AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-04-14
Dün, güne biraz geç başladım, uyandığımda televizyonda Barack Obama haberlerinden geçilmiyordu. Meclis'teki konuşması sırasında kahvaltı ediyordum, zamanlamamı öyle anlatayım. Bu arada, haber kanalları arasında zap'larken de gözüme bir sürü 'uzman' ilişti yine. Obama'nın konuşmasının kodlarını çözmeye çalışıyorlardı.
Öncesinde de günlerdir gazetelerde dillendirilen tezleri ekrana taşıyorlardı. Obama konusunda da televizyonda konuşan tipler tartışma programlarının gediklileriydi. Ergenekon, seçimler, AKP gibi popüler konularda fikir beyan eden konuşan kafalar...
Bu maraton bugün de sürecek ve bu insanlar sabah akşam demeden bugün de kanaldan kanala koşacaklardır.
Gerçekten bu insanlara şaşırıyorum. Bu kadar çok televizona çıkacak enerjiyi kendilerinde nasıl buluyorlar.
Galiba pek işleri yok ve boş zamanları bol.
Bir de sanırım pek çalışmıyorlar; zira okuyup araştırma yapacakları vakitleri hep ekranda harcıyor bu 'akademisyen' güruhu.
Ayrıca hiç üşenmiyorlar. Mesela bana bir televizyon programı daveti geldiğinde, olur da tufaya düşürülüp kabul edersem, bir hafta sızlanıyorum ve iptal etmek için üretmediğim bahane kalmıyor. Trafiği düşünüyorum, medya plazalarının insanın içini boğan havası aklıma geliyor, 'Ne konuşacağım ki' diyorum ve kabul ettiğime pişman oluyorum. Genellikle de bir bahane bulup iptal ediyorum zaten.
Ama bakıyorum, ekrana çıkmaya hevesli amma çok kişi var.
Üstelik bunlar özel olarak bir şey de söylemiyor, herhangi bir hazırlık da yapmıyor.
Neredeyse bunların davet edildikleri programlardan para aldıklarını düşüneceğim. Öyle bir şey olmadığını da biliyorum.
Peki neden?
Doğrusu liberallerin ekran sevdası hakkında en mantıklı açıklamanın 'misyonerlik' olduğunu düşünüyorum. Kapı kapı dolaşıp dinlerini yaymak isteyen ve kendilerine mürit toplamak isteyen Mormon'lar gibiler. Her kanala koşuyorlar, her çağrıldıkları panele konuşmacı olarak gidiyorlar.
Sözleri hep aynı kavşağa çıkıyor: Türk halkını Amerika'nın çıkarlarına ikna etmek ve bu yönde bir kamuoyu oluşturmak.
Sanki bir merkezden her ay bunlara düzenli olarak ödeme yapılıyormuş gibi. Bu kadar emek israfının bir karşılığı olmalı değil mi?
Obama'nın konuşmasını dinlediktan sonra bir süre daha televizyondaki yorumculara baktım, sesi kıstım ve iTunes'dan Manga'nın harika cover'ı 'Raptiye Rap Rap' çaldım bu liberal papağanların görüntüsünün üzerine.
CIA'in gözü Kamer Genç'in üzerindeydi
Meclis'te Amerikan Başkanı Barack Obama konuşma yaparken, CIA ajanlarının gözü tek bir vekilin üzerindeydi. Hadise çıkmasın diye...
Zira, Meclis kapısında protesto gösterileri yapan sosyalistler Kamer Genç'e seslenmişler ve ondan postal fırlatmasını istemişlerdi. Başkan Bush'a karşı yapılan ayakkabılı eyleme gönderme yaparak...
Neyse ki Genç, dolduruşa gelip fırlatmadı ve uluslararası bir skandal yaşanmadı.
Şaka bir yana, bambaşka bir şeyi düşündüm sosyalistlerin Genç'e yönelik çağrısında.
Farkında mısınız, Kamer Genç Türkiye'nin sol panoramasında her renkten insanın sempatisini kazanmış. Sosyalistlerden CHP'lilere kadar herkese kendisini sevdirmeyi başarmış.
Sandık sonuçlarına bakalım: DYP'den de seçilmiş, CHP'den de, bağımsız olarak da... Demek ki partilerüstü.
Hasan Fehmi Güneş'in siyaset hayatını bitiren skandalın bir benzerini andıran 'Çiçek suladım' açıklaması bile yıpratamamış Genç'i.
Buzdolabı yardımları hakkında 'Versinler versinler, iyi oluyor' demiş... Buna rağmen tepki toplamamış.
Bu bir adamın tek başına yarattığı bir sempatinin sonucudur. Doğrusu, Kamer Genç incelenmesi gereken bir vak'adır. Başlı başına bir akademik tez konusudur...
Türkiye, Kamer Genç'in kıymetini bilmiyor... Elindeki bu değeri gerçekten incelemeli ve sırrını çözmeli...
Başsağlığı...
Yıllar önce Radikal'e başladığımda karşıma çıkan ilk kişi Tansel Tüzel'di... Medya plazalarında yeni gelene her zaman çok kötü davranılır, hele Radikal gibi ağırlıklı olarak birbirinden kötü ve taşralı insanların domine ettiği bir gazeteyse herkes yeniye düşmanlık yapmak için pusuda bekler...
Tansel Tüzel, o yıllarda Radikal İki'nin editörüydü... Kısa bir süre bu işi yaptı, sonra ayrıldı... Bir daha da görüşmedik ama ben onu hep Radikal'de bir yabancıya insan gibi davranan ilk insan olarak hatırlarım.
Eşi, Hızır Tüzel de daha sonra Radikal'de işe başladı... Röportajlar yapıyordu... Bana yakın ve sempatik gelen bir tarzı yoktu, ama bu şekilde epey süre devam etti. İlginç bir insan olduğu kesindi ama, kendisiyle sadece selamlaşmamız oldu, o kadar...
Dün, ölüm haberi geldi...
Çok yakın tanımasam bile şoke oldum. Özellikle de 'evinde ölü bulundu' kısmına.
Tansel'e ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum...