AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-04-14
Geçenlerde bir sohbette konusu açıldı, 90'larda okuduğum bir popüler kültür makalesine referans verdim, eve döndüğümde de yazının yer aldığı kitabı bulup yeniden okumaya başladım. Lakin, ne makale ne de kitabın bütünü beklediğim gibiydi. Fazlasıyla geride kalmış, modası geçmiş, önemini yitirmişti. Yazarı adına da üzüldüm, zamana yenildiğini fark ettim.
İnsan kendisiyle de yüzleşiyor bu anlarda. Anladım ki, yazar okurun değişim-gelişim hızına ayak uyduramıyor.
Dün, Sabah'ın Pazar ekinde Teoman'la yapılmış bir söyleşiyi okurken de aynı şeyi düşündüm. 90'lı yıllarda şarkıları kadar kimi politik yorumlarıyla da ses getirmişti Teoman, şimdi beceriksizce kotarılmış söyleşinin bir bölümde yine o durağa bir süreliğine uğramış.
Bakın ne gibi yorumlar yapmış:
n Oy vermiyorum. Yerel seçim ilgimi çekmiyor. Genelde de kime oy vereceğimden emin değilim. Ama şu andaki durumdan çok da memnuniyetsiz değilim.
n Ergenekon işi hoşuma gidiyor. Veli Küçük içerideyse, Kemal Kerinçsiz içerideyse bu hoş bir şey. Bugün mesela Recep Tayyip Erdoğan '1 Mayıs'ın tatil olması için talimat verdim' dedi. Yani bu kadarmış bu iş demek ki. Yok 'Abdullah Gül Kürdistan dedi mi, demedi mi?' Yani o kadar komik şeyler oluyor ki. Dediği anda kurtulacağız zaten.
n Kıbrıs, Ermenistan, Kürt sorunu, bunlar hallolsun. Sanki hallolacak gibi de geliyor. Umut geldi bana.
Teoman birkaç tane daha genç kızı kendisine hayran bırakabilir, 'Hem yakışıklı hem bilgili' diye yorum yaptırabilir kendisiyle ilgili, ama bu sözleri televizyon kültüründen fırlamış içi boş birtakım yorumlar olmaktan öteye gidemiyor maalesef.
Dahası, senden çok var!
Halbuki, 90'larda böyle değildi. Ne Türkiye bu kadar politizeydi, ne politika bu kadar karmaşık. Dolayısıyla elinde gitarıyla bir çocuğun çıkıp da 'Ben Evren'i sevmiyorum, yargılansın'gibi sözleri öne çıkıyordu. Hem pek kimse böyle çıkış da yapmıyordu ve Türkiye ölçeğinde nispeten yeni ve ilginçti.
Ama sonradan Teoman'ın bu yüzeysel politikasının izinden pek çokları gitti. Teoman'ın bütün bu çıkışları zaten karbon kopyaydı. Nasıl ki kimi söz ve melodileri fazlaca 'esinlenmeseyse' bu imaj da azıcık 'araktı.' Dünyada hayran olduğu birtakım sanatçıların iyice çalışılmış biyografilerinin uyarlaması. Ama sonradan Harun Tekin gibi küçük Teomancıklar çıkıtı ve işin büyüsü bozuldu.
Nitekim, bu maya tutmuyor artık.
Söyleşide dikkatimi çeken bir detay daha var. Teoman sehpahasına Bob Dylan'ın günlüklerini koymuş; gazeteci fark etsin ve bahsetsin diye özenle yerleştirildiği her halinden belli bir 'obje.'
Fakat, daha çok, başarısız olmuş bir öykünmenin kanıtı gibi.
Kim suçlu?
Dünkü gazetelerde görmüşsünüzdür, minibüs şoförü ağzıyla televizyonlarda konuşup ona buna sataşarak ünlü olmaya çalışan bir genç çocuk BBP'lier tarafından dövülmüş. Küçük bir gazetede yazan bu gence öncelikle geçmiş olsun, ama bu olayın sadece kuru bir geçmiş olsunla geçiştilecek kadar önemsiz olduğunu düşünmüyorum.
Yanlış anlaşılmasın, dayak atan taraf açısından değil, dayak yiyen bakımından.
Doğrusunu isterseniz, bu dayak mevzuu bakımından odatv.com'daki yorumdan farklı düşünmüyorum.
Paylaşmak isterim:
'Şimdi kime kızmak gerek? Bu çocuğun başına böyle bir kaza geleceğini Taraf'taki 'ağababaları' bilmiyor muydu? Her fırsatta sırtını sıvazladıkları bu deli-dolu çocuğun başına böyle bir olay geleceğinin farkında değil miydiler? Yazık değil mi bu delikanlıya?
'Bir sözümüz de Reha Muhtar'a... Hala bu çocukların sözleriyle rayting kazanmaya utanmıyor musunuz? Bu olayda sizin de payınız yok mu sanıyorsunuz? Size de yuh olsun...'
Ekleyeceğim bir şey daha var: Görüp görebileceği en büyük şöhret bu oldu; açıkçası memnun olduğunu düşünüyorum. Ama kötü bir haberim var: 15 dakikası başladı ve bitti. Yeniden geçmiş olsun.
İki not
Geçen hafta fazlasıyla 'mood swing' ve beraberinde 'konsantrasyon bozukluğu' yaşadığım için... Bahanemi sıralamışken hazır, iki yansımasını düzeltmek isterim:
1Hıncal Uluç'un kaldırılan heykelle ilgili yazısına itiraz etmiştim. Yazısını bir kez daha okuduğumda aslında heykelin kaldırılmasına değil seçmen tavrında bir çarpıklığa karşı yazdığını fark ettim. 'Tabii ki o heykel kaldırılacak' derken, 'Belediye Başkanı'nın vaadiydi heykeli kaldırmak, siz de ona oy verdiniz, o da kaldırdı, şimdi ne diyorsunuz' diyor özünde.
2Murathan Mungan'ın 'Paranın Cinleri'nden bahsederken gözümde Mardin'de Hey dergisinin dizildiği tezgahları canlandırdığımı yazmıştım. O dergi, kitabın dikkatli okurlarının da bildiği gibi tabii ki Hey değil, Ses olacaktı.