AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-04-14
Gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda ekranlarda ve sütunlarda bir 'eşitsiz denklem'i gerçekmiş gibi anlatanları gördükçe, 'bunlar buraya hangi şansla gelmişler'; diye düşünürdüm...
Sonra, meslekte biraz ilerleyince; 'ne yapalım, memlekette yetişmiş insan kalitesi bu kadar,' diye düşünmeye başladım...
Şimdi; bir iradenin; saçmalamaya, aptallığa, kaosa, cehalete bu kadar ihtiyacı olduğunu ve ekran başında izlediğiniz bu 'kadro'nun neredeyse özenle seçildiğini düşünüyorum.
Medya Partisi budur.
Medya Partisi, kamuoyunun gerçeklikle bağlantısını kopartacak ne kadar zır deli varsa onları halkın önüne çıkartan, kaosu beslemeye izin veren ama ülkenin gerçek gündemini öteleyen iradenin adıdır.
Aynı zamanda, siyasetin riskini almadan, siyaset yapmanın; ticaretin riskini almadan ticaret yapmanın da konforlu yoludur.
Bu yüzden, Türkiye'de sorunlu medya ve 'Dar Çevre İktidarı' kavramları OECD raporlarına geçmiş ve Türkiye'nin öncelikli sorunları olarak da tanımlanmıştır.
Şimdi...
Bildiğim kadarı ile medyanın iki önemli kamu görevi var:
1. Halka doğru haber vermek...
2. Halkın eleştiri hakkına zemin sağlamak...
Medya Partisi'nin görevi ise medyaların bu işleri yapmasını önlemek ve ekranlarda sabahtan akşama kadar 'Meleklerin Cinsiyeti'ni tartışabilecek tosunları seçip halkın önüne çıkartmaktır.
Onlar, aldıkları medya coverage'ı ile şişim şişim şişinirken Medya Partisi siyasetin riskini almadan ülke yönetip, ticaretin riskini almadan işini yapar.
Şimdi...
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki araştırma kağıtlarında bizim Güneydoğu sınırımız için 'inner border' (iç sınır) denirken...
DTP'nin Güneydoğu'da AK Parti'yi daralttığı ve CHP'yi tamamen sildiği sonuç ile net bir 'bölge partisi' niteliği kurumsallaşırken...
Ve Obama fotoğrafı bir medya cingözlüğü gibi sulandırılıp Atatürk'e benzetilirken...
Bizim uyanıklar günlerdir 'Meleklerin Cinsiyeti'ni tartışıyor.
Oysa bu seçimden çıkartılacak sonuç; kazanmış AK Parti'nin kaybettiğini söylemek değil...
AK Parti'nin ve devletin 'Kürt Politikası'nın muhtemelen yeterince cesur davranılamadığı, eli kolu bağlandığı için beklenilen ölçüde başarılı olamadığı sonucudur...
Şimdi, Başbakan'ın medya üzerinden siyasete nizam vermeye çalışan cingözlere tamamen kulağını kapatacağı...
Ama Türkiye'nin hangi köşesinde ne kadar muhalif veya muvafık, kafası çalışan adam varsa mesleğine meşrebine bakmadan, etrafında bir araya toplayacağını umuyorum.
CHP liderinin ise bu süreçte iktidara olumlu katkı için hazır olduğunu varsayıyorum.
Akademi zaten uzun yıllar önce iflas etmişti... Şimdiki muhalefet ve katkı düzeyi ancak Darwin savunusunda sınırlı kalıyor.
Medya'nın tutumunu ise 'akıl' kavramı çerçevesinde açıklamak mümkün değil.
Türkiye'nin önünde tarihinin en önemli bahisleri açılıyor...
Medya ise, şovmenlere muhalefet yaptırıp, normal şartlarda psikolojik testlerden geçmesi gereken bilirkişilere siyasi rotalar çizdiriyor.
Dünyanın neresinde, ister muhalif, ister muvafık olsun, ulusal bahislerde kendi hükümetinin yanında durmayan, onu tahkim etmeyen bir medya görülmüştür?