Amsterdam kazasında ölen pilot Murat Sezer'in hatırasına.
Henüz 14 yaşında çocuklardık. Dar gelirli memur, işçi ve esnaf çocukları. Ülkenin ortaokullarında not ortalaması 8 ve üzeri olan 40 bin zeki çocuk arasından sınavla seçilmiş 150 kişi idik. Bir nevi 'creme de la creme'. Ülkenin dar gelirli kesiminin en zeki çocuklarının subay yapıldığı bir dönemin ve Sistem'in parçasıydık. 12 Eylül'ün hemen sonrasında, devleti yönetme 'imtiyazı'nın hala asker olmaktan geçmesinin ailelerimiz üzerinde yarattığı 'dolduruş' ile, uzak illerdeki yuvalarımızdan koparılıp getirilmiş yavru kuşlar gibiydik. Henüz olgunlaşmadan dalından koparılmış meyve olmanın burukluğu ile yatılı askeri lise ortamında birbirimize kenetlendik. Biyolojik değil ama, konjonktürel de olsa doğal kardeşler olduk. Dar gelirli ailelerimizin bize normalde sunamayacakları çok iyi bir kolej eğitimi aldık. Değil Türkiye'yi, dünyayı fethetmeye hazır bir 'sosyo-kültürel açlık' ve hırs enjekte edilmiş, 'cıva' gibi gençler olduk. Sonrasında askerlik 'gömleğinin' üzerimize dar geleceğini fark eden çoğumuz, er ya da geç çeşitli masum 'düzenbazlıklarla' sivil yaşama 'kaçtık'. Kimimiz Murat gibi THY'de pilot oldu, kimimiz benim gibi hukukçu akademisyen. Ordu'yu yüzüstü bırakıp gittiğimiz yönünde vicdani bir rahatsızlık duymadık. Aksine bu 'kaçışı' 14 yaşındaki bir çocuğa belli bir mesleğin daha o yaşta empoze edilmesinin 'adaletsizliğinin' gecikmiş telafisi saydık. Masum düzenbazlıklarımızı ordu karşıtı bir eylem olarak değil, insanın mesleğini özgür iradesiyle seçme hakkına yönelik bir 'manifesto' olarak gördük.
Murat ile aynı sınıftaydık. Yatakhanede ranzalarımız yan yana. Fakir bir işçi çocuğu olduğunu hatırlıyorum. Bursalı olduğundan hafta sonları 'evci' çıkabilen şanslılardandı. Pazar akşamları annesinin yaptığı börek ve çörekleri, bazen istemese de, bizlerle paylaşması gerektiğine dair aldığı aile terbiyesinin hep üstün geldiğini anımsıyorum. Yaşamının Amsterdam yakınlarında çamurlu bir tarla içindeki parçalanmış uçakta son bulacağı kimin aklına gelirdi. En sonunda kendi isteğiyle seçebildiği meslek olarak sivil havacılıkta pilot olmayı başarması dünyayı fethetme gençlik hayalimizle de ne kadar uyuşmuştu oysa... Nur içinde yat sevgili Murat...
Yöneticilerin insanları aptal yerine koymasının dayanılmaz kolaycılığı
Talihsiz uçak kazası henüz gerçekleşmiş. Hollanda radyoları ölüler olduğunu duyuruyor. THY ve Ulaştırma Bakanlığı yöneticileri canlı yayınlarda şaşılacak bir fütursuzluk ve rahatlıkla hiçbir can kaybı bulunmadığını duyuruyorlar. İnsanlara yanlış bilgi verme olasılığının vicdani sorumluluk kaygısından hiçbir belirti yok. Titiz bir araştırma yapmadan duyuru yapmama ihtiyatlılığı ve profesyonelliği yerini şaşırtıcı bir 'hiçbir kayıp yok' rahatlamasının kolaycılığına bırakmış. Yolcu yakınlarına saatlerce hiçbir bilgi verilmiyor.
Bizler sanıyorduk ki artık ülkemizde idarecilerin bireyleri 'tepesine vur lokmasını al' şeklinde pasif yönetilenler olarak gördükleri devir sona erdi. Sanıyorduk ki idarecilerin vatandaşları 'insan' ve 'birey' olarak gördükleri evreye geçildi. Meğer ne kadar yanılmışız. Demek ki vatandaşı salt 'yönetilen' olarak gören ceberut devlet ve yönetim anlayışından, salt 'birey' olarak gören 'insani' yönetim anlayışına geçmek sadece lafla ve havalı reklamlarla olamıyormuş...