AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-04-14
Türkan Saylan deyince bu ülkede pek çok kişi için akan sular durur. Sadece on binlerce kız çocuğunu okula göndermeye teşvik eden muazzam bir sivil toplum çalışmasının öncüsü olması, onu Türkiye'de pek az kişiye nasip olan bir mertebeye getirdi. Benim gözümde muhteşem bir insan...
Saylan'ın evinin Ergenekon'un 12. dalgası kapsamında aranması, pek çok çevrede, özellikle de bir şekilde ÇYDD ile yolu kesişmiş insanlarda infial uyandırması sadece bundan değil... Yaşı ilerlemiş, hasta bir insanın evine gidilip özel eşyalarının didiklenmesinin yarattığı tepkinin yanı sıra, tüm ÇYDD şubelerinin aranması, doğrudan 'Atatürkçü kesime karşı sürdürülen korkunç bir kampanya'nın parçası olarak algılandı.
Oysa Saylan, epeydir tedirgin bir bekleyiş içerisinde olduğunu söylüyordu. Sırf Cumhuriyet mitinglerini organize etmesi ve Ergenekon kapsamında tutuklanan bazı kişileri tanıması, hatta bir sanığın ifadesinde 'Ergenekon'un kiralık kasası' olabilecek 100 küsur isim arasında sayılması, tehlikeye işaretti. Ancak bu çok kıymetli insan, darbe ve darbecilerle işinin olmadığını, dün de olduğu gibi defaeten dile getirdi. Bir ay önce AKŞAM Pazar'a verdiği röportajda aynen şöyle demişti:
'Ben ne şeriat ne darbe diyen bir kadınım. O yüzen İzmir'de konuşturmadılar beni. Demokrasi istiyoruz biz, eşitlik istiyoruz. Mitinglerde de Atatürk ilkelerini ve laikliği savunduk. Darbe isteyenler de vardı belki ama ben askeri darbeleri yaşamış ve bunun çözüm olmadığını gören biriyim.'
SİVİL DARBE OLSAYDI...
İlginç olanı, kimse kalkıp Türkan Hanım'a 'sizi kim mitingde konuşturmadı, neden?' diye sorma gereğini duymadı. Belki de kendi inandığı, Türk milletinin sahip çıktığı değerleri gönülden savunan Saylan, geçen zaman içerisinde çevresindeki herkesin kendisi kadar masum güdülerle hareket etmediğini gördü.
İşin acı tarafı, her zaman olduğu gibi akla kara karıştı... Saylan'ın bazı fanatik gazetelerce hedef gösterilmesiyle, kız çocuklarının eğitimi için bir nevi azize gibi çalışması bilgisi birleştirilince, ne yazık ki hemen şöyle reaksiyonlar veriliyor:
'Saylan, kız çocuklarına sahip çıktığı için bu muameleye tabi tutuluyor... Saylan, Atatürkçü olduğu için evi aranıyor... Ergenekon, iktidarın Atatürkçü düşünceye sahip çıkanlara karşı sürdürdüğü bir sivil darbe.... Bütün bunlar, Atatürk'ü, laikliği, demokrasiyi savunanlara karşı işlenen büyük bir suç!'
Burada bir durup serinkanlı olmaya çalışalım. Evet, olan bitenler gerçekten çok üzücü, düşündürücü... Bazı tabulara dokunulması son derecede rahatsızlık verici... Ancak Ergenekon soruşturmasının sağlıklı ve adil bir şekilde devam etmesi, akla karanın birbirinden ayrılabilmesi için sabretmekten başka çaremiz yok.
Ergenekon soruşturmasında usulle ilgili problemler olduğunu biliyor ve tartışıyoruz. Ancak 'darbeciliğe' dair ciddi delillerin toplandığı da ortada... Eğer şimdiye kadarki süreçte bu soruşturma, usullere tamamen aykırı yürütülseydi; operasyonların hukukdışı olduğuna dair ciddi veriler olsaydı, bugünlere kadar imkanı yok gelinmezdi! Eğer insanlar gerçekten sivil bir darbe olduğuna inansaydı, yerel seçim sonuçları çok farklı olurdu... Eğer gerçekten Hitlervari bir ortam yaratıldığına, şeriatın adım adım geldiğine asker de inansaydı, tepkisi sadece sert demeç vermekle sınırlı olmazdı.
Parlak muamma: Haberal
Prof. Mehmet Haberal, son dalgada gözaltına alınan flaş isim. Akademik kariyeri ve başarılarıyla Türkiye'nin gururu olmuş, Kanal B'nin sahibi Haberal'la ilgili bazı bilgiler şöyle:
- Rahmetli Ecevit'in doktoru, Hüsamettin Özkan'ın kankasıydı. Ecevit, onun teşhisiyle 7 ay Başkent'te yatarak tedavi gördü. Ancak Rahşan Hanım eşini hastaneden, saraydan kız kaçırır gibi GATA'ya kaçırmıştı. Bu olay hala gizemini koruyor.
- Anıtkabir karşısına, imar izni dört kat olmasına rağmen sekiz katlı hastane yaptırması halen bir muamma.
- Öğrencileri kendisinden hazetmediği, çok otoriter bir kişi olduğu da biliniyor.
Elbette sevilmemek, hükümete muhalif olmak, gözaltına alınması için geçerli sebepler değil! Benim çözemediğim şu: Kariyeri bu kadar parlak olan, kendi hastane ve üniversitesini kuracak kadar varlıklı bir doktor, neden televizyon kanalı alır, neden siyasete heves eder?