok yeniliğe de imza atmışlardır. Türk liberal sisteminin en önemli markalarının Zaman'a o mülakatları vermesini önemsemek gerekir. O tercihin bir anlamı var, ağırlıklı olarak da ekonomik ve sosyolojik bir anlamı. Elbette siyasi değeri de olabilir. Meseleye temsil edilen kitleler açısından bakıyorum. Kimseden ses çıkmadı ama biz görmezden gelmeyelim ve tarihe not  düşelim.
Hep beraber 21'inci yüzyılda yaşamayı öğreniyoruz. Bundan sonrası için ülkemiz adına en büyük sorumluluk iktidarındır. Fırsatlar iyi kullanılamadı. Yeni dönemde 'yapıcı ve onarıcı liderliğe' ihtiyacımız var. Her mahalleye yeni alışkanlıklar lazım.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3