İki sayfa ciddiye alınacak akademik çalışmaları yok...
Hakemli dergilerde ıkına sıkına yazdıkları ve çoğunu yabancı yayınlardan 'cebellezi' ettikleri birkaç makale dışında dünyada hiçbir üniversite yayınında yer bulamıyorlar...
Ne uluslararası bir konferansa, sempozyuma davet ediliyor; ne bir bilim kurumunun çalışmalarında görev alabiliyorlar...
Ne yazık ve ne acıdır ki, entelektüel birikimleri ders kitaplarının sayfa adediyle sınırlı...
Yarım yüzyıla yakın bir zamandır, özellikle sosyal bilimlerde kavram ve gündem üretmekte kayda değer bir varlık gösteremediler...
Zavallı bir tek cümleye nizam vermekte sıkıntı yaşamalarına rağmen, artık sabahtan akşama kadar televizyon ekranlarında dünyaya nizam vermeye aday oldular.
Kendi bilim dallarında kayda değer en ufak bir çalışma yapamayan akademisyenler, ün ve dandirik kitaplarının promosyon imkanını televizyon stüdyolarında arıyor şimdi...
Velhasıl... Televizyoncuların da işine geliyor olmalı.
Nereden bulacaksınız, telefonu kaldırdınız mı, beş dakika sonra stüdyoda olacak ve manasız da olsa yayın saati dolduracak o kadar 'hazır kıta asker'i?
Son günlerde Türk televizyonlarına şöyle bir bakıyorum da... Galiba dünyanın en çok akademik unvanı bulunan 'geyik muhabbetçisi'nin yaşadığı bir koordinattayız.
Pek yakında; doktor, doçent, profesör unvanlı ama seyirciye ilköğretim okulu seviyesinde ders verebilen bu zevatın (sanki ekrandan ders almak isteyen varmış gibi...), halkı televizyonlara küstürmesinden endişeleniyorum.
İşin aslı ne biliyor musunuz?
Medya eğiten bir ortam değildir.
Haber veren ve eğlendiren bir ortamdır.
Anlıyorum, haber ve eğlencede sıkıntı yaşandığı zaman, kanal bütçeleri de zorluyorsa eğer, akademisyenler bedava bir 'dolgu malzemesi'dir de...
Bunun dengesi kaçtığı zaman televizyon kanallarına yapacağı tahribatın tamiri ancak uzun süreler içinde mümkün olabiliyor.
Ben burada elbette; hem entelektüel birikimi yüksek, hem üslubu renkli, hem de yaşam biçimi doygun, ilginç mi ilginç ve akademisyenliğin sıkıcılığını mil fersah aşmış figürlerden söz etmiyorum.
Sözünü ettiğim, hasbelkader akademisyen olmuş ilköğretim muallimlerinin, kahveye gitmek yerine televizyonların bu zaafından yararlanıp, stüdyoları 'öğretmen evi'ne çevirmiş olması...
Söyler misiniz bana, kim televizyonlarını açıp, öğretmenler odası sohbetlerini dinlemek ister ki?
Bırakalım, varsa bir değerleri eğer, işlerini yapsınlar da, onların çalışmaları üzerine televizyoncular, gazeteciler konuşmak zorunda kalsın. Onlar da stüdyolara konuk olup, küflü kitabi bilgilerini değil, kendi yeni tezlerini anlatsın...
Bereket Türkiye'de televizyoncuların, yaptıkları işler üzerine konuşmak zorunda kaldıkları birkaç akademisyen var da; onların yüzü suyu hürmetine, memlekette akademinin tamamen iflas etmediği umudunu taşımaya devam edebiliyoruz.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.