AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-04-14
Tabloid gazetecilik duyarlılığı ile haber kovalayanlar ve özellikle de dedikodu yazarları, birçok durumda toplumdaki trendleri ilk önce görüp yazarlar.
İşte bu gerçek nedeniyle bir zamanlar New York Times gazetesinin yayın yönetmeni olan Max Frankel, kendisine 'Sabah işe geldiğinizde ilk olarak hangi gazeteyi okursunuz?' diye sorulduğunda, herkesin beklediği gibi 'Washington Post' dememiş, 'New York Post' demiştir.
New York Post, tabloid gazeteciliği çok iyi yapan ve müthiş de dedikodu sayfaları bulunan bir Rupert Murdoch gazetesidir. Yayın yönetmenine 'Peki neden New York Post?' diye sorulunca da, 'Çünkü sadece o gazete New York gibi dinamik, devamlı değişen bir şehirdeki son trendleri, yeni sosyal alışkanlıkları yakalamayı başarıyor' cevabını vermiştir.
Ben bunu bildiğim için, bir süre önce gazetede mutlaka sağlam bir dedikodu yazarı bulunması gerektiğini söylemeye başladım. Hatta sadece İstanbul'a değil, Ankara'ya da bir dedikodu yazarı oluşturacaktım. Medya dünyası da dedikodunun ilgi alanlarından başta gelenidir. O nedenle Ankara'da yazdırmaya başlayacağım dedikodu yazarı sadece bürokratlar ve siyasetçiler ile ilgili değil, Ankaralı gazeteciler hakkında da yazılar yazacaktı.
O sırada Tuğçe Tatari ile tanıştım. Zekası ve gazetecilik ruhu ile daha da önemlisi birikimi ile bu zor işin altından kalkacak gibi görünüyordu. Nitekim haksız da çıkmadım, kısa sürede çok sağlam bir yazar oldu.
Tek dezavantaji var; genç olması... Tabii diyeceksiniz ki 'Bu da dezavantaj olur mu?'. Ama şöyle düşünün; eğer Tuğçe hayatının bir bölümünü benim gibi New York'ta, şehrin en dinamik yıllarında geçirmiş, Clay Felker gibi bir editörü ve Tom Wolfe gibi bir yazarı tanımış, New Yorker dergisinin havasını bir solumuş da olabilseydi şimdi sadece Türkiye'de değil, dünya ölçeğinde bir trend yazarı olabilirdi.
Belki hala daha olmak için önünde fırsat vardır. Kimsenin yaşını, gençliğini kendisine karşı kullanacak filan değilim ama biraz yaş alınca tecrübeyle gelen bir 'hatırlama' avantajınız oluyor.
Tuğçe, pazar günü 'Sosyete camii açılışını kutluyor' başlıklı çok ilginç bir yazı yazdı. Ama hatırlama avantajı bulunmadığından, hatırlayan bir yazarın elinde çok daha farklı boyutlara çekilip bir yazı klasiği haline getirilebilecek konuyu da bence harcamış oldu.
Yazıda anlatılanlar bana Tom Wolfe'un 'Radical chic' başlıklı yazısını hatırlattı. İlk önce yazının konusunu oluşturan ortam ve zamanı bir hatırlayalım.
1960'lı-70'li yıllarda New Yok entelektüelleri arasında radikal fikirler çok popülerdi. Radikal düşünüp konuşmayı çok severlerdi ama iş radikalizmin gereğini yapmaya yani siyasi müdahaleye gelince rahatlarını pek bozmazlardı.
Marksist ve özellikle Troçkist fikirler, şehirde trendlere uymak isteyen her entelektüelin bilmesi gereken konular arasına girmişti.
İşte o günlerde bu işin siyasetiyle uzaktan yakından alakası olamayacak bir insan olan Leonard Bernstein, radikallerin en radikali olan 'Siyah Panterler' şerefine evinde bir parti verdi. Beyazlara düşmanlık beslemekte olan 'Siyah Panterler'in partisine, şehrin beyaz entelektüel sınıfının tüm önde gelen isimleri çağrıldı. Üstelik partinin yapıldığı ev şehrin aristokrasisinin oturduğu Park Avenue'deydi. Tom Wolfe'un o zaman yazmakta olduğu New York dergisinin dahi editörü Clay Felker davetiyeyi görünce partiden haberdar oldu ve kendi yerine Tom Wolfe'u gönderdi.
Wolfe, yaşam biçimleriyle, hayattan beklentileriyle, arzularıyla, tavırlarıyla kendileriyle hiçbir alakası olamayacak 'Siyah Panterler' grubunun üyeleriyle, beyaz entelektüellerin nasıl davranıp konuştuklarına şahit oldu. Ve derginin kapak yazısını yazdı. 'Radikal şıklık' kavramı böylece doğdu. Kavram, gazetecilik ve edebiyat tarihine geçti.
Ben Zeynep Fadıllıoğlu'nun projesini yaptığı sosyete camiinin açılışını kutlamak için 3 gün 3 gece organizasyon yapılmış olmasını ve Başbakan'ın da katılmasının beklenmesini 'Radical chic'in anlattığı olaya benzeyen unsurlar içerdiğini düşünüyorum. Tabii ki bu kez şıklık radikal filan değil, 'Dinci şıklık' (Religious chic)...
Şık olanı bulup ortaya çıkaranlar ve her döneme uygun olarak bunun gereğini de yapanlar, değişen koşullara uygun hareket etmeyi iyi becerirler. Görülen o ki; Türkiye bu 'Dinci şıklık' kavramı doğrultusunda hayli ilginç deneyler yapacak. Bu gelişmeleri yazacak gazetecilere de ihtiyaç var.
Haber istemiyoruz. Sadece, gazeteci gidecek o partiye, partinin bir parçası olacak hatta haberi yaratanların arasında yer alacak (Gonzo olacak. Hunter Thompson'un anısı önünde saygıyla eğiliyorum) ve sonra da oturup uzun uzun yazacak gördüklerini, işittiklerini...
Umarım Tuğçe cami partilerine katılacaktır. Ama bunu yapmadan önce Tom Wolfe'un 'Radical Chic and Mau-Mauing Of the Flak Catchers' adlı kitabını da hızla okur. Şimdi kalkıp kütüphaneme bakacağım, bende varsa ona hemen göndereceğim kitabı... Korktuğum gibi, yok. Bunu da mutlaka Oray çalmış olmalı.