AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-04-14

kategori2

'Üçüncü Mahalle'yi ararken!

Hepimizin havsalasındaki Türkiye'den çok daha büyük bir ülkede yaşıyoruz.
Bizim nazarımızda Türkiye iki mahalle ve onların egemen kodlarından, kadrolarından ibarettir.
İki mahalleye indirgediğimiz için göremediğimiz Türkiye orada öylece durur.
Dokunamadığımız, bilmediğimiz aşina olmadığımız köpür köpür bir kültür ve tarih olarak.
Bizim ise kaskatı dondurulmuş zihniyetlerimizin duvarları yükselir aramızda.
Zihinsel gettolarında kendi çerçevelerindeki 'Doğru'yu' tartışmaksızın, gözden geçirmeksizin.
Bir mahalleyi seçme zorunluluğu, bir düşünme sistematiğini seçmekle de eşdeğerdir.
Müşterek tarihin ve kültürün bir tek yüzünün baskın olduğu seçim, beraberinde 'bir eksiklik duygusu' verir bize.
Bu eksiklik duygusunu bütünlemek için dogmalara dadanırız.
Eleştirmeyeceğimiz, sorgulamayacağımız, şüphe duymayacağımız dogmalarla tamamlanır gerçekliğimiz, rahat ederiz.
Dogmatik ilişkilerin evrimi kaçınılmaz olarak militan ilişkilere doğru yol alır.
İki mahalle de 'Ötekisizlik' üzerinden kendini tarif edemez.
Birbirlerinin 'ötekisi' olma tarihsel sessiz bir işbirliği ve dayanışmadır daim olmaları için.
'Ötekinin' kim olduğu basit tanımlardan büyük genellemelere ve girift akıl yürütmelerine varır.
Ötekinin tarihi bizim tarihimizdir aslında onlarsız yazılamayacak mağduriyetimizin tarihi.
Destansı, epik, mitlerle döşenmiş geçmişin merkezini 'Öteki Mahalle' kapsar.
Bütün hayal kırıklığı ve eksikliğin müsebbibi.
Diğer yandan iki mahallede de 'Farklılık' süratle dışsallaştırılır.
Farklılığa tahammül ancak parodi düzeyinde kaba bir karikatürdür görünürken...
Mahallelerde kadın değişik versiyonlarda maço kültürün nesnesidir.
Asayişten sorumlu mahalle ağbileri aynı torna çıkışlı olup, aynı karanlıkta bağcı dövenlerdir.
Mahallenin Türkiye'sinin kifayetsizliği gün geliyor kafanıza vuruyor.
İdeolojik ritüellerden ve doğmatik ilişkiden yoruluyorsunuz.
İnsanlık hallerimizi sarmayan referanslar teğel yerlerinden sökülüyor.
Yüzyıllık çatışmanın ortasındaki sınırlar siliniyor.
İki mahalleye de sığamayanların sayısı artıyor.
'Üçüncü Mahalleyi' arıyorsunuz.
Ben Cumhuriyet'e ve Atatürk'e bağlı bir Müslümanım diyebileceğiniz adresi...
Parsellenen zihin dünyanızın selameti adına, olan bitene mesafe koymak adına arıyorsunuz.
İki mahallenin buyurgan normlarından daha fazla olduğunuza kani oluyorsunuz.
Gazali ile Hume'u birlikte okumanın entelektüel hazzını çekiştirilmeden almak için.
Frankfurt Okulu'ndan duyulan coşkuyu Mutezile metinleriyle sürdürmek için.
Vahdet-i Vücud'un sizin gönlünüzdeki yerinin Buda'dan misliyle yüklü olmasının yerelcilik addedilmemesi için.
Türkçe'nin köklerine nüfuz edebilmenin yegane gücünün Osmanlıca'dan geçtiğini idrak için.
Safları yıkmak, kampları dağıtmak, mahalle rantlarını nihayete erdirmek için de 'Üçüncü Mahalle'yi arıyoruz.
Sterilize okumaların ve paylaşılmış metinlerin dışında kalmış Türkiye'yi tanıyabilmek ve anlayabilmek, anlaşılabilmenin de gereği.
Karşıtlıkların birbirini emzirdiği fanatizmin gündelik hayatımızı saran kollarından kurtulabilmeyi ve ötekisiz toplum olabilmeyi arıyoruz.
Tarafgirliğin kararmış niyetlerine vesile olmamak için 'Üçüncü Mahalle'yi bulmalıyız da...