AKŞAM | SPOR | 14 NİSAN 2009, SALI

Zavallı derbi

AKŞAM sordu, Şansal     Büyüka yüzkızartıcı tablonun analizini yaptı

Soru: 27. hafta sonunu ölçü alarak bir değerlendirme yapar mısınız?
Şansal Büyüka: Neyin değerlendirmesini yapayım. Ortada futbol mu kaldı, konuşacak futbol mu var? Derbideki rezillikler her şeyin üstünü örttü.
Soru: Derbi golsüz bitti; bu sonuç Galatasaray ile Fenerbahçe'nin yarıştan koptuğu anlamına gelir mi?


Ş.B: İki takım da Sivasspor'dan 8, Beşiktaş'tan 7, Trabzonspor'dan 2 şer puan geride. Galatasaray'ın çok kolay bir fikstürü var ama yedi hafta kala puan farkı da bayağı açıldı. Üstelik yarıştığın bir rakip de değil. Biriyle aradaki farkı kapatsan, diğeriyle nasıl kapatacaksın? Siz kalan maçlara bakınca Fenerbahçe'nin de, Galatasaray'ın da yedide yedi yapacağına inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. O zaman geçmiş olsun. Kaldı ki yedide yedi yapsanız bile garantisi yok.

Soru: Derbilerin son haftalara kalmasının olumlu, ya da olumsuz yönleri var mı?

Ş.B: Ha başta, ha sonda ne fark eder. Niyetin kötüyse, ortam bu kadar geriliyorsa ne zaman oynarsan oyna. Fark etmez.

Soru: Süper Lig hakemleri ligin kaderinde bu yıl ne kadar etkili oldu? Derbide Fırat Aydınus'un yönetimini nasıl buldunuz?

Ş.B: Fırat Aydınus başlangıçta kolay kart çıkartmayayım derken, ipin ucunu kaçırdı. Özellikle Sabri ile Lugano'yu kontrol altına alabilseydi, oyun böyle çığırından çıkmazdı. Ama 0-0'lık sonuçta hakemin bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum.

Soru: Derbiden sonra Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın 'Çok güzel bir tezgah oldu. İki takım da ligden düşürüldü' şeklindeki konuşmasına ne diyorsunuz?

Ş.B: 'Başarısızlığı örtme çabası' diyorum. Ne tezgahı benim sevgili Başkanım, ne tezgahı! Gol attınız da hakem vermedi mi? Penaltı kazandınız da çalmadı mı? Mutlaka galibiyete ihtiyacı olan iki takıma bakın, Allah aşkına bakın. Galatasaray'ın yarım pozisyonu ya var ya yok. Fenerbahçe'nin de öyle. Sanki fırtına gibi bir maç oldu da, sonuca gidecek takımı hakem engelledi. Tamam, hakem disiplini kuramadı, işin ucunu kaçırdı ama siz önce kendinize bakın. Kazanmak için ne yaptınız? Nerede Baros, nerede Arda... Kewell, Lincoln neredeler? Bir kader maçında en ufak bir gayretin olmayacak, kazanmak için en ufak bir şey yapmayacaksın, rakip ceza alanına bile girmeyeceksin, sonra 'Tezgah' diyeceksin. Çok inandığım Adnan Başkan'a son dönemlerdeki açıklamalarını hiç yakıştıramıyorum. Hatta inanmakta zorlanıyorum.

 Soru: Sayın Polat, 'Senaryo güzel uygulandı. Galatasaray ile Fenerbahçe gibi Türkiye'nin iki önemli takımı devre dışı bırakılmaya çalışılıyor ve başarılı da oluyorlar' dedi.

Ş.B: Sevgili Polat ilk yarıyı lider Sivasspor'la aynı puanla ve averajla ikinci sırada bitirince, Futbol Federasyonu ve MHK'den şikayetleri olmadığını söylüyordu. Şimdi 8 puan geride kalınca mı 'Tezgah' kurulmuş oluyor. Allah aşkına kimler kuruyor bu tezgahı. Elinizde tezgah kurulması ile ilgili bilgi, belge, önemli kanıtlar var mı? Bu tezgah ilk yarıda kurulmadı da, ikinci yarıda niye kuruluyor? Seyirci, tiraj, raiting, heyecan hepsi bu iki kulüpte varken, yarış dışında kalmalarını, iddiadan uzaklaşmalarını kim ister. Ama geride kalanların klasik numarası bu.

Soru: Yani?

Ş.B: Yanisi belli. Beşiktaş ilk yarıyı 6 puan geride tamamladığında Başkan Yıldırım Demirören'in basın toplantısını hatırlasanıza. O gün ne diyordu Yıldırım Demirören: 'Üç büyükler gerçeği gizlenmeye, iki büyük var yalanı zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu oyun tamamen Beşiktaşımıza karşı oynanıyor'. Peki, şimdi ne oldu? Başkan Demirören'in iddialarının tam aksi gelişti. Beşiktaş şampiyonluğun en güçlü adayı olurken, 'önlerini açıyorlar, yol veriyorlar' dediği iki büyük, yarışın dışında kaldı. Hani Beşiktaş'ın yolu kesiliyordu, hani Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye yol veriliyordu. O 'yol veriliyor' denilen Galatasaray ile Fenerbahçe bugün yarışı 8 puan geriden kovalıyor. Şimdi roller değişti. 'Önümüz kesiliyor, tezgah kuruluyor' deme sırası Adnan Polat Başkan'a geçti. Ah başkanlar ah... Sizin futbola verdiğiniz zararı, futbol kültürüne, futbol felsefesine verdiğiniz zararı, bizim futbol dünyasının 'yandaş medyası' bile vermedi.

Soru: Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da Antalya maçından sonra benzer ifadeler kullanıp, 'Bizi şampiyon yapmazlar' dedi.

Ş.B: Bu da doğru değil. Sivasspor'un önünü kesmeye kalksalar, bu son haftaları beklerler mi? Mecnun Başkan'ın şikayetçi olduğu hakem, Gençlerbirliği-Sivas maçını da yöneten hakem. Yani Gençlerbirliği'nin bir golünü, bir de penaltısını vermeyen ve Sivasspor'u Gençlerbirliği'nin elinden kurtaran hakem. Allah aşkına yapmayın, biraz vicdanlı, biraz insaflı olun.

Soru: Peki nasıl düzelecek bu işler?

Ş.B: Kafaları düzeltmeden bu işleri düzeltemezsiniz? Önce başkanların kafaları düzelecek, sonra yandaş medyanın. Gazeteciliği amigo sananların. Göreceksiniz o zaman çok şey hallolur. Hatta her şey hallolur. Ama kafalar düzelir mi derseniz, imkan yok düzelmez. Bundan daha kötüsü olur, bundan daha iyisi olmaz.

Soru: Futbolcuların hiç mi günahı yok?

Ş.B: Elbette var. Ama bütün günahı futbolcuların omuzlarına yüklemeyi haksızlık sayarım. Aslında Türkiye'de toplasanız sayıları beşi geçmeyen futbolcu ve yönetici takımı var. Temizleyin bu beş futbolcuyu, silkeleyin herkesin bildiği o yönetici takımını, görün bakayım olay falan kalıyor mu? Ama biz hangi yanlışımıza fatura kestik, hangi yanlışımızı kabul ettik. Yanlışı ister futbolcumuz, ister yöneticimiz yapsın, sürekli arkasında durduk. Örneğin biz bunları konuşurken, henüz bir ses yoktu, ben bugün Galatasaray kulübünden, Fenerbahçe kulübünden bir açıklama beklerim. 'Sahada yanlış işler yaptık, derbiye gölge düşürdük, özür dileriz' diye. Yaparlar mı, hiç sanmam. Keşke yapsalar da ben de mahcup olsam. Her gün resmi sitelerinden yalanlama yaparlar, gazeteciler başta olmak üzere herkesi hedef gösterirler, dahası bazen de tehdit ederler ama böyle bir açıklama yapmazlar.

Soru: Futbolcular diyordunuz...

Ş.B: Evet, futbolcular hatalı da, suç sadece onların mı? Bana göre değil. Biz bu futbolcuları maçlara nasıl hazırlıyoruz. Başkanlar, yöneticiler hafta boyu o futbolcuları nasıl motive ediyorlar, camia baskıları nasıl oluyor, medya savaş tamtamlarını nasıl çalıyor, amansız bir savaşa giden asker gibi 'ölmek var, dönmek yok' diye kafaları nasıl yıkanıyor. Hadi anladık, Sabri ile Lugano artık belli de, bizim sahaların en efendi, en sessiz, en sakin iki oyuncusu Semih ile Arda birbirlerine yumruk atabilecek noktaya geliyorlarsa, nasıl bir ortamda, hangi gergin şartlarda maça çıktıkları açıkça belli oluyor.

Soru: Bu zavallı derbi başlığını niye attınız?

Ş.B: Bu başlık bana ait değil. Milliyet gazetesinin haberinden alınma. İspanyol televizyonu Galatasaray- Fenerbahçe maçını verirken, ortaya konan berbat futbol yetmezmiş gibi bir de olaylar çıkınca 'Zavallı derbi' deyip yayını kesmiş. Buna neden olanlar başkalarını suçlayacaklarına eserleriyle iftihar etsinler (!)Soru: 27. hafta sonunu ölçü alarak bir değerlendirme yapar mısınız?
Şansal Büyüka: Neyin değerlendirmesini yapayım. Ortada futbol mu kaldı, konuşacak futbol mu var? Derbideki rezillikler her şeyin üstünü örttü.

Soru: Derbi golsüz bitti; bu sonuç Galatasaray ile Fenerbahçe'nin yarıştan koptuğu anlamına gelir mi?

Ş.B: İki takım da Sivasspor'dan 8, Beşiktaş'tan 7, Trabzonspor'dan 2 şer puan geride. Galatasaray'ın çok kolay bir fikstürü var ama yedi hafta kala puan farkı da bayağı açıldı. Üstelik yarıştığın bir rakip de değil. Biriyle aradaki farkı kapatsan, diğeriyle nasıl kapatacaksın? Siz kalan maçlara bakınca Fenerbahçe'nin de, Galatasaray'ın da yedide yedi yapacağına inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. O zaman geçmiş olsun. Kaldı ki yedide yedi yapsanız bile garantisi yok.

Soru: Derbilerin son haftalara kalmasının olumlu, ya da olumsuz yönleri var mı?

Ş.B: Ha başta, ha sonda ne fark eder. Niyetin kötüyse, ortam bu kadar geriliyorsa ne zaman oynarsan oyna. Fark etmez.

Soru: Süper Lig hakemleri ligin kaderinde bu yıl ne kadar etkili oldu? Derbide Fırat Aydınus'un yönetimini nasıl buldunuz?

Ş.B: Fırat Aydınus başlangıçta kolay kart çıkartmayayım derken, ipin ucunu kaçırdı. Özellikle Sabri ile Lugano'yu kontrol altına alabilseydi, oyun böyle çığırından çıkmazdı. Ama 0-0'lık sonuçta hakemin bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum.

Soru: Derbiden sonra Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın 'Çok güzel bir tezgah oldu. İki takım da ligden düşürüldü' şeklindeki konuşmasına ne diyorsunuz?

Ş.B: 'Başarısızlığı örtme çabası' diyorum. Ne tezgahı benim sevgili Başkanım, ne tezgahı! Gol attınız da hakem vermedi mi? Penaltı kazandınız da çalmadı mı? Mutlaka galibiyete ihtiyacı olan iki takıma bakın, Allah aşkına bakın. Galatasaray'ın yarım pozisyonu ya var ya yok. Fenerbahçe'nin de öyle. Sanki fırtına gibi bir maç oldu da, sonuca gidecek takımı hakem engelledi. Tamam, hakem disiplini kuramadı, işin ucunu kaçırdı ama siz önce kendinize bakın. Kazanmak için ne yaptınız? Nerede Baros, nerede Arda... Kewell, Lincoln neredeler? Bir kader maçında en ufak bir gayretin olmayacak, kazanmak için en ufak bir şey yapmayacaksın, rakip ceza alanına bile girmeyeceksin, sonra 'Tezgah' diyeceksin. Çok inandığım Adnan Başkan'a son dönemlerdeki açıklamalarını hiç yakıştıramıyorum. Hatta inanmakta zorlanıyorum.

 Soru: Sayın Polat, 'Senaryo güzel uygulandı. Galatasaray ile Fenerbahçe gibi Türkiye'nin iki önemli takımı devre dışı bırakılmaya çalışılıyor ve başarılı da oluyorlar' dedi.

Ş.B: Sevgili Polat ilk yarıyı lider Sivasspor'la aynı puanla ve averajla ikinci sırada bitirince, Futbol Federasyonu ve MHK'den şikayetleri olmadığını söylüyordu. Şimdi 8 puan geride kalınca mı 'Tezgah' kurulmuş oluyor. Allah aşkına kimler kuruyor bu tezgahı. Elinizde tezgah kurulması ile ilgili bilgi, belge, önemli kanıtlar var mı? Bu tezgah ilk yarıda kurulmadı da, ikinci yarıda niye kuruluyor? Seyirci, tiraj, raiting, heyecan hepsi bu iki kulüpte varken, yarış dışında kalmalarını, iddiadan uzaklaşmalarını kim ister. Ama geride kalanların klasik numarası bu.

Soru: Yani?

Ş.B: Yanisi belli. Beşiktaş ilk yarıyı 6 puan geride tamamladığında Başkan Yıldırım Demirören'in basın toplantısını hatırlasanıza. O gün ne diyordu Yıldırım Demirören: 'Üç büyükler gerçeği gizlenmeye, iki büyük var yalanı zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu oyun tamamen Beşiktaşımıza karşı oynanıyor'. Peki, şimdi ne oldu? Başkan Demirören'in iddialarının tam aksi gelişti. Beşiktaş şampiyonluğun en güçlü adayı olurken, 'önlerini açıyorlar, yol veriyorlar' dediği iki büyük, yarışın dışında kaldı. Hani Beşiktaş'ın yolu kesiliyordu, hani Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye yol veriliyordu. O 'yol veriliyor' denilen Galatasaray ile Fenerbahçe bugün yarışı 8 puan geriden kovalıyor. Şimdi roller değişti. 'Önümüz kesiliyor, tezgah kuruluyor' deme sırası Adnan Polat Başkan'a geçti. Ah başkanlar ah... Sizin futbola verdiğiniz zararı, futbol kültürüne, futbol felsefesine verdiğiniz zararı, bizim futbol dünyasının 'yandaş medyası' bile vermedi.

Soru: Sivas Başkanı Mecnun Odyakmaz da Antalya maçından sonra benzer ifadeler kullanıp, 'Bizi şampiyon yapmazlar' dedi.

Ş.B: Bu da doğru değil. Sivasspor'un önünü kesmeye kalksalar, bu son haftaları beklerler mi? Mecnun Başkan'ın şikayetçi olduğu hakem, Gençlerbirliği-Sivas maçını da yöneten hakem. Yani Gençlerbirliği'nin bir golünü, bir de penaltısını vermeyen ve Sivasspor'u Gençlerbirliği'nin elinden kurtaran hakem. Allah aşkına yapmayın, biraz vicdanlı, biraz insaflı olun.

Soru: Peki nasıl düzelecek bu işler?

Ş.B: Kafaları düzeltmeden bu işleri düzeltemezsiniz? Önce başkanların kafaları düzelecek, sonra yandaş medyanın. Gazeteciliği amigo sananların. Göreceksiniz o zaman çok şey hallolur. Hatta her şey hallolur. Ama kafalar düzelir mi derseniz, imkan yok düzelmez. Bundan daha kötüsü olur, bundan daha iyisi olmaz.

Soru: Futbolcuların hiç mi günahı yok?

Ş.B: Elbette var. Ama bütün günahı futbolcuların omuzlarına yüklemeyi haksızlık sayarım. Aslında Türkiye'de toplasanız sayıları beşi geçmeyen futbolcu ve yönetici takımı var. Temizleyin bu beş futbolcuyu, silkeleyin herkesin bildiği o yönetici takımını, görün bakayım olay falan kalıyor mu? Ama biz hangi yanlışımıza fatura kestik, hangi yanlışımızı kabul ettik. Yanlışı ister futbolcumuz, ister yöneticimiz yapsın, sürekli arkasında durduk. Örneğin biz bunları konuşurken, henüz bir ses yoktu, ben bugün Galatasaray kulübünden, Fenerbahçe kulübünden bir açıklama beklerim. 'Sahada yanlış işler yaptık, derbiye gölge düşürdük, özür dileriz' diye. Yaparlar mı, hiç sanmam. Keşke yapsalar da ben de mahcup olsam. Her gün resmi sitelerinden yalanlama yaparlar, gazeteciler başta olmak üzere herkesi hedef gösterirler, dahası bazen de tehdit ederler ama böyle bir açıklama yapmazlar.

Soru: Futbolcular diyordunuz...

Ş.B: Evet, futbolcular hatalı da, suç sadece onların mı? Bana göre değil. Biz bu futbolcuları maçlara nasıl hazırlıyoruz. Başkanlar, yöneticiler hafta boyu o futbolcuları nasıl motive ediyorlar, camia baskıları nasıl oluyor, medya savaş tamtamlarını nasıl çalıyor, amansız bir savaşa giden asker gibi 'ölmek var, dönmek yok' diye kafaları nasıl yıkanıyor. Hadi anladık, Sabri ile Lugano artık belli de, bizim sahaların en efendi, en sessiz, en sakin iki oyuncusu Semih ile Arda birbirlerine yumruk atabilecek noktaya geliyorlarsa, nasıl bir ortamda, hangi gergin şartlarda maça çıktıkları açıkça belli oluyor.

Soru: Bu zavallı derbi başlığını niye attınız?


Ş.B: Bu başlık bana ait değil. Milliyet gazetesinin haberinden alınma. İspanyol televizyonu Galatasaray- Fenerbahçe maçını verirken, ortaya konan berbat futbol yetmezmiş gibi bir de olaylar çıkınca 'Zavallı derbi' deyip yayını kesmiş. Buna neden olanlar başkalarını suçlayacaklarına eserleriyle iftihar etsinler (!)

Gemi su aldı yan yatıyor
Soru: Derbi öncesi Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Galatasaray'ın yemek davetine gitmedi ama tam dört yıl sonra Ali Sami Yen'e maça gitti.

Ş.B: Aziz Yıldırım geminin kaptanı. Gemiyi terk etmemek için maça gitmiş olmalı. Yemek davetini kabul etmeyişlerine gelince. Maç sonrası Uğur Boral'ın söyledikleri bütün gerçekleri anlatmaya yetiyor da artıyor bile. Ne dedi Uğur Boral: Bizim dostluğumuz yalan. Bundan daha gerçekçi bir ifade var mı? Kulüplerin dostluğu, dayanışması da yalan rüzgarı. Kimse hikaye anlatmasın.

Soru: Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın bu yarışta geri kalmasını neye bağlıyorsunuz?

Ş.B: Demek ki, futbol takımları kötü yönetiliyor. Aslında Galatasaray ligin ilk yarısının iyilerinden ve alkış alan takımlarından biriydi. Ama koca bir sezonu Skibbe gitsin mi, kalsın mı tartışması ile harcadılar. Şimdi de Lincoln krizi. Adam camiada imparator gibi dolaşıyor, ama yorulmaya başlayan bir rakibe karşı 55. dakikada oyuna giriyor, tek pas atmadan, tek topa vurmadan, akıllarda kalan tek hareket yapmadan maçı bitiriyor. Kardeşim çevir maçı, çünkü bu yeteneklerin var, çevir maçı, koca bir sezonu kurtar, Galatasaray'da efsane ol. Ama adamın umurunda değil. Orada oynama, burada oynama, bana nerede oynayacaksın. Alsan şu maçı herkesin ağzına fermuar çekeceksin. Ama niyetin yok, gücün de yok tabi. Bir de hoca değişikliği. Geçen yıl bitime 6 hafta kala Galatasaray bu şoku uygulamış ve başarılı olmuştu. Ama bu sezon aynı yöntem tutacağa benzemiyor. Aslında geçen yıl eğri gemi doğru sefer olmuştu. Bu yıl eğri gemiyle doğru sefer olmadı. Gemi su aldı, yan yattı. Kimse başka yerde suçlu aramasın. Gemiye su aldıran, yan yatıran, karaya oturtan kaptana baksın.

Galatasaray'ın bile şansı var
Soru:  Sezon sonu hangi takım ipi göğüsler:
Ş.B: Önde Sivas, arkasında Beşiktaş. İki adım geride Trabzonspor. Beşiktaş'ın zor deplasmanları var. Bir sonraki hafta Sivas-Trabzonspor maçı çok önemli. Ben fikstür kolaylığını bakınca çok çok az bile olsa Galatasaray'ın şansı bile olduğunu düşünüyorum. Bu arada bu takımlar şampiyonluk kovalarken, aralarında Şampiyonlar Ligi'ni kaçıranlar da olacak. Buna da hazırlıklı olun.

Bu kadar işkence yeter
Soru:Ya Fenerbahçe?
Ş.B: Galatasaray'dan çok farklı değiller. Her yıl transferde şampiyon oluyorlar ama ligde olamıyorlar. Yanlış tercihler Fenerbahçe'yi buraya getirdi. Özellikle çok güçlü bir orta sahadan sıradan bir orta sahaya düştüler. Kabul edelim ki Aragones de takım içinde bir rekabet yaratamadı. Bu takımda, bu formuyla Deivid oynuyorsa, diğer futbolcuların takıma girmek için çalışmalarına gerek yok. Fenerbahçe'nin ortaya koyduğu futbol keyfi derseniz, onu hiç sormayın. Keyif değil, ıstırap var. Üstelik bir maç değil, iki maç değil. Neredeyse sezon boyu ıstırap var. Yeter ama. Bu seyirciye bu kadar işkence yeter.

Yıldırım'ın şifreleri
Soru: Aragones kalır mı?
Ş.B: Bana göre kalmamalı. Ama bu kararı Başkan Aziz Yıldırım verir. Bir iddia var. Galatasaray maçı öncesi soyunma odasına inmiş ve Aragones'e 'Bu Ali Sami Yen'de ilk derbi maçın. Ama bu sahada daha çok derbi göreceksin' demiş. Eğer bu iddia doğruysa, eğer bu iddiayı takımı ve hocayı motive etmek için yapmadıysa demek ki, hem Aragones kalacak, hem de kendisi genel kurulda başkanlığa yeniden aday olacak.

Denizli'nin katkısı % 100
Soru: Bu yarışta Beşiktaş'ı şanslı bulduğunuzu söylüyorsunuz. Bu şansta ve başarıda Mustafa Denizli'nin katkısı nedir?
Ş.B: Bana göre yüzde yüz. Beşiktaş şampiyon olur, ya da olamaz. Ama bugünlere gelmesinde Denizli'nin müthiş bir katkısı var. Denizli müthiş karizmasıyla Beşiktaş'ta sadece hocalık değil, liderlik de yapıyor. Denizli-Beşiktaş birlikteliğini ve şampiyonluğa yürüyüşünü gördükçe, aklıma Denizli ile Fenerbahçe'nin büyük bunalımlardan çıkıp şampiyon olduğu yıl aklıma geliyor. O yıl ile bu yıl arasında müthiş bir benzerlik görüyorum. Takımlar farklı ama Mustafa Denizli aynı.

 

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3